Hikayeler

Geçmişin Sessiz Yükü

Elif, sabah güneşinin vurduğu, özenle dekore edilmiş mutfaklarında demli çayını yudumlarken, bir an için hayatının resim defterinden fırlamış bir kare kadar kusursuz olduğunu düşündü. Kocası Demir, bankacılık sektöründeki yoğun temposuna rağmen her sabah ona eşlik eder, dünyanın en lezzetli kahvaltılarını hazırlardı. Bugün de öyleydi; kokusuyla iştah açan menemenin buharı camları buğulandırıyor, Elif’in içini ısıtan bir

Geçmişin Sessiz Yükü Devamını Oku »

Rengi Solan Güven

Elif, mutfak penceresinden içeri sızan sonbahar güneşinin yaldızladığı toz zerreciklerine bakarken, avucunda tuttuğu banka tebligatının soğuk gerçekliğiyle kasılıyordu içi. O ev, sadece duvarlardan ibaret değildi; annelerinin gülüşleri, babalarının hikayeleri, iki kız kardeşin bitmeyen hayalleriydi. İzmir’in eski Konak semtinde, mandalina ağaçlarıyla çevrili, cumbalı, iki katlı o taş ev, onların sığınağı, limanı, kökleriydi. Şimdi ise üzerlerine çöken

Rengi Solan Güven Devamını Oku »

Yalıdaki Ses

Elif’in eskimiş spor ayakkabıları, Bebek sahilindeki o devasa yalıya çıkan traverten basamakları tırmanırken, her adımda derin bir nefes alıp veriyordu. Güneş, Boğaz’ın pırıltılı yüzeyinden yansıyarak yüzünü ısıtsaydı da, içindeki buz gibi gerginliği eritemiyordu. Burası, onun dünyasına ait değildi; daha doğrusu, henüz değildi. Elif, bu mermer kaplı, bahçesi özenle düzenlenmiş, camları denize nazır yalıda sadece bir

Yalıdaki Ses Devamını Oku »

Geçmişin Yakıcı Külleri

Elif, yıllar önce geride bıraktığı o küçük Anadolu kasabasının toprak kokusunu, hâlâ zaman zaman rüyalarında duyardı. Ama uyandığında, İstanbul’un Boğaz manzaralı, minimalist zevklerle döşenmiş dairesinde, yanında huzurla uyuyan eşi Can ve az ötede mışıl mışıl uyuyan kızı Defne’nin varlığıyla, her şeyin geride kaldığına dair sahte bir güvene sarılırdı. Mimarlık ofisindeki başarısı, sosyal çevresi, kurduğu düzen,

Geçmişin Yakıcı Külleri Devamını Oku »

Sırrın Mimarı

Emre’nin başarısı, yükseldiği her katın soğuk betonunda, geçmişten gelen bir fısıltıyla yankılanıyordu. İstanbul’un hızla değişen siluetine imzasını atan devasa binaları, adını kentsel dönüşümün en parlak yıldızlarından biri yapmıştı. Akşam haberlerinde, dergilerin kapaklarında onun vizyoner projeleri konuşuluyor, “şehrin geleceği” olarak lanse ediliyordu. Oysa Emre, bu parıltılı kabuğun altında, her gece aynı rüyanın kıyısında geziniyordu: Çatırdayan bir

Sırrın Mimarı Devamını Oku »

Kırık Temellerin Sırrı

Elif, sabahları aynada gördüğü kadına uzun zamandır yabancıydı. Otuzlu yaşlarının sonlarında, şık döşenmiş dairesinin penceresinden Boğaz’ın lacivertine bakarken, elleriyle kahve kupasını sıktı. Başarılı bir mimarlık firmasının ortağı, sevgi dolu bir eşin (Can), pırıl pırıl bir kız çocuğunun (Defne) annesiydi. Dışarıdan bakıldığında, hayatı kusursuz bir mimari çizim gibiydi; her köşesi ölçülü, her çizgisi estetik. Ama içindeki

Kırık Temellerin Sırrı Devamını Oku »

Kayıp Çizimlerin Gölgesinde

Elif’in hayatı, babasının kurduğu sağlam temeller üzerinde yükselen, kusursuz bir kule gibiydi, ta ki ilk çatlak kendini gösterene dek. Yirmi sekiz yaşındaydı. Başarılı bir mimarlık firmasında yükselen bir profesyonel, nişanlısı Can’la mutlu bir geleceğe adım adım ilerleyen, ailesine düşkün, adeta bir tablo gibi bir yaşam sürüyordu. Babası Nejat Bey, sektörün duayenlerinden, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla tanınan,

Kayıp Çizimlerin Gölgesinde Devamını Oku »

Çiçek Açmamış Bir Dal

Gülüşü dudaklarında donup kalırken, Ayşe aynadaki yansımasına baktı; bu akşam Elif’in nişanı vardı ve o, yine en iyi abla rolünü oynayacaktı. Otuz yedi yaşının yorgun çizgileri, makyajın altında bile kendini belli ediyordu. Gözlerinin kenarındaki hüzünlü parıltıyı silmeye çalıştı, ama nafile. Genç kızlığından beri taşıdığı bu yük, zamanla tenine işlemişti sanki. Arkadan gelen neşeli sesler, Elif’in

Çiçek Açmamış Bir Dal Devamını Oku »

Eylül Dokunuşu

Zeynep, pazar sabahlarının o boğucu sessizliğini bir süredir nefretle karşılıyordu. Güneşin tül perdelerden sızıp salondaki toz zerreciklerini aydınlatışı bile, içindeki sıkıntıyı dağıtmaya yetmiyordu. Emre, her zaman olduğu gibi gazetesi ve kahvesiyle koltuğuna gömülmüş, dünyadan kopuk bir halde kendi evrenindeydi. Zeynep, elindeki kahve fincanını mutfak tezgahına sertçe bırakırken çıkan sesi fark etmediğini sandı, ta ki Emre’nin

Eylül Dokunuşu Devamını Oku »

Sokakbaşı’nın Düğümlenen İpleri

Deniz kokusu bile beton ve cam kokusuna karışalı çok olmuştu bu sokaklarda. Elif, dükkanının camekanından dışarıyı seyrederken iç çekti. “İğne İplik” yazan eski, bakır tabela neredeyse otuz yıldır buradaydı. Büyükanne Hatice’sinden kalma bir mirastı. Şimdiyse tabelanın pası, ruhuna işleyen yorgunluğun aynası gibiydi. Kirası geçen ay da gecikmişti. Apartmanın yeni sahibi olan genç adam, mahalledeki çoğu

Sokakbaşı’nın Düğümlenen İpleri Devamını Oku »

Yukarı Çık