Arda’nın Gölgesi
Mutfak masasının üzerindeki seramik kupanın kulbunu kavramış, parmaklarımdan yayılan ılık sıcaklığı hissetmeye çalışıyordum. Nafile. İçtiğim kaçıncı çaydı bu? Sekiz mi, dokuz mu? Saymayı bırakalı çok olmuştu. Pencereden sızan akşam güneşi, toz zerreciklerini havada asılı bir ordu gibi gösteriyor, boş odaların sessizliğini daha da sağır edici kılıyordu. Arda’nın kokusu, eşyalarında, perdelerde, hatta nefesimde bile hâlâ asılıydı.
