Hikayeler

Boğaz’da Bir Fısıltı

Boğaz’ın serin rüzgarı, yalı penceresinden içeri süzülürken, Yiğit’in sırtına Londra’nın sisini değil, ait olduğu toprağın ağır yükünü bırakıyordu. Babasından miras kalan devasa holdingin başına geçmek için geri dönmüştü ama bu dönüş, yalnızca işleri değil, ruhunu da bir kafese tıkamıştı sanki. Pencerelerin ardında uzanan Marmara Denizi’nin sonsuz maviliği bile, onu saran bu kasveti dağıtmaya yetmiyordu. Her

Boğaz’da Bir Fısıltı Read More »

Sırça Fanus

Mutfak tezgahında duran, güneşi hiç görmemiş gibi solgun, oysa haftanın en taze çiçekçisinden alınmış güller, Ayşe’nin içindeki boşluğu simgeler gibiydi. Her bir yaprağı narin, her bir rengi özenle seçilmiş, ama bir vazo içinde, kökleri suya hapsolmuş… Tıpkı onun hayatı gibi. Dışarıdan bakıldığında dört dörtlük bir evlilik, iki pırıl pırıl çocuk, Boğaz manzaralı bir villa, son

Sırça Fanus Read More »

Kırık Objektif

Elif, mutfak camından bahçeye uzanan mükemmel biçilmiş çimlere baktı. Her bir çim tanesi, hayatının kendisi gibi, kusursuzca yerine oturtulmuştu. Geniş, modern bir villa, son model bir araba, her sabah pırıl pırıl kahvaltı masası ve başarılı, uslu bir çocuk… Dışarıdan bakıldığında, kırk yaşındaki Elif’in hiçbir eksiği yoktu. Peki neden her sabah boğazında düğümlenen o görünmez yumruyla

Kırık Objektif Read More »

Perdenin Ardındaki Yıllar

Davetiye, Ayşe’nin nasırlı parmakları arasında, hem geçmişin tozunu hem de geleceğin parıltısını taşıyordu. Beyaz, parlak kartın üzerindeki yaldızlı harfler, “Deniz Yılmaz’ın ‘Sessiz Uyanış’ adlı yeni kitabının tanıtım davetine teşrifleriniz rica olunur,” diye fısıldıyordu. Ayşe, davetiyeyi tekrar katlayıp, elindeki oyalı örtünün üzerine usulca bıraktı. Yılların biriktirdiği yorgunluk, sadece ellerinde değil, ruhunun derinliklerinde de bir tortu gibi

Perdenin Ardındaki Yıllar Read More »

Köprünün İki Yakası

Can, yakası hafifçe yıpranmış ama özenle ütülenmiş gömleğinin içinde, mülakat odasının ağır ahşap kapısına bakıyordu. Kapının ardında hayatının belki de tek kurtuluş bileti vardı; devasa bir holdingin kapılarını aralayacak o ilk adım. Cep telefonu titredi. Gelen mesaj annesindendi: “Babanın ateşi yükseldi oğlum, ilaçları da bitiyor.” Can’ın ciğerlerine bir yumruk indi. Avuç içleri terledi. Derin bir

Köprünün İki Yakası Read More »

HÜZÜN KOKAN MEKTUP

Elif, otuzlu yaşlarının sonlarında, ruhunda hep taşıdığı o anlamsız boşluğun derinleştiğini hissederek büyükannesinin vefatından sonra boşaltmakla yükümlü olduğu çocukluk evine adımlarını attı. Her bir eşya, Nermin Hanım’ın titiz ellerinde yıllarca saklanmış bir anı gibi duruyordu. Antika mobilyaların üzerindeki toz tabakası bile, geçmişin ağırlığını fısıldayan bir kederle kaplıydı. Elif’in annesi Ayşe, o henüz beş yaşındayken vefat

HÜZÜN KOKAN MEKTUP Read More »

Adı Elif Değildi

Elif, o gece kapısı çalınana dek, geçmişinin kapalı bir kutuda güvenle durduğuna inanıyordu. İstanbul Boğazı’nın parıldayan sularına nazır, kendi elleriyle tasarladığı, her köşesine ruhundan bir parça kattığı o muhteşem evin sıcaklığına, kariyerinin zirvesindeki konumuna ve içten bir tebessümle “karım” diyen Can’ın sevgisine sığınmıştı. Her şey kusursuzdu. Her şey, bir kış gecesi, yağmurun camlara vuruş ritmiyle

Adı Elif Değildi Read More »

Kilden Yollar, Kırık Yeminler

Avanos’un kızıl toprağı, ellerime bulaşan her zerresinde dedemin, babamın ve şimdi de benim alın terimin kokusunu taşırdı. Murat Demir olarak, bu atölyenin, Demir Çömlekçilik’in ruhu olduğumuza inanırdım. Sabahın erken saatlerinde çarkın başına geçer, parmaklarımın ucunda şekillenen kilin dinginliğine sığınırdım. Atölyenin duvarları, yıllanmış çömleklerin kokusuyla doluydu, her biri geçmişin fısıltılarını taşıyan birer miras. Ab lam Ayşe

Kilden Yollar, Kırık Yeminler Read More »

Sönmeyen Kül

Elif, yıllar sonra ilk kez geldiği İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan çıkarken, ciğerlerine dolan o tanıdık tuzlu havayla birlikte kalbinin de aynı anda hem hızlandığını hem de sıkıştığını hissetti. Burası, bir zamanlar her şeyini geride bırakıp kaçtığı yerdi. Burası, Can’ın şehriydi. Ve o an, tüm kaçışları anlamsız kılacak bir gerçeğin ortasına düştüğünü fark etti. Bavulunu alıp

Sönmeyen Kül Read More »

Yarım Kalmış Bir Çizgi

Metin Bey’in tabağına uzanan çatalın her dokunuşu, o akşam yemeğinde bir bıçak darbesi gibiydi Elif’in kulaklarında. Mermer masanın soğukluğu, salondaki pahalı avizenin ışıltısını yutuyor, tabağındaki somonun pembe rengini bile solgunlaştırıyordu. Tam karşıdan, televizyondaki haber bültenine odaklanmış babası, yine her zamanki gibi sessizdi. Sessizliği bir duvardı, arkasında ne olduğunu kimsenin bilmediği, aşılması imkânsız bir duvar. “Elif,

Yarım Kalmış Bir Çizgi Read More »

Scroll to Top