Hikayeler

Arda’nın Gölgesi

Mutfak masasının üzerindeki seramik kupanın kulbunu kavramış, parmaklarımdan yayılan ılık sıcaklığı hissetmeye çalışıyordum. Nafile. İçtiğim kaçıncı çaydı bu? Sekiz mi, dokuz mu? Saymayı bırakalı çok olmuştu. Pencereden sızan akşam güneşi, toz zerreciklerini havada asılı bir ordu gibi gösteriyor, boş odaların sessizliğini daha da sağır edici kılıyordu. Arda’nın kokusu, eşyalarında, perdelerde, hatta nefesimde bile hâlâ asılıydı.

Arda’nın Gölgesi Read More »

Mavi Maymunun İzinde

Elif, her nefeste sekiz yıl önce kaybolan oğlunun hayaletini soluyordu. Ciğerlerine dolan hava, anılarıyla ağırlaşıyor, sırtında görünmez bir kambur gibi taşıdığı acıyı her gün biraz daha derinleştiriyordu. Kütüphaneciydi, raflar dolusu hikayenin arasında kendi hikayesinin yarım kalmış sayfalarını arıyordu. İstanbul’un kalabalık caddelerinde, insanların telaşlı adımlarında, her çehrede Can’ın siluetini yakalamaya çalışıyor, her kahkahada onun neşeli sesini

Mavi Maymunun İzinde Read More »

Dokunan İplikler

Elif, dikiş makinesinin usul usul inip kalkan iğnesine bakarken, hayatının en keskin ayracının yirmi iki yıl önce konulduğunu bir kez daha düşündü. Nişantaşı’ndaki atölyesi, rengarenk kumaşlar, iplikler ve bitmiş tasarımlarla doluydu. Kendi elleriyle ilmek ilmek ördüğü, kumaşlara ruh verdiği bu dünya, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir başarı öyküsü gibiydi. Ama Elif, aynaya baktığında gözlerinin ardında hala

Dokunan İplikler Read More »

Altın Kafes

Elif, İstanbul’un bitmek bilmeyen keşmekeşinin yorgunluğunu iki büklüm olmuş omuzlarında taşıyordu. Yirmili yaşlarının ortasında, Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden dereceyle mezun olmuştu ama diploması, yaşadığı mahallenin daracık sokaklarında yankılanan kornalara, çığlık atan çocuk seslerine karışıp gidiyordu. Annesi Ayşe Hanım’la birlikte yaşadığı, kirası zor ödenen iki odalı dairenin penceresinden her akşam aynı manzaraya bakardı: Gecekonduların tepesinde

Altın Kafes Read More »

Geçmişin Sessiz Çığlığı

Elif’in hayatı, boğazın üzerine gerilmiş, camdan devasa bir heykel gibiydi. Her köşesi özenle tasarlanmış, her detayı yerli yerine oturmuş, dışarıdan bakan herkesi hayran bırakan bir mükemmellik anıtı. Sabah kahvesini yudumlarken, güneşin Üsküdar’daki ofisinin pencerelerinden içeri süzülüşünü izlerdi. O an, tam da o an, hayatın tüm zorluklarına rağmen yarattığı bu düzenin, bu ihtişamın keyfini çıkarırdı. Ama

Geçmişin Sessiz Çığlığı Read More »

Gölgeli Umutlar

Elif, yıllar önce kaybettiği gençliğini, bir demet kır çiçeği gibi masanın köşesine bırakılmış soluk bir fotoğraf karesinde görüyordu. Fotoğrafta, saçları rüzgârda dalgalanan, gözleri umutla parlayan yirmi yaşlarında bir kız gülümsüyordu; hemen yanında ise henüz sekizinde, yaramaz bakışlı bir erkek çocuğu. Elif, o kızı tanıyordu. O kız oydu. Hemen yanındaki afacan ise Mert’ti, küçük kardeşi. Şimdi,

Gölgeli Umutlar Read More »

Kayıp Pusula

Elif’in hayatı, boğazın iki yakasını birleştiren o zarif köprüler gibiydi; dışarıdan bakıldığında sağlam, estetik ve işlevsel, ama altından geçen suların derinliğini, karmaşasını yalnızca üzerine basanlar bilirdi. Can’la evlilikleri, çoğu kişi için ideal bir tabloydu. Can, başarılı bir mimar, yakışıklı, karısını seven, ailesine düşkün bir adamdı. Elif ise evden çalışan yetenekli bir grafik tasarımcıydı; huzurlu görünen,

Kayıp Pusula Read More »

Mercan Şehrin Puslu Şafağı

O zarf, Elif’in yıllardır itinayla ördüğü duvarları bir çırpıda yıktı. Beyaz, sıradan bir mektup zarfıydı oysa, ne resmi bir kağıt ne de tehditkâr bir ibare taşıyordu. Üzerindeki el yazısı tanıdıktı, çocukluğundan kalma, unutulmuş bir melodi gibi içini burkuyordu: Ayşe. Elif, titreyen elleriyle açtı zarfı. İçinde sadece bir hastane raporu ve tek cümlelik bir not vardı:

Mercan Şehrin Puslu Şafağı Read More »

Yitirilmiş Bir Gölgenin Peşinde

Babasının tabutuna atılan ilk toprak tanesinin, aslında asla kapanmayacak bir yaranın başlangıcı olduğunu Zeynep, yirmi sekiz yıl sonra, annesinin eski sandığının dibinde bulduğu yıpranmış bir mektupla anlayacaktı. Mektupta, çocuksu bir el yazısıyla “Babacığım, seni çok özledim. Ne zaman döneceksin?” yazıyordu. Altında, babasının imzasının yerine, annesinin titrek, silikleşmiş bir notu: “Zeynep, bu mektubu yazarken daha iki

Yitirilmiş Bir Gölgenin Peşinde Read More »

Sessiz Fırça Darbeleri

Elif, mutfak penceresinden dışarıyı seyrederken, elindeki demli çay bardağının buğusunu parmağıyla sildi. Otuz altı yaşına sığdırdığı hayatı, camın arkasındaki gri gökyüzü gibiydi; sıradan, biraz puslu ve her zaman bir şeyler vaat edip bir türlü sunamayan cinsten. Sabahın altı buçukuydu ve mahalle henüz uyanmamıştı. Sadece fırından gelen taze ekmek kokusu, geçmişten kalma birkaç anıyla birlikte burnunu

Sessiz Fırça Darbeleri Read More »

Scroll to Top