Hikayeler

Yitik Desenler

Mürdüm rengi kadife perdelerin ardına süzülen akşam güneşinin son ışıkları, Elif’in ruhundaki puslu boşluğa dolmak yerine, onu daha da belirginleştiriyordu. Yine o büyük davetlerden birindeydi, yine şık bir elbise içinde, elinde buz gibi bir kadeh şarap, etrafında anlamsızca akıp giden fısıltıları dinliyordu. Başarılı bir mimardı, adı duyulmuş projelerin altından kalkmış, saygı gören bir kadın. Ama

Yitik Desenler Read More »

Taş Duvarlar Arasındaki Çiçek

Aylin, gecenin bir yarısı, odasının loş ışığında kalemini beyaz kağıt üzerinde usulca gezdiriyordu. Eskiz defterinin sayfaları, yıllar öncesinden kalma bir hayalin tozlu izlerini taşıyordu. Sivri çatılar, geniş pencereler, modern çizgiler… Hayalindeki o mimari şaheserler, parmak uçlarından süzülüp kâğıda döküldükçe, kuru temizlemecide geçen günün tüm yorgunluğu buharlaşıyor, yerine bir anlık hürriyet hissi çöküyordu. Yıpranmış defterin hemen

Taş Duvarlar Arasındaki Çiçek Read More »

Mühürlü Anlar

Elif’in hayatı dışarıdan bakıldığında dört dörtlük bir tabloydu; Boğaz’a nazır şık bir ev, başarılı bir iş adamı olan eşi Cihan, hafta sonu davetleri, yurt dışı tatilleri… Her şey tıkırında, her şey olması gerektiği gibiydi. Ama Elif, her yeni güne uyanırken ruhunda büyüyen o tarifsiz boşluğun, o derinden gelen sessizliğin farkındaydı. Cihan’ı seviyordu, buna emindi. Ama

Mühürlü Anlar Read More »

Çalınan Hayatlar

Selim Eren, ellilerinin başında, şehrin en görkemli gökdelenlerinden birindeki camlı ofisinin koltuğuna gömülmüştü. Altın rengi güneş, İstanbul’un siluetini kucaklıyor, Boğaz’ın pırıltısı, lüks dekorasyonla çevrili odasına yansıyordu. Masasında duran antika saat, tik taklarıyla zamanın acımasız akışını fısıldıyor gibiydi. Dışarıdan bakıldığında, Selim Eren’in hayatı kusursuzdu. Eren Holding’in kurucusu ve CEO’su olarak iş dünyasının zirvesindeydi. Eşi Ayşe, zarif

Çalınan Hayatlar Read More »

Yitirilmiş Fısıltılar

Elif’in hayatında her şey olması gerektiği gibiydi, bir tek kalbindeki o tarif edilemez boşluk dışında. Sahip olduğu her şeyi tutkuyla inşa ettiği mimarlık kariyeriyle kazanmış, İstanbul’un kalabalık ritmine uyum sağlamış, kendi ayakları üzerinde dimdik duran genç bir kadındı. Lüks sayılabilecek bir dairede oturuyor, sosyal çevresi genişti. Ama bazen, en sakin akşamlarında, penceresinden Boğaz’ın ışıklarına bakarken,

Yitirilmiş Fısıltılar Read More »

Taş Plak Sessizliği

Onun için hayat, özenle döşenmiş bir sergi salonuydu; her köşesi titizlikle düşünülmüş, her detayı kusursuz bir uyum içinde. Emre, kırklarının ortasında, İstanbul’un en gözde mimarlık firmalarından birinin kurucu ortağıydı. Eşi Zeynep, sıcak gülüşlü bir ilkokul öğretmeni, kızları Ela ise sekiz yaşında, hayatlarına neşe katan bir kelebekti. Boğaz’a nazır lüks daireleri, bahçeli yazlıkları, kariyer basamaklarını hızla

Taş Plak Sessizliği Read More »

Yarım Kalan Bir Bahar

Demir’in kalbi, o yaz akşamı boğazdan esen serin rüzgarla değil, karşısında oturan genç kadının gözlerindeki pırıltıyla ürpermişti. Can, tek oğlu, yıllar sonra ilk kez hayatına bir aşk getirmişti ve bu aşk, Elif’ti. Elif, adının aksine narin değil, toprağa sıkıca tutunmuş bir zeytin ağacı gibiydi; kökleri derin, dalları rüzgara karşı dimdik. Mimar olan Demir, kendisini bildi

Yarım Kalan Bir Bahar Read More »

Taşın İkinci Nefesi

Duvarların gölgesinde saklanan sırların ağırlığı, Emre’nin omuzlarına geçmişin ağır yükü gibi çökmüştü. Yıllar sonra, mimarlık ofisi tabelasından çok uzak, küçük bir şantiyenin tozlu katlarında, elinde kazma kürek, tuğla taşırken buldu kendini. Betonun soğuk, acımasız gerçekliği, eskiden düşlediği gökdelenlerin camından yansıyan parlak imajdan çok uzaktı. Emre, bir zamanlar parlak bir kariyere sahip, adı anıldığında sektörde heyecan

Taşın İkinci Nefesi Read More »

Kırık Bir Şefkat Uğruna

Telefon çaldığında Elif, mutfakta özenle dizdiği porselen tabakları bırakıp ekrana baktı. Tanımadığı bir numara. Genellikle açmazdı ama içindeki tarifsiz bir dürtü onu parmağını kaydırmaya itti. “Alo?” dedi, sesi kendi kulağına bile tedirgin geliyordu. Hattın diğer ucundan gelen çatallı, yaşlı ses, beyninin en ücra köşelerine kilitlediği bir anıyı, paslı anahtarla açılan bir sandık gibi dağıttı. “Elif…

Kırık Bir Şefkat Uğruna Read More »

Son Rahle

Can’ın elleri, yılların bilgeliğiyle sertleşmiş ceviz ağacının yüzeyinde dans ederken, atölyenin loş ışığında toz zerrecikleri havada asılı kalıyordu. O an, dışarıdaki İstanbul’un kaosu, trafikteki kornalar, insan seli, dökülen binaların gürültüsü birer hiçti. Sadece o ve bitmek üzere olan rahle vardı. Üzerindeki oyma motifler, asırlar öncesinden kalma bir duanın fısıltısını taşıyordu sanki. Can, her kıvrımıyla tek

Son Rahle Read More »

Scroll to Top