Hikayeler

Abla Sandığım

Elif, mutfak penceresinden sokağı seyrederken, zihni yine yıllar öncesine, anne ve babasının vefatından sonraki o sisli günlere kaymıştı. O zamanlar yirmilerinin sonlarında, kendi genç evliliği ve yeni doğmuş kızı Ceren’le boğuşan, hayatın tüm yükünü omuzlarında hisseden bir kadındı. Babası, küçük birikimleriyle aldığı o üç katlı apartmanı, iki kızına eşit paylaştırarak huzur içinde son yolculuğuna çıkmıştı.

Abla Sandığım Read More »

Yitirilen Renkler

Yılların toprağı, Elif’in dükkanının camekanına vuran güneşle birlikte anıları da ısıtıyordu; çoğu zaman sıcacık, bazen yakıcı. “Gonca” adını verdiği çiçekçisi, Kadıköy’ün ara sokaklarından birinde, Arnavut kaldırımlarına inat her daim baharı yaşatan küçük bir sığınaktı. Elif, her sabah ilk iş olarak dükkanın önüne dizdiği rengarenk sardunyalara su verirken, hayatın da aynı bu çiçekler gibi, ne kadar

Yitirilen Renkler Read More »

Yeniden Çalan Kapı

Elif, nikah masası çiçeklerinin kataloglarına bakarken, eli istemsizce yüzüğüne gitti. Parlak, narin bir pırlanta, Can’ın ona olan sevgisini fısıldıyordu. Üç ay sonra evleneceklerdi. Her şey planlı, kusursuzdu. Can iyi bir adamdı; sakin, anlayışlı, her zaman yanındaydı. Elif’in bir mimarlık ofisinde geçen yoğun günlerinin ardından, Can’la evlerinin sıcaklığında buluşmak, huzurdu. Güvenli bir limandı Can. Tıpkı şimdi

Yeniden Çalan Kapı Read More »

Geçmişin Kırık Kadehi

Elif, o an gözlerine baktığında, geçmişin buz gibi elleri kalbini bir daha sıktı. On iki yıl. Tam on iki yıl. Ve şimdi, o zamanlar gencecik bir delikanlı olan Demir, karşısında, başarıyla parlayan bir iş insanı olarak duruyordu. Zaman acımasızdı. Yüzündeki çizgiler derinleşmiş, saçlarına aklar düşmüş olsa da, o kehribar rengi gözler hala aynı yakıcı hüzünle

Geçmişin Kırık Kadehi Read More »

Bağdaki Gölge

Ayşe’nin kalbi, babasından kalan bağ evinin rüzgarla dans eden yaşlı asmalarının fısıltısıyla atardı. O fısıltılar, çocukluğundan taşıdığı masum hayallerin, ilk aşkların ve Murat’la evlendiğinde kurdukları o kusursuz geleceğin tınısıydı. Bağ Evi, sadece bir mülk değil, Yılmaz ailesinin ruhuydu; Ayşe’nin babasının, her dalına alın teri döktüğü, her üzüm tanesine umut ektiği bir cennet parçasıydı. İşte bu

Bağdaki Gölge Read More »

Eski Bir Hesap

Süheyla Hanım’ın parmakları ince, işlemeli porselen fincanın kenarında zarifçe geziniyordu. Boğaz’ın lacivert suları, yalı penceresinden içeri sızan sonbahar güneşinin altında pırıl pırıl parlıyordu. Yalı, asırlık çınarların gölgesinde, zamanın yıpratıcı etkisine rağmen dimdik duran, eski İstanbul’un o görkemli silüetlerinden biriydi. Ama Süheyla Hanım için artık sadece bir yük, her köşesinde biriken anılarla beraber ağırlaşan bir mirastı.

Eski Bir Hesap Read More »

Kırık Aynalar

Elif, altın varaklı salonun loş ışıklarında, elindeki şampanya kadehini hafifçe sallarken, etrafındaki kahkahaların ve lüksün sahteliğini bir kez daha hissetti. Her şey mükemmel görünüyordu dışarıdan. Başarılı bir mimar, yakışıklı ve işinde gücünde bir eş, Can, göz alıcı bir ev, imrenilesi bir sosyal çevre. Ama aynaya her baktığında, o pürüzsüz yüze yansıyan yorgun gözler ve kaybolmuş

Kırık Aynalar Read More »

Geciken Telafi

Yıllar sonra bile, adını duymak Ela’nın ruhunda buzdan bir bıçak gezdirirdi. Mert. O isim, göğsünün sol tarafında derince sakladığı, ne kadar zorlasa da sızlamayı bir türlü kesmeyen bir yara gibiydi. On iki yıl önce bitmiş bir evlilik, altı yıl süren, her anı bir diğerinden daha parlak ama sonu daha karanlık bir rüya. Ela, artık otuzlu

Geciken Telafi Read More »

Geçmişin Mimarı

Metin, gökyüzüne uzanan cam kulelerin siluetine karşı, Boğaz’ın lacivert sularına vuran parıltıyı izliyordu. İstanbul’un bu kadim ve kalabalık şehrinde, kendine ait bir krallık kurmuştu; modern mimarinin öncü isimlerinden biriydi. Elde ettiği her başarı bir zaferdi. Ancak bu zaferlerin, pırıltılı vitrinlerin ardında, ruhunun derinliklerine gömülü, paslı bir kilit vardı. Şehrin ışıkları bile o kilidin ardındaki karanlığı

Geçmişin Mimarı Read More »

Gözlerdeki Işık ve Saklı Gölge

Can, annesinin gözlerinde yitip giden o ışığı, Ela’ya her baktığında kendini saran bir bıçak gibi hissederdi. Sanki o ışık, kendi payına düşeni çoktan ablasına devretmiş, geriye sadece belli belirsiz bir gölge bırakmıştı onun için. Çocukluğundan beri böyleydi. Ela, her zaman evin merkezindeydi; annesi Ayşe’nin kaygısı, babası Ahmet’in gururu, komşuların “ne tatlı kız” nidaları… Can ise,

Gözlerdeki Işık ve Saklı Gölge Read More »

Scroll to Top