Hikayeler

Gözdeki Yara, Kalpteki Gölge

Defne, parktaki salıncakta Ada’nın kahkahalarını dinlerken, hayatının rayına oturduğuna inanmıştı. Beton bloklar arasına sıkışmış bu küçük yeşil alan, onun ve sekiz yaşındaki kızının sığınağıydı. Sabahları erken kalkar, kurumsal bir firmada insan kaynakları departmanındaki işine gider, akşamları Ada ile ilgilenir, hafta sonları ise parklar, kütüphaneler arasında mekik dokurdu. Bu düzen, güvenli, öngörülebilir ve her şeyden önemlisi,

Gözdeki Yara, Kalpteki Gölge Read More »

Sükûtun Gölgesi

Ayşe, annesinin evinin kapısını her açtığında, zamanın donduğu bir müzeye girermiş gibi hissederdi. Her köşe, her eşya, yılların birikmiş sessizliğini fısıldardı kulağına. Annesi Elif, tıpkı bu ev gibiydi; dingin, biraz eskimiş ama içinde derin, okunmayı bekleyen hikayeler saklı. Ayşe ise, modern dünyanın hızlı ritminde nefes alıp veren, başarılı bir mimar. İstanbul’un gökdelenleri arasında kendi imparatorluğunu

Sükûtun Gölgesi Read More »

Sırda Saklı Bir Nefes

Ayşe, yemek masasında her zaman olduğu gibi Can’ın tabağını biraz daha zenginleştirirken, büyük kızı Elif’in kaşlarını hafifçe çattığını fark etti. Çatılmış kaşlar, aslında “Yine mi anne? Ben de senin evladınım unutma,” demekti, Ayşe bunu bilirdi. Yirmi iki yaşındaki Elif, üniversiteyi yeni bitirmiş, hayatına yön vermeye çalışan genç bir kadındı; kendi ayakları üzerinde durmak için çabalarken

Sırda Saklı Bir Nefes Read More »

Yerin Kulağı Vardır, Göğün Gözü

Elif, kırk iki yıllık hayatının her günü, sabahın ilk ışıklarıyla uyanırdı. O sabah da aynıydı; yatak odasının penceresinden sızan soluk gün ışığı, Boğaz’ın lacivert sularına vurup odaya dans eden pırıltılar gönderiyordu. Ancak Elif’in gözleri, o pırıltıların ardındaki sisli geçmişe takılı kalmıştı. Burnuna gelen anlık toprak kokusu, yağmur sonrası yıkanmış çam kokusu, onu yine yıllar öncesine,

Yerin Kulağı Vardır, Göğün Gözü Read More »

Toprağın Belleği

Zeynep, toprağın altında yatan hayatı çıplak gözle değil, parmak uçlarıyla hissetmeye alışmıştı. Yıllarca süren uğraşının, kurduğu peyzaj mimarlığı ofisinin adını “Filiz” koyması da tesadüf değildi. Her yeni fide, her budanan dal, onun için hayata tutunmanın, yeniden yeşermenin bir sembolüydü. Toprak kokusu, içindeki fırtınaları dindiren tek sığınaktı. O fırtınanın en büyüğü ise on altı yıl önce,

Toprağın Belleği Read More »

Küllerin Arasından

Elif’in hayatı, boğazın pırıltılı suları kadar duru, mimar eliyle çizilmiş gibi kusursuzdu, ta ki o eski ad yeniden fısıltıyla dudaklara değene kadar. Her sabah uyandığında, eşi Can’ın sevgi dolu bakışları ve altı yaşındaki kızları Defne’nin şen kahkahalarıyla güne başlıyor, İstanbul’un kalbindeki o modern villalarında, hayatın tüm güzel renklerini bir tablo gibi yaşıyordu. Başarılı bir mimarlık

Küllerin Arasından Read More »

Yitirilmiş Cennetin Yankısı

Elif, aynadaki yansımasına baktığında, gördüğü kadının kendi olamayacağına inanmakta zorlanıyordu. Gözlerinin altındaki hafif morluklar, makyajla ustaca gizlenmiş olsa da, ruhundaki yorgunluğu ele veriyordu. Otuzlu yaşlarının ortasında, incecik, zarif bir kadın. Saçları her zaman özenle yapılı, giyimi her zaman şık ve pahalıydı. Cem’in eşiydi. Cem, İstanbul’un en başarılı mimarlarından biriydi. Herkes Elif’in hayatına imrenirdi; boğaz manzaralı

Yitirilmiş Cennetin Yankısı Read More »

Kırık Toprakların Kefareti

O yedi katlı gökdelen, Cem’in gururu olduğu kadar, her gece uykusunu kaçıran, vicdanının betonlaşmış bir anıtıydı adeta. Çelik ve camdan yükselen bu modern yapı, şehrin siluetine yeni bir çentik atmış, Cem İnşaat’ın adını bir kez daha zirveye taşımıştı. Cem, kırklarının ortasında, karizmatik duruşu, keskin zekası ve demir gibi iradesiyle tanınan başarılı bir iş adamıydı. Ama

Kırık Toprakların Kefareti Read More »

Bir Avuç Toprak ve Gönül Borcu

Ayşe, eski demir kapının ardında açan mor salkımlı begonyalarına bakarken, nihayet kendi nefesiyle var olabildiğini hissetti. Otuz yedi yaşındaydı ve hayatı boyunca ilk kez, sadece kendi istekleri için bir şeyler yapabiliyordu. Sabahın erken saatlerinde küçük serasını açıyor, yeni fidelerin toprağını havalandırıyor, her bir saksıya annesinden miras kalan sevgiyi ve kendi hayallerini ekiyor gibi hissediyordu. Kendi

Bir Avuç Toprak ve Gönül Borcu Read More »

Gölgeler ve Papatyalar

Toprak henüz tazeydi, bir yıl geçmiş olsa da rüzgarın taşıdığı hışırtı Can’ın adını fısıldıyor gibiydi. Emre, mermerin soğuk yüzeyine dokundu. “Can, dostum,” diye mırıldandı, sesi kurumuş yapraklar gibi çatırdayarak. “Sözümü tutuyorum, biliyorsun.” Ama bu söz, her geçen gün daha karmaşık, daha ağırdı. Aslı’ya ve minik Elif’e göz kulak olmak, bir yemin gibi zihnine kazınmıştı. Fakat

Gölgeler ve Papatyalar Read More »

Scroll to Top