Hikayeler

Kar Beyazı Bir Yük

Elif, pencereden dışarıya, hafifçe yağan karın usulca yere inişini izliyordu. Beyaz örtü, her şeyi örttüğü gibi, yılların pasını, kırgınlıklarını, sessizce yutkunulan anıları da örtmek ister gibiydi. Oysa onun içinde hiçbir şey örtülmüyordu; aksine, Mert’in yarınki ödül töreni yaklaştıkça, her bir anı daha net, daha keskin bir bıçak gibi saplanıyordu göğsüne. Mert, onun küçük kardeşi, ailenin

Kar Beyazı Bir Yük Read More »

Cam Tavanın Altında

Mert, otobüsün penceresinden hızla akıp giden İstanbul siluetine bakarken, içindeki umudu ve bir parça da yorgunluğu hissetti. Yüksek mimarlık diplomasını alalı iki yıl olmuş, Anadolu’nun küçük bir şehrinden çıkıp gelmişti bu metropole. Her sabah iki vesaitle işe gidip geliyor, geceleri küçük kiralık dairesinde çizimler yapıyor, bitmek bilmeyen hayaller kuruyordu. Bir gün, tıpkı bindiği otobüsün geçtiği

Cam Tavanın Altında Read More »

Taş Duvarlar Arasındaki Sır

Ayşe, mutfak penceresinden içeri sızan ilk güneş ışınlarıyla uyandığında, göğsünde tarifsiz bir huzur hissetti. Kocası Mert’in güçlü kolu beline sarılıydı; düzenli nefes alıp verişi kulağının dibinde tatlı bir melodi gibiydi. Beş yıllık evlilikleri boyunca bu duygu, her sabaha onunla uyanmanın getirdiği o dingin mutluluk hiç eksilmemişti. Onların aşkı, zorluklarla yoğrulmuş, çetin sınavları başarıyla geçmiş, her

Taş Duvarlar Arasındaki Sır Read More »

Kabuk Bağlamayan Yara

Elif, yıllarca ilmek ilmek ördüğü kusursuz hayatının tam merkezinde, mimarlık dünyasının en prestijli ödüllerinden birini alırken, sahnedeki parlak ışıkların bile delemediği bir gölge hissetti içinde. Avcunun terinde sıkıca tuttuğu kristal heykelciği kaldırırken, salonu dolduran alkış tufanı, geçmişinden gelen buz gibi bir fısıltıyla boğuldu sanki. Kaan, eşi, yan koltuğunda gururla gülümsüyor, yedi yaşındaki kızları Defne ise

Kabuk Bağlamayan Yara Read More »

İki Dünyanın Eşiğinde

Elif, sabahın ilk ışıklarıyla uyanan bir şehrin gürültüsüne inat, kulaklığını takmış, vızıldayan otobüsün penceresinden dışarıyı seyrediyordu. Her sabah aynı yolculuk, aynı kalabalık, aynı hayaller ve aynı kaygılar. Camın arkasındaki yansımasında gördüğü genç kadın yorgundu; Aksaray’dan gelip İstanbul’da mimarlık okuma cesaretini gösteren, ailesinin tüm umudunu omuzlarında taşıyan, bursunun yetmediği yerde part-time işlerle ayakta kalmaya çalışan Elif’ti

İki Dünyanın Eşiğinde Read More »

Yitirilen Renkler

Elif, pencereden sızan akşamüstü güneşi mutfağının soğuk fayanslarına vururken, elindeki fincanın sıcaklığına sığındı. Karşı apartmanın geniş balkonunda, gürültülü bir kahkaha yankılandı. Ayşe. Küçük kız kardeşi. Birkaç ay önce açtığı sanat galerisinin ilk yıldönümünü kutluyordu belli ki. Elif’in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm belirdi; ruhunun derinliklerinde ise tarifsiz, adı konmamış bir hüzün gezinmekteydi. Ayşe’nin her kahkahası,

Yitirilen Renkler Read More »

Ahmet’in Gölgesi

Cemal Demir, elindeki ‘Yılın İş Adamı’ ödülünün soğuk metalini parmak uçlarında hissederken, kalbinde buz gibi bir kış sabahının o tanıdık sızısını taşıyordu. Alkışlar salonu doldururken, parlak spot ışıkları yüzündeki kusursuz gülümsemeyi aydınlatıyor, ama gözlerindeki yorgunluğu gizleyemiyordu. Yirmi beş yıl… Dile kolaydı ama her biri, sırtına binen o görünmez yükün yeni bir katmanı olmuştu. Sahneye çıktığında,

Ahmet’in Gölgesi Read More »

Sessiz Bir Gülüşün Gölgesi

Elif, kristal bardaklardan yansıyan şampanya pırıltılarını ve Murat’ın kahkahalarını izlerken, kalbinde tarif edilemez bir acı ve gurur karışımı dans ediyordu. Burası, Murat’ın nişan partisiydi. Ankara’nın en gözde otellerinden birinin terası, şehir ışıklarının altında parlıyordu. Her şey, Murat’ın yeni hayatı gibiydi: ışıltılı, vaatkar ve kendinden emindi. Yanındaki nişanlısı, Zeynep, sosyetik çevresinden, babası büyük bir holdingin sahibi

Sessiz Bir Gülüşün Gölgesi Read More »

Enkaz Altında

Elif, sabah güneşinin altın rengi ışıklarıyla yıkanan, kendi elleriyle çizip her bir köşesini ilmek ilmek işlediği o evde, kahve fincanını dudaklarına götürürken hayatının kusursuzluğuna bir kez daha şükretti. Her şey olması gerektiği gibiydi; başarılı bir mimarlık kariyeri, tutkuyla bağlı olduğu yakışıklı kocası Demir, hafta sonları bahçede koşturmayı hayal ettikleri iki çocuk… Masasında duran dergide, bu

Enkaz Altında Read More »

Çizilmemiş Portre

Elif, avucundaki bozuk paraları saydı. On sekiz yaşındaydı ve hayatı, o avucundaki demir parçaları kadar netti: az, sınırlı ve dikkatli kullanılması gereken. Kardeşi Zeynep ise, elindeki kırık pastel boyayla evin duvarına dev bir güneş çiziyordu. Güneş turuncu değil, mosmordu. Zeynep on iki yaşındaydı ve onun dünyası, Elif’inkinin aksine, sınırsız renklerle doluydu. Elif, hep bu zıtlığı

Çizilmemiş Portre Read More »

Scroll to Top