Aile Draması

Rengi Solan Güven

9 dakikalık okuma · 1632 kelime

Elif, mutfak penceresinden içeri sızan sonbahar güneşinin yaldızladığı toz zerreciklerine bakarken, avucunda tuttuğu banka tebligatının soğuk gerçekliğiyle kasılıyordu içi. O ev, sadece duvarlardan ibaret değildi; annelerinin gülüşleri, babalarının hikayeleri, iki kız kardeşin bitmeyen hayalleriydi. İzmir’in eski Konak semtinde, mandalina ağaçlarıyla çevrili, cumbalı, iki katlı o taş ev, onların sığınağı, limanı, kökleriydi. Şimdi ise üzerlerine çöken borç yükü ve vadesi geçmiş taksitlerle bir hayalete dönüşmek üzereydi.

“Elif abla, ne oldu yine?” Zeynep’in sesi, Elif’in düşüncelerini böldü. Kardeşi, elinde yarım kalmış bir eskiz defteriyle salona girmiş, her zamanki gibi dağınık, her zamanki gibi naif bir merakla bakıyordu ablasına. Zeynep, annesinden aldığı resim yeteneğiyle dünyayı farklı renklerde gören, ruhu özgür bir kelebekti. Ancak bu özgürlük, çoğu zaman hayatın acımasız gerçekleriyle yüzleşmekte zorlanmasına neden oluyordu.
Elif tebligatı masaya bıraktı. “Ne olacak Zeynep? Aynı tas, aynı hamam. Banka kapıya dayanmış. Son iki ayımız kaldı. Ya bir mucize olur, ya da bu ev… bu ev elimizden gider.”
Zeynep’in gözlerindeki ışıltı sönüverdi. “Ama nasıl olur Elif abla? Bu kadar da borç birikmiş olamaz ki? Sen her şeyi ne kadar titiz tutarsın.”
Elif derin bir nefes aldı. “Titizlik yetmiyor Zeynep. Annemle babam vefat ettiğinden beri bu evin tüm yükü omuzlarımda. Senin resimlerin ne kadar satıyor ki? Bir sergi açalım diyoruz, o bile borçla döner mi bilmiyoruz. Evin tamiratı, vergiler, sigorta… Her şey üst üste geldi. Benim maaşım tek başına neye yetsin?”
Zeynep başını öne eğdi. Suçluluk duygusu tüm bedenini sarmıştı. Elif haklıydı. O, hayallerinin peşinde koşarken, ablası hayatın çarkları arasında eziliyordu. “Peki ne yapacağız şimdi? Kime başvuracağız? Babamın amcası Mustafa dayı… Onu arasak?”
Elif acıyla güldü. “Mustafa dayı mı? En son borç para istediğinde beni görmezden gelen adam mı? Boşuna umutlanma Zeynep. O kapı kapalı.”

Günler, haftaları kovaladı. Elif, her yolu denedi: bankalarla konuştu, tefecilerin kapısını çalmaktan son anda vazgeçti, eşten dosttan medet umdu. Ama boşunaydı. Ne istenen miktara ulaşılabiliyor, ne de makul bir çözüm bulunabiliyordu. Evin her köşesi, Elif’e bir tokat gibi çarpıyor, geçmişin güzel anıları bile birer işkenceye dönüşüyordu. Zeynep ise ablasının bu çaresizliğini görmeye dayanamıyor, kendi içinde sessiz bir çığlık atıyordu. Resimlerine konsantre olamıyor, fırçası tuvalde anlamsız çizgiler çiziyordu.

Bir akşam, Elif’in uyuduğundan emin olduktan sonra, Zeynep yavaşça odasından çıktı. Mutfak masasına bırakılmış, babasından kalma deri cüzdanı aldı. İçinde, Elif’in acil durumlar için biriktirdiği az miktardaki paranın olduğu belliydi. Cüzdanı yavaşça açtı. Bir banka kartı ve nakit duruyordu. Kalbi hızla çarpıyordu. Bu yaptığı yanlıştı, biliyordu. Ama başka yolu var mıydı?

