Hikayeler

Saklı Kalan Yankı

Kapı zili çaldığında, Elif’in kusursuz hayatının dışına atılan o ilk taşın yuvarlandığını henüz bilmiyordu. Cumartesi öğleden sonrasıydı. Can, oturma odasında elinde bir kitap, huzur içinde uyukluyordu. Elif, mutfakta özenle hazırladığı meyveli tartın fırından yükselen kokusunu içine çekerken, hayatının bu denli dingin ve düzenli akışına her zaman şükrederdi. Kırklarına merdiven dayamış, İstanbul’un en gözde mimarlık ofislerinden

Saklı Kalan Yankı Devamını Oku »

Gözyaşlarının Sessiz Dili

Duvarında asılı, eskimiş bir suluboya tablonun karşısında, Elif’in parmakları titrekçe fırçaların tozlu kıllarına dokundu. O fırçalar, bir zamanlar parlak hayallerin, cüretkar renklerin taşıyıcısıydı. Şimdiyse, Elif’in ellerinde sadece bir muhasebeci kaleminin ağırlığı vardı. Yirmi yıl önce o tabloda can bulan Boğaz’ın lacivert suları, şimdi odasının camından gri bir İstanbul göğüne bakıyordu. Telefonunun acı sesi, anılarla örülü

Gözyaşlarının Sessiz Dili Devamını Oku »

Yitirilen Gölge

Elif, yıllardır peşini bırakmayan o rüyayla uyandığında, henüz şafağın ilk ışıkları perdenin aralığından sızmıyordu. Karanlık ve uğultulu bir ses, ardından gelen ani bir çarpma ve uyanmadan hemen önceki o nefes kesici boşluk… Çarpıntıyla oturur pozisyona geldi, kalbi göğüs kafesini delip geçecek gibiydi. Yanında huzurla uyuyan Can’ın varlığı bile o anki yalnızlığını dindirmeye yetmedi. On yıldır

Yitirilen Gölge Devamını Oku »

Yalanların Kör Düğümü

Elif, pazar sabahlarının o huzurlu, tembel ışıklarını severdi. Boğaz’ın serin rüzgarının penceresinden sızdığı geniş, aydınlık salonlarında, Murat’ın kahve kokusuyla uyanmak, yedi yıldır süregelen evliliklerinin değişmez ritüeliydi. Kendini şanslı hissederdi. Başarılı bir mimar, sevgi dolu bir eş, hayatının her köşesi özenle örülmüş bir dantel gibiydi. Ta ki o cumartesi, annesi Sevgi’nin ısrarıyla tavan arasındaki eski eşyaları

Yalanların Kör Düğümü Devamını Oku »

Saklı Kökler

Elif’in hayatı, pazar sabahının o bilindik tembelliği içinde, bir fincan sade kahve ve gazetelerin hışırtısıyla akıp gidiyordu. Kırkına merdiven dayamış, İstanbul’un orta halli bir semtinde, eşi Can ve on bir yaşındaki kızı Deniz’le sakin bir düzen kurmuştu. Hayatında büyük sürprizlere, beklenmedik dönemeçlere yer yoktu. Ta ki o cumartesi öğleden sonraya kadar. Annesi Ayşe Hanım’ın aniden

Saklı Kökler Devamını Oku »

Zamanın Tozu

Elif, yıllar sonra Demir’i ilk gördüğünde, İstanbul’un kalbindeki eski bir Bizans hamamının loş, rutubetli havasında, zamanın ve kaderin acımasız bir şakasına kurban gittiğini düşündü. Hamamın kubbesinden süzülen solgun ışık, toz zerrecikleriyle dans ediyor, tavan fresklerinin silik hatlarını nazikçe aydınlatıyordu. Restorasyon projesi için buradaydı, kariyerinin zirvesinde, uluslararası alanda tanınan bir mimar olarak. Ama o an, tüm

Zamanın Tozu Devamını Oku »

Yontulmuş Hayaller

Testere seslerinin, talaş kokusunun ve terli avuçların ahşaba kazıdığı izlerin hüküm sürdüğü atölyesinde, Mehmet’in hayatı yıllardır aynı ritimde akıyordu. Sabahın erken saatlerinde açılan kepenkten sızan ilk ışıkla başlar, parmak uçlarına kadar işlemiş yorgunlukla kapanırdı günü. İstanbul’un varoşları ile işlek caddelerini ayıran o gri hatta, küçük bir sanayi sitesinin derinliklerindeydi dükkanı; “Mehmet Usta Ahşap Atölyesi”. İsmiyle

Yontulmuş Hayaller Devamını Oku »

Mavi Kapı

Telefon ekranındaki yabancı numara, Elif’in yıllardır sakladığı bir sandığı birden açtı. Arayanın adını, “Aylin – Canım Arkadaşım” olarak kaydetmesinin üzerinden en az on yıl geçmişti. Elif, mimarlık ofisindeki çizim masasının başından kalkmadan, elini telefona uzattı. İçinde anlamsız bir sıkıntı vardı. Aylin, durduk yere aramazdı. “Elif, nasılsın?” Aylin’in sesi duyulur duyulmaz Elif’in yüreği burkuldu. Tınısı titrek

Mavi Kapı Devamını Oku »

Gölgelerdeki Çiçek

Elif, pencerenin önündeki o eski ahşap sandalyede otururken, şehrin griliğine inat direnen tek tük ağaçların dallarına takılıp kalmış martıları izledi. Soğuk bir Kasım sabahıydı ve İstanbul, her zamanki gibi kalabalık, telaşlı ama bir o kadar da acımasız görünüyordu. Dışarıdaki gürültü, Elif’in içindeki o hiç dinmeyen sessizliği boğamıyordu. Otuz sekiz yaşındaydı ve hayatının büyük bir kısmı,

Gölgelerdeki Çiçek Devamını Oku »

Yarım Kalan Bir Şehir Şarkısı

Elif, Kadıköy’deki mimarlık ofisinin penceresinden yağmurun İstanbul’a serdiği ince örtüyü seyrederken, hayatının öngörülebilir sakinliği içinde kayboluyordu. Otuz dört yaşındaydı, başarılıydı, kendi ayakları üzerinde duruyordu ve dışarıdan bakıldığında her şeye sahipti. Ama içten içe, ruhunun derinliklerinde, tanımlayamadığı bir boşluk hissediyordu. Bir melodi eksikti sanki, bir tamamlanmamışlık. Hafta sonları, özellikle hava böyle kapalı olduğunda, Beyoğlu’ndaki “Kitap Zamanı”

Yarım Kalan Bir Şehir Şarkısı Devamını Oku »

Yukarı Çık