Hikayeler

Yırtık Vesikalık

Cemil Alptekin, hayatının en iyi zamanında olmalıydı. Elinde, şehrin en prestijli iş ödüllerinden biri, yüzünde zoraki ama kusursuz bir bir tebessümle, kalabalığı selamlıyordu. Salon alkışlarla inlerken, spot ışıkları her bir parıltısını yüzüne düşürürken, gözü bir anlık loş koridora takıldı. Orada, kalabalığın gerisinde, eski, yıpranmış, adeta zamandan süzülüp gelmiş bir çift göz gördü. Gözler… Mehmet’in gözleriydi.

Yırtık Vesikalık Read More »

Yirmi Yıllık Gölge

Kızının kıkırtıları, eşinin sıcak eli ve televizyondan gelen hafif haber sesi… Kenan için akşam yemeği hep günün en kutsal anı olmuştur. Gecenin karanlığı çökmeden önce, iş dünyasının acımasızlığından kaçıp sığındığı, huzurla dolu bir liman. Elif, tabağındaki bezelyeleri çatalıyla kovalamaya çalışırken Ayşe’nin sabırlı sesi duyuldu: “Elif’çiğim, yavaş ol, üstün batacak.” Kenan, yorgun bir gülümsemeyle karısına baktı,

Yirmi Yıllık Gölge Read More »

Mavi Kelebeklerin Sırrı

Emre’nin günleri, Elif’in kokusunu hâlâ taşıyan o boşluğun etrafında dönüyordu. Her sabah mutfakta, onun en sevdiği kupaya uzanır gibi yapar, parmakları havayı yakalayıp geri düşerdi. Beş yıl. Beş yıl olmuştu Elif gideli. Ama zamanın akışı, kalbinin Elif için ayrılmış odasındaki o dipsiz kuyuyu bir milim bile dolduramamıştı. Suçluluk duygusu, yatağından her kalkışında üzerine bir ağırlık

Mavi Kelebeklerin Sırrı Read More »

Mühürlü Sandık

Elif’in hayatı, boğazın serin rüzgarıyla dalgalanan perdeler ve her sabah mis gibi demlenmiş çay kokusuyla başlardı. Yirmi beş yıllık evliliğinde Mert ile kurduğu düzen, kızı Ayşe’nin neşeli sesiyle taçlanmış, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir tablo çiziyordu. Oysa Elif’in ruhunun en derin köşesinde, kimsenin bilmediği, mühürlü bir sandık vardı. Sandıkta, yıllar önce Anadolu’nun küçük bir kasabasında bıraktığı,

Mühürlü Sandık Read More »

Porselenin Gözyaşları

Mermer merdivenlerin soğuk parıltısı, Ayşe’nin her sabah içine doğduğu bir başka dünyanın aynasıydı. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanır, kimse uyanmadan evin devasa sessizliğini delip geçerdi. Üç katlı bu malikanenin her köşesinde, Ayşe’nin doğup büyüdüğü köy evindeki bir yıllık kazancına denk gelen eşyalar sessizce beklerdi. Gözü hiçbirine takılmazdı, yalnızca tozlarını alırdı; bir de kendi avuç içlerinde birikmiş

Porselenin Gözyaşları Read More »

Geçmişin Kırık Aynaları

Elif, pencereden yağan nisan yağmurunu seyrederken, her damlanın Ankara’nın gri asfaltında dağılışı gibi içindeki o tanıdık boşluğun da yayıldığını hissetti. Kırk üç yaşındaydı, başarılı bir psikologdu, kendi kliniği vardı, hayatı düzene girmişti. Ama aynaya her baktığında, gözlerinin derinliklerinde yirmi beş yıl önce bıraktığı o genç, korkmuş kadının siluetini görüyordu. O kadın, hayatının en büyük hatasını

Geçmişin Kırık Aynaları Read More »

Bir Sessiz Boşluk

Pencereden süzülen akşam güneşi, Elif’in mutfak tezgâhında unuttuğu pırlanta yüzüğe vuruyordu; bir an parladı, sonra Emre’nin eve dönme vürsürüyle gelen seslerle birlikte sönükleşti. On yıldır aynı duvarlar içinde, aynı rutinle ördüğü hayatının küçük bir metaforuydu bu an. Dışarıdan bakıldığında kusursuz, içeriden hissedildiğinde ise bazen tarifsiz bir boşluğun kıyısında salınan bir gemi gibiydi. Emre iyi bir

Bir Sessiz Boşluk Read More »

Suskun Gölge

Elif’in ölümünden bu yana üç yıl geçmişti, ancak annesinin kokusu Ayşe’nin evinin her köşesine, özellikle de babası Orhan’ın suskunluğuna sinmişti. Orhan, eşini kaybetmenin ağırlığı altında sessizliğe gömülmüş, gözlerindeki o derin hüzün, Ayşe’nin kalbinde dinmeyen bir sızıya dönüşmüştü. Ayşe, otuzlu yaşlarının ortasında, işinde başarılı, hayatını düzenli bir çizgide yaşayan genç bir kadındı. Annesi Elif, onun için

Suskun Gölge Read More »

Yitik Kanatların Fısıltısı

Ayşe, sabahın ilk ışıklarıyla uyanan tek kişi değildi evde; içindeki o tanıdık boşluk da onunla birlikte gözlerini açardı her gün. Yedi yıldır süren evliliği, tıpkı yıllardır aynı tarifle pişirdiği yemekler gibiydi: Doyurucu, besleyici ama ruhu okşamayan, lezzetsiz. Can iyi bir adamdı; çalışkan, sorumluluk sahibi, ailesine düşkün. Ama o düşkünlük, Ayşe’nin içindeki çağlayanları kurutmuş, onu sadece

Yitik Kanatların Fısıltısı Read More »

Çiçek Açan Yara

Elif’in hayatı, dükkanın kapısından içeri süzülen her sabah güneşi gibi düzenliydi. Her birini kendi elleriyle büyüttüğü sardunyalar, ortancalar ve menekşelerle dolu küçük çiçekçisi, onun için sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda dışarıdaki gürültülü dünyadan bir sığınaktı. Elli yaşını devirmişti ama parmak uçlarındaki toprak kokusu, saçlarının arasında beliren ince beyaz tellerden daha çok anlatırdı hikayesini.

Çiçek Açan Yara Read More »

Scroll to Top