Telefon defterinde eski bir numara buldu: Kenan. Lise yıllarından arkadaşıydı. Sanat piyasasında “kısa yoldan zengin olma” vaadiyle tanınan, karizmatik ama karanlık bir aura taşıyan bir adam. Geçen ay bir sergide karşılaşmışlar, Kenan ona “yatırım” teklif etmişti. “Küçük bir miktar, büyük bir kazanç Zeynep. Sanat piyasasında yeni bir akım. Hiç kimse duymadan, ilk biz gireceğiz. Elif ablana sürpriz yaparsın.” O zamanlar ciddiye almamıştı ama şimdi… şimdi bu, bir can simidi gibi görünüyordu.

Ertesi gün, Elif işe gittikten sonra Zeynep soluğu Kenan’ın ofisinde aldı. Kenan, onu güler yüzle karşıladı. “Hoş geldin Zeynep. Umarım düşündün teklifimi. Fırsatlar ayağa bir kez gelir.”
Zeynep kekeleyerek, “Ben… Ben düşündüm Kenan. Ama elimde o kadar para yok. Evimiz batmak üzere, ablam çok çaresiz. Sadece… sadece küçük bir miktar var.”
Kenan elini Zeynep’in omzuna koydu. “Bak Zeynep, bu işler nakit döner. Ama sen benim eski dostumsun. Sana bir yol gösterebilirim. Bu evi ipotek ettirip bir miktar kredi çekebiliriz. Senin adınla, tabii. Elif ablanın haberi bile olmaz. Parayı yatırırız, iki ayda ikiye katlarız. Sonra krediyi kapatır, ablana da ev kurtuldu deriz. Süper bir sürpriz olmaz mı?”
Zeynep’in kalbi ağzına geldi. İpotek? Ablasının haberi olmadan? Bu, güveni kırmak değil, güveni yok etmek demekti. “Ama… Elif ablamın haberi olmadan? Bu yasal mı?”
Kenan alaycı bir şekilde gülümsedi. “Hayatın kendisi ne kadar yasal ki Zeynep? Bazen büyük işler için risk almak gerekir. İmzaları hallederiz, merak etme. Elif ablanınkini de sen atıverirsin. O ev kurtulduktan sonra sana nasıl teşekkür edeceğini bilemez.”
Zeynep’in elleri titredi. Elif’in ona duyduğu sınırsız güven gözlerinin önünden geçti. Elif, ondan hiçbir şeyi esirgememiş, onu her zaman koruyup kollamıştı. Şimdi o, ablasının imzası taklit edip evin tapusunu tehlikeye mi atacaktı? Ama evin kaybedilme ihtimali… O evsiz kalma düşüncesi… Bu riski almak zorundaydı. Elif’i de kendini de bu kâbustan kurtarmanın tek yoluydu bu.

Bir hafta sonra, her şey bitmişti. Zeynep, Elif’in gizlice aldığı kredi kartından nakit avans çekmiş, ablasının evdeki dosyasından bulduğu kimlik fotokopisinden imzasını taklit ederek, bankadan adına yüklü bir kredi çekmişti. Tüm parayı Kenan’a teslim etmişti. Kenan, “İki ay sonra Zeynep. İki ay sonra bu ev senin sayende kurtulmuş olacak,” demişti. Bu sözler, Zeynep’in kulaklarında hem bir melodi hem de bir zehir gibi yankılanıyordu.

Zeynep’in tavırları değişmişti. Bazen neşeli, bazen derin düşüncelere dalmış, bazen de en ufak bir seste irkiliyordu. Elif, kardeşindeki bu değişimi fark etse de, bunu evin durumuyla ilişkilendiriyor, Zeynep’in de kendisi gibi gergin olduğunu düşünüyordu. “İyi misin Zeynep? Çok dalgınsın bu aralar. Sanki bir şeyler gizliyorsun benden?”
Zeynep apar topar “Ne gizleyeceğim Elif abla? Sadece… sadece resimlerime odaklanmaya çalışıyorum. Belki bir tanesi satılır da borca merhem olur diye.”
Elif, kardeşinin yalan söylediğini hissetse de üzerine gitmedi. Zeynep’i kırmak istemiyordu. Belki de bu ev meselesi onun da ruhunu sıkmıştı.

