Hikayeler

Kayıp Pusula

Ayşe, sabah kahvesini yudumlarken güneşin mutfak perdesinden süzülüp masa örtüsüne vuran ilk ışıklarını izliyordu. Yeni bir güne başlamanın dinginliği ve alışkanlıkların verdiği güvenle içini dolduran huzur tanıdıktı. Yedi yıldır evli olduğu Can’la kurdukları düzen, titizlikle örülmüş bir ağ gibiydi; her ilmeği sağlam, her düğümü güvenle bağlanmış. Can, henüz kalkmamıştı. Hafta içi yoğun iş temposunun ardından

Kayıp Pusula Devamını Oku »

Saklı Çizgiler

Cem, İstanbul’un kalabalık sanat galerilerinden birinde, eserlerine hayranlıkla bakan gözlerin arasında dururken bile, içindeki boşluğun adını bir türlü koyamıyordu. Resimleri, renklerin ve formların cesur dansıydı; gençliğin isyanını, aşkın ateşini, hayatın karmaşasını tuvale aktarıyordu. Eleştirmenler onu “geleceğin ustası” ilan etmişti, koleksiyonerler tabloları için sıraya giriyordu. Her şey yolundaydı, hatta fazlasıyla iyiydi. Ama bu başarının, bu şöhretin

Saklı Çizgiler Devamını Oku »

Sessiz Fırça Darbeleri

Elif, titreyen elleriyle banka dekontunu mutfak masasının köşesine bıraktığında, Canan’ın neşeli sesi evin her bir köşesinde yankılanıyordu: “Abla, inanamıyorum! Tıp fakültesi mi? Hayallerim gerçek oluyor!” Canan’ın parlayan gözlerine, sevincin yüzündeki her bir çizgiye bakarken Elif’in kalbinde hem gurur hem de derin bir acı aynı anda filizlendi. Dekonttaki sayılar, Elif’in aylardır süren uykusuz gecelerinin, iki ayrı

Sessiz Fırça Darbeleri Devamını Oku »

İncinmiş Camlar

Elif, mutfaktaki pencereden sokağı seyrederken, hayatlarının o incecik camdan ibaret olduğunu bilmiyordu henüz. Dışarıda, sonbaharın ilk serin rüzgarı sararmış yaprakları savuruyor, içindeki huzurla bir tezat oluşturuyordu. Yedi yıllık evliliğinde, Mert ile kurdukları dünyanın sağlam temeller üzerine inşa edildiğine inanırdı. Küçük bir apartman dairesi, bankada küçücük bir birikim, ve her şeyden önemlisi, o sıcacık güven. Mert,

İncinmiş Camlar Devamını Oku »

Geçmişin Kırık Temelleri

Elif, İstanbul Boğazı’nın ışıl ışıl yansıdığı, yüksek tavanlı, minimalist tasarım harikası ofisinde pencereye yaslanmış, elindeki mimarlık dergisinin kapağındaki kendi projesine bakıyordu. Yüzünde gururlu bir tebessüm vardı ama gözlerinin derinliklerinde dinmeyen, küçük bir fırtınanın izleri seçiliyordu. Bu fırtına, yıllardır kapalı bir kutuda sakladığı bir sırdan besleniyordu. Dışarıdan bakıldığında Elif’in hayatı kusursuzdu: sektöründe adından söz ettiren, ödüllü

Geçmişin Kırık Temelleri Devamını Oku »

Geçmişin Gölgesi

Mustafa Bey’in cenazesi, güneşin bile yas tuttuğu bir kasım öğleden sonrasında, sanki dünyanın tüm ağırlığını omuzlarında taşıyordu. Toprağa verilen sadece bir beden değil, koca bir hayatın, kırk yıllık bir evliliğin, sayısız anının da defin töreniydi. Elif, toprağın üzerine atılan son küreğin sesini kalbinin derinliklerinde duyuyordu. Boğazı düğüm düğümdü, gözyaşları yanaklarından süzülüp çenesinde birleşiyor, oradan soğuk

Geçmişin Gölgesi Devamını Oku »

Kilitli Sandıktaki Gölge

Ayşe, mutfakta özenle dizdiği baharat kavanozlarına bakarken içini bir huzur kapladı. On yıllık evlilikleri boyunca Emre ile kurdukları düzen, her detayında kendini gösteriyordu. Güven, bu düzenin, bu hayatın çimento harcıydı. Emre’nin kahvaltı masasında bıraktığı gazetenin başlığını okurken gülümsedi; “Sıradan bir Çarşamba,” diye mırıldandı. Ama o Çarşamba, sıradanlığını Ayşe’nin hayatından çalmak üzereydi. O gün, Ayşe’nin aklına

Kilitli Sandıktaki Gölge Devamını Oku »

Vadi’nin Gölgesinde

Elif, nefes almak için ciğerlerine dolan egzoz kokusuna çoktan alışmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan İstanbul, omuzlarına ağır bir yük gibi biniyordu. Eski, nemsizliğe hasret duvarları çatlaklarla dolu kiralık evlerinde, annesinin her sabah aynı özenle hazırladığı kahvaltı tabağını bitirdi. Ablası Ayşe, küçük yeğeni Can’ın okul çantasını hazırlarken homurdanıyordu. Babası, yıllarca çalıştığı tekstil atölyesi kapanınca bel fıtığıyla

Vadi’nin Gölgesinde Devamını Oku »

Sedat’ın Gölgesi

Ayşe, mutfak penceresinden içeri süzülen sabah güneşinin aydınlattığı toz zerreciklerini izlerken, içinden yükselen hafif bir endişeyle omuzlarını silkti. Kırk dört yaşındaydı, yirmi yıllık evli, biri üniversitede okuyan Elif, diğeri lise son sınıftaki Demir olmak üzere iki pırıl pırıl evlada sahip, hayatının düzeninden memnundu. Murat, kocası, şehrin saygın mühendislerinden biriydi; dürüst, çalışkan, ailesine düşkün. Herkesin gıptayla

Sedat’ın Gölgesi Devamını Oku »

Yarım Kalan Tablo

Elif, elindeki fincanın sıcaklığını avuçlarında hissederken, eşi Can’ın anlattığı günün yorgunluğunu gözlerinde gördü. Karşılarında oturan on altı yaşındaki kızları Defne, telefonuna gömülmüş, kendi dünyasında sessizce var oluyordu. Dışarıda İstanbul’un sonbahar rüzgarı hafifçe uğulduyor, camları dövüyordu. Bu an, her şeyiyle mükemmeldi. Sıcak bir yuva, huzurlu bir akşam yemeği, sevgi dolu bir aile. Elif, nefes alıp verirken

Yarım Kalan Tablo Devamını Oku »

Yukarı Çık