Hikayeler

Yitirilmiş Bir Koku, Bulunmuş Bir Nefes

Ayşe, mutfaktaki mermer tezgaha yayılan un kokusunu derin bir nefesle içine çekti. Bu koku, yirmi üç yıldır onun sığınağı, yoldaşıydı. Fırının sıcaklığı, hamurun diriliği, tatlıların insanlarda yarattığı o anlık mutluluk… Hepsi, içinde taşıdığı, asla dinmeyen sızıyı uyuşturmanın bir yoluydu. “Ayşe’nin Fırını”, İzmir’in bu küçük semtinde bir lezzet durağı olmanın ötesinde, Ayşe’nin de yeniden var olduğu

Yitirilmiş Bir Koku, Bulunmuş Bir Nefes Read More »

Kırık Camlar ve Bir Tutam Adaçayı

Elif’in hayatı, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir tabloydu, oysa içinde, yirmi dört yıldır kabuk bağlamamış bir yara taşıyordu. O yara, yirmili yaşlarının başında, üniversite koridorlarında filizlenmiş, umutsuzluğun derin kuyularında boğulmuş bir genç kadının çaresizliğini fısıldıyordu. Şimdilerde kırklı yaşlarının sonlarında, başarılı bir mimar, eşi Murat ile İstanbul’un gözde semtlerinden birinde, boğaz manzaralı, geniş bir evde yaşıyordu. Ancak

Kırık Camlar ve Bir Tutam Adaçayı Read More »

Sırların Bağbozumu

Elif’in parmakları, İstanbul silüetinin en pahalı manzarasına bakan ofis camının soğuk yüzeyinde gezindi. Uzun, zarif parmaklar, tıpkı hayatının geri kalanı gibi kusursuzdu. Yüksek lisansını Paris’te yapmış, uluslararası projelere imza atmış, adını sektörde kısa sürede duyurmuştu. Herkes ona imrenerek bakardı; güçlü, başarılı, zeki. Ama kimse, o kusursuz cephenin ardındaki boşluğu, içindeki o bitmek bilmez yankıyı bilemezdi.

Sırların Bağbozumu Read More »

Kırık Miras

Ayşe, mutfağın ışıklarını açtı. Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülüyordu ama onun için yeni bir gün, yeni bir umut değil, eski bir korkunun daha parlak bir şekilde ortaya çıkma ihtimaliydi. Kalbindeki o devasa sır, her geçen gün daha da ağırlaşıyor, nefes almasını zorlaştırıyordu. Bugün Mert’in otuz beşinci yaş günüydü. Otuz beş yıldır süren bir yalanın otuz

Kırık Miras Read More »

İkinci Bahar Fısıltıları

Emre, boğazın pırıltılı sularına nazır, modern mimarinin son harikası ofisinin camından dışarıyı izliyordu. Elinde her zamanki gibi şekersiz, sütsüz Americano’su vardı ama tadını almıyordu. Başarılı bir kariyere, takdir gören projelere, geniş bir sosyal çevreye sahipti. Dışarıdan bakıldığında her şey mükemmeldi. Ama Emre, göğsünün sol tarafındaki o tarif edilemez boşluğu biliyordu. İçinde bir şey eksikti, uzun

İkinci Bahar Fısıltıları Read More »

Yitik Güvenin Mimarı

Elif, İstanbul’un kalbindeki o yeni, modern kütüphanenin açılış töreninde, mimarlığın somutlaşmış bir rüyası gibi parlıyordu. Üzerine titizlikle çalıştıkları bu yapı, sadece bir bina değil, Elif ve ortağı Demir’in on yıllık emeğinin, uykusuz gecelerin ve bitmek bilmeyen eskizlerin bir sembolüydü. Etrafı saran alkış tufanı, onun kulaklarında en güzel melodiydi. Yanında, omuz hizasında duran, çocukluk arkadaşı ve

Yitik Güvenin Mimarı Read More »

Kilden Kuşlar, Yarım Kalan Hikayeler

Elif’in parmakları kilin soğuk, nemli dokusunda ustaca gezinirken, gözleri uzaktaki bir noktaya sabitlenmişti. Atölyesi, toprağın, yanık odunun ve düşlerin kokusuyla doluydu. Kırklı yaşlarının sonundaydı Elif; başarılı bir seramik sanatçısı, eserleri galerilerin ve koleksiyonerlerin gözdesiydi. Ama parmaklarının şekil verdiği her nesne gibi, ruhu da defalarca kırılıp yeniden yoğrulmuş, içindeki derin çatlaklar ustaca gizlenmişti. O çatlaklardan sızan

Kilden Kuşlar, Yarım Kalan Hikayeler Read More »

Ceren’in Gölgesi

Ceren’in kokusu, dolabın kapağını her açışımda genzime dolan, tatlı-acı bir hançer gibi saplanıyordu ruhuma. Gömleklerini, elbiselerini, eşarplarını tek tek katlarken, her kumaş parçasında onun hayata tutunmuş neşeli ruhunun izlerini arıyordum. Bir yıl olmuştu, kaza o uğursuz günü hayatımızdan koparıp alalı. Bir yıl, ama sanki dün gibiydi her şey. Demir, kapının pervazına yaslanmış, elinde boş bir

Ceren’in Gölgesi Read More »

Yarım Kalan Melodi

Aslı’nın dünyası, o güneşli cumartesi öğleden sonra, İzmir’in Kalabak Plajı’nda, kumdan kalelerden ve çocuk kahkahalarından ibaret sanılan cennetin aniden bir karadelik gibi içine çökmesiyle durdu. Elif, dört yaşındaki tomurcuk çiçeği, kumsalda neşeyle koşturuyordu. Aslı, telefonunda bir mesaja bakmak için başını bir saniyeliğine çevirmişti. Gözleri yeniden kum tepesine döndüğünde, Elif’in kırmızı şapkalı, mavi elbiseli minik silueti

Yarım Kalan Melodi Read More »

Yarım Kalan Bir Hesaplaşma

Zemin sallandığında, Metin’in ilk aklına gelen, yatağında huzurla uyuyan Elif ya da kızı Selin değildi; yirmi yıl önce, o vicdanını susturup imzayı attığı binanın temelleriydi. Küçük bir sarsıntıydı, İstanbul’un alışkın olduğu türden, ama Metin’in içini bir yılan gibi saran korku, hiçbir deprem sireninin yaydığı endişeye benzemiyordu. Ter boşanıyordu alnından. Apar topar yataktan fırladı, cama koştu.

Yarım Kalan Bir Hesaplaşma Read More »

Scroll to Top