İki ay, bir asır gibi geçti. Zeynep, her gün Kenan’dan gelecek haberleri bekledi. Telefonu hiç susmuyordu zihninde. Ama Kenan’dan tek bir haber bile gelmedi. Attığı mesajlara, yaptığı aramalara cevap vermiyordu. Zeynep, çaresizce ofisine gitti. Ofis kapalıydı, tabelası indirilmişti. Kenan ortadan kaybolmuştu.
Dünyası başına yıkıldı. Hıçkırıklarla evin yolunu tuttu. Ne yapacaktı şimdi? Ablasına ne diyecekti? Yaptığı şey, sadece parayı kaybetmekle kalmamıştı, ablasına duyduğu güveni de bir kez daha kırmıştı. Belki de sonsuza dek.

Birkaç gün sonra, kapıya bir banka tebligatı daha geldi. Bu kez Elif’in adına çekilen kredinin ilk taksitinin geciktiği yazıyordu. Elif, şaşkınlıkla zarfı açtı. Kendi adına, haberi bile olmadığı bir kredi mi? İçindeki kötü bir hisle, bilgisayarını açtı, banka hesaplarını kontrol etti. Gözlerine inanamadı. Hesabındaki acil durum parası bitmişti. Sonra kredi işlemlerine girdi. Evet, Elif Demir adına çekilmiş yüklü bir kredi. İmza bölümüne baktığında, kalbi duracak gibi oldu. Bu, onun imzası değildi ama kopyası gibiydi. Titreyen ellerle Zeynep’in çalışma masasına yöneldi. Eskiz defterlerinin, boyaların arasında, Kenan’ın kartvizitini buldu. Üzerinde “Sanat Yatırımları” yazıyordu. Elif’in beyninde şimşekler çaktı. Her şey bir anda anlam kazandı. Zeynep’in dalgınlığı, gizemli tavırları, o kartvizit…

Akşam, Zeynep eve geldiğinde, Elif salonda koltukta oturmuş, elinde o kredi tebligatıyla onu bekliyordu. Yüzü bembeyazdı, gözleri ise ateşe kesmişti.
Zeynep, ablasının bakışlarıyla dondu kaldı. “Elif abla…”
Elif, tebligatı masaya fırlattı. Sesi titriyordu ama her kelime bir kaya gibi ağırdı. “Bu ne Zeynep? Bu ne! Benim adıma çekilen bu kredi neyin nesi? Hesabımdaki para nerede? Ben senden daha ne saklıyorsun dememiş miydim? Ne yaptın sen?”
Zeynep’in dizlerinin bağı çözüldü, yere yığıldı. Gözyaşları sel gibi akmaya başlamıştı. “Elif abla, yemin ederim ben… Ben evi kurtarmak istedim. Kenan… Kenan bana söz verdi. Parayı ikiye katlayacaktık. Sana sürpriz yapacaktım. Ev kurtulacaktı.”
Elif ayağa fırladı. “Sürpriz mi? Benim imzamı taklit edip, benim adıma bankadan kredi çekmek mi sürpriz? Sen aklını mı kaçırdın Zeynep? Benim yıllarca biriktirdiğim, son kuruşuna kadar evin için sakladığım parayı ne yaptın? Kim bu Kenan? Hangi bataklığa soktun beni?”
Zeynep hıçkırıklarının arasında zar zor konuşabiliyordu. “Kenan… Kenan kayboldu abla. Tüm parayı aldı gitti. Birikimlerimiz, o kredi… Hepsi gitti. Benim yüzümden. Ben çok özür dilerim. Ben çok aptalım.”
Elif’in yüzündeki öfke, yerini tarifsiz bir acıya bıraktı. Kardeşine baktı. Gözlerinde ne bir yalan ne de bir kurnazlık vardı, sadece derin bir pişmanlık ve çaresizlik. Ama bu, gerçeği değiştirmiyordu.
“Sen benim güvenimi yerle bir ettin Zeynep. Sadece evin değil, bizim de temelimiz sarsıldı şimdi. Nasıl yaparsın bunu bana? Biz iki kişiyiz, iyi günde kötü günde beraberiz dememiş miydin? Niye benden sakladın? Niye bana yalan söyledin?” Elif’in sesi artık çığlığa dönüşmüştü. “O ev, sadece bir ev değil, anne babamızın bize bıraktığı tek mirastı. Ve sen… sen onu kumar masasına sürdün! Benim haberim olmadan!”

