Hikayeler

Gölgedeki Fırça

Ayşe’nin elleri, yirmili yaşlarının başında, henüz kendi hayallerini bile tam kuramamışken, babasının ellerine benzemeye başlamıştı: nasırlı, yorgun, ama bir o kadar da dirençli, tıpkı Anadolu’nun kurak toprakları gibi, inatla hayatı tutan. Tırnaklarının dipleri temizlenmesi zor, inatçı bir kirle doluydu. Bir yanda tekstil atölyesinin kumaş tozları, diğer yanda akşam temizliğine gittiği ofislerin kimyasal kokuları, parmak uçlarına

Gölgedeki Fırça Devamını Oku »

Beklentilerin Gölgesi

Telefon çaldığında, Elif’in elindeki boya fırçası tabağa değmeden havada asılı kaldı. Genellikle acil durumlar dışında kimse onu öğle molasında aramazdı, hele ki bu numara annesine aitti. Yutkundu, göğsünde anlamsız bir sıkışma hissetti. Ekrandaki “Annem” yazısı parladı, yüreği bir kuş gibi kanatlandı kafesinde. “Alo, anne?” dedi, sesi olduğundan daha ince çıkmıştı. Karşıdan yorgun, telaşlı ama tanıdık

Beklentilerin Gölgesi Devamını Oku »

Sırda Gizlenen Çiçekler

Zeynep, sofradaki porselen tabağını kurcalarken, annesinin Elif’e yönelen şefkatli bakışlarının bir bıçak gibi kalbine saplandığını hissetti. Evin içinde, bazen koca bir okyanus kadar derinleşen bu sessiz uçurum, yıllardır kemiriyordu ruhunu. Abisi yoktu, sadece Elif ablası vardı. Elif, ailenin gururuydu, parlayan yıldızıydı. Güzeldi, zekiydi, başarılıydı. Tıp fakültesini bitirmiş, şimdi de saygın bir hastanede genç bir doktor

Sırda Gizlenen Çiçekler Devamını Oku »

Yarım Kalan Bir Şarkı

Elif, sabahları aynı gri şehir manzarasına uyanıp, aynı boşluğun yankılandığı bir yatakta yavaşça gerindiğinde, hayatının bir zamanlar kurduğu hayallerin sadece soluk bir kopyası olduğunu hissetti. Yedi yıllık evliliği ve sekiz yaşındaki kızı Zeynep, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir tablo çiziyordu. Murat, başarılı bir iş adamıydı, Zeynep parlak gözlü, neşeli bir çocuktu. Ancak Elif’in ruhu, bir zamanlar

Yarım Kalan Bir Şarkı Devamını Oku »

Gölgedeki Yüz

Elif, yıllardır özenle inşa ettiği o kusursuz kabuğun, tek bir fısıltıyla çatlayacağını biliyordu. Gün batımının usulca okşadığı penceresinden Boğaz’a bakarken, modern yaşamın tüm karmaşasına rağmen kendi küçük dünyasının ne kadar sağlam göründüğünü düşündü. Başarılı bir mimar, sevgi dolu bir eş, pırlanta gibi bir kız çocuğu… Her şey olması gerektiği gibiydi, belki de fazlasıyla. Ama o

Gölgedeki Yüz Devamını Oku »

İki Hayat, Tek Yalan

Selin, gözlerini bir anda açtığında, başucundaki dijital saatin 03:17’yi gösterdiğini fark etti. Yatağın Hakan’a ait tarafı boştu. Yine. Son birkaç aydır bu durum o kadar sık tekrarlanır olmuştu ki, artık uykusundan çalınan her saatte içini kemiren o belirsiz duyguya alışmaya başlamıştı. Önce umursamamaya çalıştı, işlerinin yoğunluğuna verdi. Hakan’ın IT danışmanlık şirketi son dönemde gerçekten de

İki Hayat, Tek Yalan Devamını Oku »

Güvenin Bedeli

Elif, sabahın ilk ışıklarıyla açtığı Hatıra Dükkanı’nın demir kapısını her zaman aynı hışırtıyla iterdi. O hışırtı, yirmi yıllık bir alışkanlığın, anne babasından miras kalan bu küçük antika cennetinin ve hayatının müziği gibiydi. Dükkan, Beyoğlu’nun arka sokaklarından birinde, zamana meydan okuyan ahşap bir binanın zemin katındaydı. İçerisi, tozlu raflarında geçmişin fısıltılarını taşıyan, her biri ayrı bir

Güvenin Bedeli Devamını Oku »

Elif’in Masalı

Bayram kalabalığının boğucu gürültüsü, Ayşe’nin kulaklarında hâlâ yankılanıyordu. Aradan yirmi uzun yıl geçmiş olmasına rağmen, o günkü panik, kaybolan bir iğne ucu gibi beyninin en derin köşesine saplıydı. Küçük Elif’i elinden tuttuğu son an, tezgâhtaki simitlerin kokusuna kapılıp bir saniyeliğine başını çevirdiği o lanet an… Sonra Elif yoktu. Kalabalık, onu yutmuş, sanki hiç var olmamış

Elif’in Masalı Devamını Oku »

Geçmişin Soluk Gölgesi

Elif, yıllarca özenle ördüğü mükemmel hayatının duvarlarının çatırdayacağını hiç düşünmemişti. Günlerden bir gündü, sıradan bir Cuma akşamı. İstanbul’un boğaz manzaralı lüks semtlerinden birinde, kendine ait, özenle dekore edilmiş ofisinde son e-postalarını yanıtlarken, dışarıdaki yağmur camları dövüyordu. Bir mimarlık şirketinin başarılı ortağıydı, Cem adında yakışıklı ve anlayışlı bir kocası, Deniz adında pırıl pırıl bir kızı vardı.

Geçmişin Soluk Gölgesi Devamını Oku »

Kırık Camlar ve Misk Kokulu Bir Oda

Sahnedeki ışıklar gözlerini kamaştırırken, Elif’in zihnine düşen ilk görüntü, yirmi beş yıl önceki loş, soğuk bir hastane odasıydı. Elleri, ödülünü almak için uzatılan mikrofona doğru istemsizce titredi. Mimarlık kariyerinin zirvesinde, İstanbul’un en prestijli projelerine imza atmış, adına yakışır bir yaşam kurmuştu. Alkış tufanı kulaklarını doldururken bile, o küçük odadaki sessiz çığlığın yankısı dinmiyordu. O gece,

Kırık Camlar ve Misk Kokulu Bir Oda Devamını Oku »

Yukarı Çık