Hikayeler

Mürekkebin Sessizliği

Mermer tezgâhın soğukluğu parmak uçlarına vurduğunda, Elif’in zihni yine o boşluğa düştü. Sabahın erken saatleriydi, Serkan hâlâ derin uykudaydı. Yatağın bir tarafı, hiç yatılmamış gibi kusursuzca düzdü. Bu, Elif’in haftalardır süren uykusuzluklarının fiziksel bir kanıtıydı adeta. Çaydanlıktan yükselen buhar, aynanın yüzeyinde hafif bir sis perdesi oluşturuyor, tıpkı Elif’in hayatının gerçekliğini örten o görünmez perde gibi.

Mürekkebin Sessizliği Read More »

Kül Altındaki Ateş

Toprağın altındaki huzur, üzerindeki karmaşayı dindirmeye yetmiyordu. Cem, soğuk mermer taşın üzerinde yazan Elif adını okurken, ciğerlerine dolan havayı bile zehirli hissediyordu. Üç yıl. Tam üç yıl olmuştu Elif gideli. Ama zamanın iyileştirici gücü, Cem’in kalbindeki boşluğu doldurmaktan çok, onu derinleştirmeyi başarmıştı. Her geçen gün, Elif’in gülüşü biraz daha soluklaşıyor, sesi biraz daha uzaktan geliyordu

Kül Altındaki Ateş Read More »

Perdenin Ardı

Elif, mutfakta özenle sebzeleri doğarken, pencereden içeri süzülen akşam güneşinin, yeni aldığı salon takımının kadifesine vuruşunu izledi. Demir’le kurdukları bu ev, her köşesiyle bir rüya gibiydi. Kendi elleriyle seçtikleri mobilyalar, duvarlara astıkları anılarla dolu çerçeveler, Demir’in işten yorgun geldiğinde dinleneceği geniş balkon… Her şey, onların özenle inşa ettiği, sevgiyle örülü hayatlarının birer parçasıydı. On beş

Perdenin Ardı Read More »

Yitirilen Gölge, Bulunan Işık

Yağmurlu bir Kasım akşamıydı. Elif, İstanbul’un acımasız trafiğinde direksiyon sallarken, radyodan yükselen çocuk şarkısı beyninde şimşek gibi çaktı. “Uçtu uçtu kuş uçtu, denize doğru coştu…” Yıllardır derine gömdüğü bir ismin, bir yüzün, boğucu bir suçluluk hissinin tüm ağırlığıyla yeniden su yüzüne çıktığını hissetti: Deniz. Küçük kız kardeşinin kahkahası kulaklarında yankılandı. Parmağını masaya vurup “Uçtu uçtu

Yitirilen Gölge, Bulunan Işık Read More »

Puslu Bir Palet

Elif, yıllardır aynı oturan tozu siler gibi, hayatının üzerindeki görünmez katmanı yavaşça araladı. Kırkına merdiven dayamış, İstanbul’un prestijli mimarlık ofislerinden birinde kıdemli bir pozisyonda, Levent’teki şık dairesinde, Emre ile kurduğu düzenli evliliğinde her şey yolunda gibi görünüyordu. Ancak her sabah uyandığında aynada gördüğü gözlerdeki o puslu ifade, her akşam eve döndüğünde hissettiği boşluk, Elif’e bir

Puslu Bir Palet Read More »

Kırık Çizgilerin Mimarı

Emre, elindeki kömür kaleminin ucunu bir kez daha incelterek kağıda eğildi. Gri saçlarının şakaklarına düşen telleri, yaşının ve yorgunluğunun haritasıydı sanki. Yirmi beş yıldır aynı masada, aynı loş ışığın altında, başkalarının hayallerinin taslaklarını çiziyordu. Bir zamanlar “gelecek vaat eden mimar” olarak anılan o genç adamdan geriye sadece bu titrek eller ve zihninin derinliklerindeki kemirici pişmanlık

Kırık Çizgilerin Mimarı Read More »

Sessiz Bir Melodi

Elif’in parmakları, sabahın ilk ışıklarıyla uyanan şehrin aksine, her zaman aynı saatte, aynı ritimle klavyenin tuşlarında dans etmeye başlardı. Dans derken, bu daha çok bir görev marşıydı; her tuşa basış, bir faturanın girişi, bir raporun düzenlenişi, biriken sorumlulukların sayısız tekrarıydı. Ofis, eski bir apartmanın dördüncü katında, pencerelerinden griye çalan İstanbul siluetini zar zor seçebilen, boğucu

Sessiz Bir Melodi Read More »

Çifte Hayat

Elif, hayatının her köşesini özenle tasarlamıştı. Modern çizgilerle döşediği Boğaz manzaralı evlerinin her bir detayı, iç mimarlık yeteneğinin ve titiz karakterinin bir yansımasıydı. Aynı özen ve titizlikle, kocası Emre ile kurduğu hayatı da ilmek ilmek işlemişti. Beş yıldır evliydiler ve her geçen gün birbirlerine daha da kök saldıklarını hissediyorlardı. Emre, başarılı bir üniversite hocası, karizmatik,

Çifte Hayat Read More »

Sessiz Yük

Ayşe, mutfak tezgahındaki hamurun soğukluğunu parmak uçlarında hissediyordu ama bu, içindeki buz dağının yanında önemsiz bir hissi. O buz dağı, göğsünün orta yerinde, her geçen gün biraz daha büyüyen, tüm neşesini içine hapseden bir sırdı. Dışarıda baharın ilk sıcaklığı kendini hissettiriyor, İstanbul’un gri gökdelenleri bile güneşin altın sarısı dokunuşuyla parlıyordu. Oysa Ayşe’nin dünyasında hava hep

Sessiz Yük Read More »

Gecenin Gölgesindeki Sandık

Telefonun titrek sesi, gecenin ortasında kâbus gibi çökmüştü Elif’in üzerine. Eşi Can’ın uykulu mırıltılarına aldırmadan uzandığı komodinden telefonu kavradığında, ekranda annesinin adını görmek, kalbinde buz gibi bir şüphe uyandırmıştı bile. “Baban vefat etti,” cümlesi kulaklarında yankılanırken, yıllardır yüzleşmekten kaçtığı o kasvetli eve dönmek zorunda olduğunu biliyordu. Elif, nefesi daralırcasına sıkıca kapattığı gözlerinin arkasında, babası Rıza’nın

Gecenin Gölgesindeki Sandık Read More »

Scroll to Top