Zeynep, başını kaldırdı. Gözleri yaşlı ama kararlıydı. “Biliyorum abla. Yaptığım şey affedilemez. Sana yalan söyledim, güvenini kırdım. Ama yemin ederim, bunu kötü niyetle yapmadım. Seni bu yükten kurtarmak istedim. O evin gitme fikrine dayanamıyordum. Ben de sorumluluk almak istedim. Aptallık ettim. Gözüm döndü.”
Elif, kardeşine baktı. Sözlerinin samimiyetine inanıyordu. Zeynep, kötü niyetli biri değildi. Sadece pervasız, umutsuz ve en önemlisi çok toydu. Ama bu, Elif’in kalbindeki yarayı iyileştirmiyordu. Güven, bir kez kırıldığında, yapıştırılabilir miydi? Yapıştırılsa bile izi kalmaz mıydı?

Günler, haftalar o gergin atmosferde geçti. Ev, sessizliğe bürünmüştü. İki kız kardeş, aynı çatı altında, birbirlerine yabancı gibi yaşıyorlardı. Elif, bankayla uğraşmaya devam etti. Krediyi iptal ettirme, dolandırıcılık davası açma girişimleri sonuçsuz kaldı. İmzayı atan oydu, banka kaydında her şey yasal görünüyordu. Borç, Elif’in üzerine kalmıştı.
Evin satışı kaçınılmaz hale geldi. Elif, tüm evrak işlerini hallederken, Zeynep odasına kapanmış, fırçasını eline bile alamıyordu. Eski neşesi, hayata karşı umudu tükenmişti. Her gün ablasının sessiz yargılamasını hissediyor, her adımında suçluluk duygusunun ağırlığını taşıyordu.

Bir yıl sonra, Konak’taki o eski ev, yeni sahiplerine teslim edildi. Eşyaları kamyona yüklerken, Elif’in gözleri doldu. Burası artık anılardan ibaret bir yerdi. Kamyonun arkasından uzaklaşırken, Zeynep’e baktı. Zeynep, yolun kenarında durmuş, ocağına incir ağacı diktiği eve son kez bakıyordu. Gözlerinde pişmanlık ve sonsuz bir hüzün vardı.
Elif, arabasına bindi. Zeynep’e dönüp, “Sen ne yapacaksın?” diye sordu.
Zeynep, yavaşça başını kaldırdı. “Bilmiyorum abla. Belki bir süreliğine şehir dışına çıkarım. Kendi başıma bir şeyler yapmayı denerim. Senin için… senin için çok üzgünüm.”
Elif, kardeşinin yüzüne baktı. Kalbindeki acı hala tazeydi. Güven, kırılmıştı ve kolay kolay tamir olmayacaktı. Ama Zeynep’in gözlerindeki samimi pişmanlığı da görüyordu. O an, Elif’in aklına annelerinin eski bir sözü geldi: “İnsanın kendi eliyle açtığı yara, en derin izi bırakır.”
Ne affedebilirdi, ne de tamamen sırtını dönebilirdi. Onlar iki kız kardeşti, kopmaz bir bağları vardı. Ama bu bağ, artık paramparça olmuş bir aynadan yansıyan, çarpık bir görüntü gibiydi.
Elif, arabayı çalıştırdı. “Kendine iyi bak Zeynep,” dedi sadece. Sesi kısık, umutsuzdu. Zeynep’in cevabını beklemeden gazı kökledi. Aynadan son kez baktığında, Zeynep’in hala yolun kenarında, arkasında artık kendilerine ait olmayan bir evi bırakarak durduğunu gördü. Rengi solan güven, sadece bir evin değil, iki ruhun da temelini sonsuza dek değiştirmişti.

← Kitaplığa dön

Yukarı Çık