Hikayeler

Sır ve Altın Heykel

Ahmet, aynadaki yansımasına baktığında, takım elbisesinin kusursuz kesimine, kravatının ince işçiliğine değil, gözlerinin derinliklerindeki yorgunluğa odaklandı. Elli yaşını devirmişti; saçlarında beliren aklar ona asil bir hava katıyor, yüzündeki çizgiler deneyim ve kararlılığın imzasını taşıyordu. Dışarıdan bakıldığında, her şeye sahipti: Türkiye’nin önde gelen ilaç şirketlerinden birinin CEO’suydu, varlıklı bir evde yaşıyor, eşi Zeynep ve üniversiteye hazırlanan

Sır ve Altın Heykel Read More »

Sırtımdaki Bıçak Değil, Kalbimdeki Sır

Deniz kokan o küçük sahil kasabasındaki müstakil evlerinin bahçesinde, Elif, Demir’in gözlerindeki tedirginliği fark etmedi, ya da fark etmek istemedi. Toprağı eşeleyip fesleğen tohumlarını ekerken, “Bak Demir,” dedi neşeyle, “birkaç aya yemyeşil olacak burası. Bahçeye küçük bir salıncak kurarız, Ayşe’nin arkadaşları geldiğinde de bolca yerimiz olur. Kışın buradaki cam bahçede kahve keyfi… Hayatımız burada yeniden

Sırtımdaki Bıçak Değil, Kalbimdeki Sır Read More »

Gürgenin Gölgesi

Ayaz Demir’in elleri, her zaman bir hikaye anlatırdı. Kimi zaman yeni kesilmiş ıhlamurun taze kokusunu, kimi zaman asırlar devirmiş gürgenin tozlu anılarını taşırdı. Fatih’teki küçük atölyesinde, babasından miras kalan tezgahın başında, ahşapla kurduğu bu sessiz dil, onun hem geçim kaynağı hem de ruhuydu. Ancak son aylarda, atölyenin kapısından içeri giren iş sayısı, Ayaz’ın alnındaki çizgileri

Gürgenin Gölgesi Read More »

Kırık Bir Gerçek

Elif, hayatının her santimetrekaresini özenle ördüğü bir dantel gibi yaşıyordu. Mimari projelerinin kusursuz çizgilerinden, salonundaki çiçeğin solmamış yapraklarına, eşi Mert ile kurduğu güven dolu yuvadan, on beş yaşındaki kızı Defne’nin şen kahkahalarına kadar her şey olması gerektiği gibiydi. Bir cumartesi akşamı, Boğaz’a nazır salonlarında Defne’nin piyano tuşlarında gezinen parmakları, Bach’ın notalarını havaya usulca yayarken, Elif

Kırık Bir Gerçek Read More »

Yitik Sesler Diyarı

Elif, kristal şampanya kadehini hafifçe kaldırdığında, gözleri salonun ortasında duran, yeni projesinin maketinde takılı kaldı. “Anadolu’nun Yükselen Yıldızı” ödülünü az önce almıştı. Alkışlar kulaklarında yankılanıyor, Emre’nin gururlu bakışları onu ısıtıyordu. Her şey mükemmeldi. On iki yıl önce o küçük, tozlu kasabadan kaçtığında hayal ettiği, uğruna her şeyi geride bıraktığı hayat buydu işte. Lüks daire, başarılı

Yitik Sesler Diyarı Read More »

Geç Kalan Bahar

Yıllar sonra ilk kez, sahnedeki minik bale figürleri yerine, salonun loş ışığında Elif’in siluetine takılıp kalmıştı Emre. Omuzları incelmiş, saçları arasına yer yer beyazlar düşmüş olsa da, ışık onu geçmişteki genç kadına, kalbini kırmayı başardığı ilk ve tek aşkına taşıyordu. Yanında oturan adama dönüp fısıldadığında, Elif’in gözlerinin hala aynı ışıltıyla parladığını gördü. İçinde aniden, acımasızca

Geç Kalan Bahar Read More »

İçeriden Çürüyen Duvarlar

Elif, mimarlık ofisinin cam duvarından Boğaz’a bakarken, bu şehrin binlerce yıllık hikayesini kendi projeleriyle birleştiren bir nakkaş gibi hissediyordu. Tarihi dokuyu modern çizgilerle harmanlama konusundaki eşsiz yeteneği ve etik duruşu sayesinde adını sektörde sağlam bir yere yazdırmıştı. Özellikle Beylerbeyi’ndeki o eski yalı projesi, kariyerinin zirvesi olmaya adaydı. Titizlikle tasarladığı her detay, yalıya sadece eski ihtişamını

İçeriden Çürüyen Duvarlar Read More »

Yalanın Gölgesinde Bir Yuva

Ayşe, her gün batımını seyrettiği balkonda, hayatının bir fotoğraf gibi kusursuz göründüğüne inanmak istiyordu. Sıcak bir yaz akşamıydı, İstanbul’un boğucu nemi bile hafif bir rüzgarla dağılıyor, karşıdaki sitenin ışıkları birer birer yanıyordu. İçeriden, oğlu Mert’in bilgisayar oyunundan yükselen neşeli bağırışları ve kocası Kerem’in uzaktan gelen televizyon sesi, onun için huzurun simgesiydi. On dört yıllık evlilikleri,

Yalanın Gölgesinde Bir Yuva Read More »

Taşralı Ruhun Mimarı

Elif, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin o görkemli, tarihi kapısının önünde dururken, üzerindeki sırt çantasının ağırlığı omuzlarına, içinde taşıdığı hayallerin ağırlığı ise ruhuna çökmüştü. Etrafındaki her şey ona yabancıydı; parıltılı arabalar, son moda kıyafetler giymiş, gülüşleri kendinden emin genç insanlar… Sanki başka bir gezegene inmişti. Küçük, dar sokaklı, eski binaların arasında bir gölge gibi büyüdüğü Zeytinburnu’ndan bu

Taşralı Ruhun Mimarı Read More »

Abla Sandığım

Elif, mutfak penceresinden sokağı seyrederken, zihni yine yıllar öncesine, anne ve babasının vefatından sonraki o sisli günlere kaymıştı. O zamanlar yirmilerinin sonlarında, kendi genç evliliği ve yeni doğmuş kızı Ceren’le boğuşan, hayatın tüm yükünü omuzlarında hisseden bir kadındı. Babası, küçük birikimleriyle aldığı o üç katlı apartmanı, iki kızına eşit paylaştırarak huzur içinde son yolculuğuna çıkmıştı.

Abla Sandığım Read More »

Scroll to Top