Hikayeler

Gecikmiş Kefaret

Kaldırımda yürürken, yıllar önce kaybettiği nefesini boğazında düğümlenmiş buldu Elif. Adımlarını yavaşlattı, sanki bir an olsun durursa yerçekimi onu alıp götürecekti. Karşıdan geliyordu. Değişmişti elbette, saçlarına aklar düşmüş, o çocuksu gülümsemesinin yerini daha olgun, daha yorgun bir ifade almıştı. Ama o gözler… O kehribar rengi gözler aynıydı. Yaman. On yıl. On yıl olmuştu onu son

Gecikmiş Kefaret Read More »

Yalı Çapkını

Boğaz’ın lacivert sularına vuran akşam güneşi, Emre’nin içindeki fırtınanın aksine sakin ve aldatıcıydı. Yalıda, Murat ve Zeynep’in evinde, her şey her zamanki gibi görünüyordu; masada taze pişmiş balık kokusu, Elif’in neşeli kahkahaları, Murat’ın işinden bahseden gürültülü sesi… Ama Emre için hiçbir şey eskisi gibi değildi. Her geçen gün, dostu Murat’ın karısına duyduğu bu his, zehirli

Yalı Çapkını Read More »

Yirmi Beş Yılın Fısıltısı

Elif, hayatının yirmi beş yıldır aynı renkte aktığını hissederdi; gri ve puslu. Her sabah aynı saatte uyanır, aynı kahvaltıyı hazırlar, aynı rotayı takip ederek kütüphanedeki işine giderdi. Raflardaki tozlu kitapların kokusu, sayfalardaki sessiz fısıltılar, onun kendi iç dünyasının bir yansıması gibiydi. Gözlerinin altındaki mor halkalar, ruhundaki yorgunluğun aynasıydı. Yirmi beş yıl önce bir depremle sarsılan

Yirmi Beş Yılın Fısıltısı Read More »

Kül Rengi Aşk

Zeynep’in kokusu, mezar taşının soğuk mermerine inat, burnunu sızlatıyordu. Elif, çantasından çıkardığı bir demet kır çiçeğini, daha yeni toprağa karışan ablasının üzerine nazikçe bıraktı. Üzerinden altı ay geçmişti ve hala her şey dün gibiydi; o korkunç telefon sesi, annesinin çığlığı, Mert’in soluk yüzü… Zeynep, bir trafik kazasında, bir anda gitmişti. Ardında kırık kalpler, cevapsız sorular

Kül Rengi Aşk Read More »

Köprüler ve Uçurumlar

Zeynep, vitrindeki mankenin üzerindeki yirmi bin liralık ipek elbiseye bir anlık tiksintiyle baktı. Dışarıda, Nişantaşı’nın güneşli caddesinde insanlar geçiyordu, ellerinde pahalı kahveler, omuzlarında markalı çantalar. İçerideki soğuk hava, Zeynep’in ruhundaki buz gibi boşluktan daha serin değildi. Üç yıl önce Edebiyat fakültesinden birincilikle mezun olduğunda kurduğu hayallerin, lüks bir butikte “müşteri temsilcisi” olmaktan ne kadar uzak

Köprüler ve Uçurumlar Read More »

Yarım Kalan Bir Seramik

Murat’ın boğazını yakan kuru bir öksürük, yıllardır özenle mühürlediği bir kapıyı araladı. O ana dek odanın mükemmel akustiğiyle harmanlanan loş ışıklar, antika ahşap masanın üzerindeki kristal vazo, hatta karısının elinin nazikçe saçlarını okşayışı bile, açılan o kapıdan sızan soğuk rüzgarla anlamını yitirdi. Kendi evinin huzurlu sıcaklığı, aniden üzerine giydiği bir palto gibi ağırlaştı. Elif endişeyle

Yarım Kalan Bir Seramik Read More »

Saklı Gölge

Salih Bey’in altmışıncı yaş günü pastasının üzerindeki mumlar yanarken, Emre’nin attığı o masum, sıradan cümlenin, ailenin yıllardır üzerine titrediği o görünmez cam fanusu paramparça edeceğini kimse tahmin etmemişti. Emre, gürültülü alkışların ve neşeli kahkahaların arasından sıyrılıp, “Baba, hani hep derdin ya, çocukluğundan pek fotoğrafın yok diye. Benim de bebeklik fotoğraflarım çok az aslında. Hep böyle

Saklı Gölge Read More »

Gözlerdeki Sessiz Çığlık

Yirmi sekiz yıldır taşıdığı o tanıdık boşluk, Defne’nin göğsünde artık nefes almasını zorlaştıran bir ağırlığa dönüşmüştü. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatı vardı: sevgi dolu, varlıklı bir aile, başarılı bir mimarlık kariyeri, her istediği önünde. Ama ne zaman aynaya baksa, gözlerinin ardında yankılanan bir bilmeceyle karşılaşıyordu. Kendi gözleri miydi bunlar, yoksa bir başkasının, hiç tanımadığı birinin

Gözlerdeki Sessiz Çığlık Read More »

Geçmişin Kırık Aynaları

Seçkin, atölyesinde, üzeri tozlu, ahşap yongalarıyla dolu tezgâhın başında oturmuş, eski bir komodinin çekmecesini onarıyordu. Elleri yıpranmış, tırnakları kereste izleriyle doluydu ama her hareketi, ahşaba duyduğu o tarifsiz saygıyı ve sevgiyi taşıyordu. Yirmi yıldır hayatı, bu eski, kırık dökük eşyaları yeniden ayağa kaldırmakla geçmişti. Her çivi çakışında, her zımpara darbesinde, her vernik katmanında, aslında kendi

Geçmişin Kırık Aynaları Read More »

Geçmişin Mimarı

Kapı çalınmadı, telefon da çalmadı. Onun yerine, Elif’in yıllardır itinayla inşa ettiği duvarların arasına sızan bir isim oldu: Mert. Ajansının gönderdiği, “Gezginler Konağı Restorasyon Projesi” başlıklı e-postayı açtığında gördüğü proje koordinatörünün adıydı bu. Yıllar önce bir daha asla duymayacağına yemin ettiği, içindeki boşluğu tarif etmeye çalıştığı her an zihninin bir köşesinde yankılanan isimdi. Elif, İstanbul’un

Geçmişin Mimarı Read More »

Scroll to Top