Hikayeler

Bir Bıçak Yarası Kadar Keskin

Elif’in Berlin’deki dairesinin geniş camlarından süzülen gri kış ışığı, parlak parkeleri aydınlatıyordu. Elindeki mimarlık dergisinin kapağında kendi tasarımı olan bir gökdelenin fotoğrafı vardı. Gurur duyması gerekiyordu, herkes onu bu başarıları için tebrik ediyordu ama Elif’in içinde, derginin cilalı sayfaları kadar soğuk, derin bir boşluk vardı. Boşluğun adı Can’dı. Ve Demir. Yıllar önce, hayallerinin peşinden koşarken

Bir Bıçak Yarası Kadar Keskin Read More »

Silinen Çizgiler

Elif, uyandığında yastığının yanındaki boşluğa baktı. Can’ın sıcaklığı çoktan yatağı terk etmişti. Saat henüz altı buçuktu. Onun gibi bir sabah insanı için bile erkendi. Elif gülümsedi. Can hep böyleydi; enerjisi, bitmek bilmeyen hırsı, her şeye erken başlama arzusu. İşte bu yüzden “Çizgi Mimarlık”ı kurduklarında, iki genç mimarın hayallerine sığmayan ofisleri, hızla şehrin en prestijli projelerine

Silinen Çizgiler Read More »

Saklı Irmak

Elif’in parmağındaki pırlanta, Zeynep’in gözlerini kamaştırırken, içindeki buruk tat, mutluluğun tuzlu bir damlası gibi diline yayılıyordu. En yakın arkadaşının hayatının aşkını bulmuş olması onu sevindirmeliydi, ama Can’a ilk baktığı an, bu tebessümün arkasına gizlenen bambaşka bir fırtınanın sinyallerini almıştı bile. Can, Elif’in onu tanıştırdığı o ilk akşam, sıcak bir gülümsemeyle elini uzattığında, Zeynep’in avucunda kalan

Saklı Irmak Read More »

Yarım Kalan Aile

O gün, Deniz’in hayatındaki diğer sıradan günler gibi başlamıştı. Güneş, İstanbul’un eski semtlerinden birinde, Yılmaz Apartmanı’nın daracık sokağına düşmekte zorlanıyordu. Annesi Ayşe, bahar temizliği bahanesiyle Deniz’i çocukluk odasındaki eşyalarını ayıklamaya ikna etmişti. Deniz, pazarlama sektöründeki yoğun temposundan fırsat buldukça evlerine uğrar, annesinin bitmek bilmeyen ev işlerine yardım ederdi. Bu seferki görev, tavan arasındaki eski eşya

Yarım Kalan Aile Read More »

Gözdeki Gölge

Elif, annesi Ayşe’nin vefatından sonra ilk kez bu kadar uzun süre tek başına kalıyordu. İstanbul’un boğucu yaz sıcağı, pencerelerden sızan motor gürültüsü ve dairenin içindeki o ağır sessizlik, göğsüne oturmuş bir yumruk gibiydi. Annesi hep evin neşesi, sıcaklığı olmuştu. Şimdi ise Elif’in elinde sadece eşyalarla dolu bir daire ve boşluk hissi vardı. Dört duvar arasında

Gözdeki Gölge Read More »

Geciken Gölge

Ahmet Bey’in hayatı, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir mimari esere benzerdi; her bir köşesi özenle planlanmış, her bir detayı yerli yerinde. Boğaz manzaralı lüks dairesi, şehrin en prestijli semtindeki mimarlık ofisi, yurt içi ve yurt dışında sayısız ödül kazanmış projeleri… Her şey, yıllar süren azmin, zekanın ve şüphesiz biraz da şansın birleşimiydi. Eşi Ayşe, zarif ve

Geciken Gölge Read More »

Bir Çatı Katının Gölgesinde

Can, o gece ödülünü alırken, sahnedeki parlak ışıkların, alkışların ve kendisini izleyen hayranlık dolu gözlerin altında bile içindeki o buz gibi boşluğu hissediyordu. Türkiye’nin en prestijli mimarlık ödülünü, beşinci kez, bu sefer “Yılın En Yenilikçi Mimarı” unvanıyla kazanmıştı. Alkış tufanı dinip de mikrofonu eline aldığında, hazırladığı teşekkür konuşması kelimeleri boğazına düğümlendi. Kelimeler yerine, yıllar önce

Bir Çatı Katının Gölgesinde Read More »

Yitik Fırçalar, Eksik Renkler

Sabahın ilk ışıkları, Fatih’in dar sokaklarına düşmeden çok önce, Ayşe’nin uykusu bölünen bir rüya gibi dağılırdı. Parmak uçları, rüyasında tuttuğu ince resim fırçasının soğukluğunu hisseder gibi seğirirdi. Oysa elini uzattığında dokunduğu tek şey, yorganın pamuklu kumaşıydı. Yirmi dört yıl önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nden gelen kabul mektubunun heyecanını hala hatırlar, bazen de yitirilen bir

Yitik Fırçalar, Eksik Renkler Read More »

Yarım Ay İşareti

Yılların acısı, Balat’ın dar sokaklarına sinmiş nemli bir taş gibiydi Ayşe’nin yüreğinde. Her sabah “Aheste Kafe”nin ağır demir kapısını açarken, o taşın ağırlığı yeniden omuzlarına binerdi. Burası onun sığınağıydı; eski bir Rum konağının zemin katında, pastel renklerle bezenmiş, buram buram kahve kokan küçük bir dünya. Duvarlardaki solmuş İstanbul fotoğrafları, köşedeki antika radyonun kısık sesi ve

Yarım Ay İşareti Read More »

Enkazdan Yeşeren Hayatlar

Metin Demir, her sabah Boğaz’a nazır, cam cepheli ofisinden İstanbul’u seyrederken, zirveye giden yolun taşlarını adımlamış olmanın gururunu yaşardı. Elli yaşının ortalarında, saçlarına düşen aklar ona karizma katmış, çelik gibi bakışları, hızlı ve doğru kararlar verme yeteneğinin kanıtı olmuştu. “Demir Holding”in kurucusu ve CEO’su olarak, şehrin silüetini değiştiren projelerin altına imzasını atmıştı. Ancak bu kusursuz

Enkazdan Yeşeren Hayatlar Read More »

Scroll to Top