Hikayeler

Kesişen Yas

Doktorun dudaklarından dökülen her kelime, soğuk bir neşter gibi kesiyordu içimi. “Eşiniz Can Bey… maalesef kurtaramadık.” Dünya ayaklarımın altından kayıp giderken, Can’ın o sabahki gülen yüzü, bana son kez sarılışı canlandı gözümde. Birkaç saniye önce her şeyin paramparça olduğu bu koridorda, onunla birlikte son nefesimi vermeliydim sanki. Gözlerim buğulu, dizlerim titreyerek duvara tutunmaya çalışırken, aynı

Kesişen Yas Read More »

Geçmişin Külünde Açan Çiçek

Elif, eliyle tül perdenin kenarını sıyırdı, şehrin ışıklarının Boğaz’a vuran ışıltısına baktı. Yanı başında uyuyan Can’ın düzenli nefes alışverişi, hayatının kusursuz senfonisiydi. Onu uyandırmadan dikkatlice yataktan çıktı, mutfağa yöneldi. Parmak uçlarında hareket ederken bile, içindeki o tanıdık, usulca kemiren gerilim kendini belli ediyordu. Dört yıl önce Can’la evlendiğinden beri hayatı bir peri masalına dönmüştü: Zenginlik,

Geçmişin Külünde Açan Çiçek Read More »

Geciken Mevsim

Yirmi iki yıl. Yirmi iki yıl, kalbindeki o ince sızı hiç dinmemiş, her nefeste adını fısıldamıştı. Elif, mutfak penceresinden bahçedeki leylak ağacına bakarken, mor çiçeklerin o keskin, tanıdık kokusu genzini yakıyordu. Sanki her bahar, o çiçeklerle birlikte geçmişin hayaleti de yeniden canlanıyor, ciğerlerine dolan havayla birlikte ruhuna işliyordu. Kızı Defne’nin kahkahaları salondan yükseldiğinde, Elif’in yüzünde

Geciken Mevsim Read More »

Benden Kalan Gölge

Elif, Boğaz’ın pırıltılı sularına bakarken, göğsünün derinliklerinde hep o tanıdık düğümü hissederdi. Her şey yolundaydı. Fazlasıyla yolundaydı hatta. Geniş pencerelerinden Marmara Denizi’nin lacivertine karışan gökyüzü, modern mimarinin incelikleriyle donatılmış evinin huzuru, kocasının her sabah kahvaltı masasına bıraktığı notlar, ilkokul çağındaki kızı Mine’nin neşeli kahkahaları… Elif bu hayatı tırnaklarıyla kazıyarak var etmişti. Kadıköy’ün ara sokaklarındaki o

Benden Kalan Gölge Read More »

Gönül Hırsızı

Aslı, Emre’nin yaka cebinden sarkan, parıltılı, küçük, inci detaylı tokayı gördüğünde kalbinde garip bir sızı hissetti. Kendisine ait değildi, bunu biliyordu. Emre, işten dönmüş, yorgun argın koltuğa çökmüştü. Aslı yanına yaklaştı, tokaya uzanırken Emre hafifçe irkildi. “Bu ne?” diye sordu Aslı, sesindeki tınıyı kendisi bile tanıyamamıştı. Emre’nin yüzünde anlık bir panik belirdi, sonra hızla toparladı.

Gönül Hırsızı Read More »

Vicdanın Mimarı

Selim’in kalbi, o gece aldığı ödülle değil, salonun en arkasındaki loş köşede oturan kadının silüetiyle çarpıyordu. Parlak ışıklar, alkışlar, meslektaşlarının tebrikleri bir anda anlamsızlaştı. Sahneden inerken gözleri yine oraya kaydı ama kadın çoktan gitmişti. Tuhaf bir tanıdıklık hissiydi bu; bir anı parçası, bir fısıltı gibi. Oysa Selim, bu hissi otuzlu yaşlarının başında, yükselişinin zirvesindeyken, bütün

Vicdanın Mimarı Read More »

Yaralı İkiz

Can’ın çalışma masasının kilitli çekmecesindeki o eski, solmuş fotoğraf, Elif’in yıllardır üzerine titrediği hayatının mükemmel tuvaline düşen ilk, koyu lekeydi. Bir cumartesi sabahı, Can golf oynamaya gitmiş, Elif ise evrak düzenlerken yanlışlıkla anahtarı çekmecede unutulmuş kilitli gözü keşfetmişti. Merak, her zaman ketum olan kocasının bu küçük sırrına yenik düştü. İçinde, neredeyse unutulmuş anıları taşıyan tozlu

Yaralı İkiz Read More »

Gözdeki Gölge

Deniz kenarındaki o kafede, güneşe karşı kadeh kaldırırken, Emre dostunun gözlerindeki gölgeyi fark edemedi. Bilseydi, o kadehleri hiç kaldırmaz, gelecekteki yıkımın şerefine değil, yitip giden masumiyetin yasını tutardı. Ama o an, sadece zaferin tatlı esintisi vardı havada. Yankı Mimarlık, Emre ve Levent’in kurduğu, küçücük bir ofisten İstanbul’un sayılı firmaları arasına giren şirketleri, hayatlarının en büyük

Gözdeki Gölge Read More »

Cam Tavan

Zeynep, ofisin cam kapısının önünde durmuş, yağmur sonrası yıkanmış İstanbul’un parıldayan siluetine bakıyordu. Yüzünde, yorgunluğun ardında gizlenmiş, uzun zamandır beklenen bir zaferin gülümsemesi vardı. Az önce telefon gelmişti; “Güneşkent Projesi” ihalesini kazanmışlardı. Yılların emeği, uykusuz geceler, tartışmalar, çizimler, hayaller… Hepsi bu tek kelimeyle, “kazandık”, anlamını bulmuştu. Bu sadece bir ihale değildi; Zeynep’in küçük mimarlık ofisini,

Cam Tavan Read More »

Küllerinden Doğan Anka

Leyla, elinde şampanya kadehiyle İstanbul silüetine bakarken, gözleri buğulanmıştı. Marmara Denizi’nin parıltısı, şehrin ışıklarıyla dans ediyor, Boğaz Köprüsü’nün asil duruşu geceye ayrı bir ihtişam katıyordu. Karşısında duran Murat’ın gözlerinde de aynı ışıltı vardı; gurur, mutluluk ve belki biraz da kurnazlık… Leyla o an bunu fark edemeyecek kadar sarhoştu zaferin şarabıyla. Az önce imzaladıkları sözleşme, “Anka

Küllerinden Doğan Anka Read More »

Scroll to Top