Hikayeler

Geciken Hasat

Kadir’in hayatı, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir heykel gibiydi. Mermer bir heykel; soğuk, pürüzsüz ve dokunduğunda parmak uçlarını donduracak kadar gerçeküstü. Yenilenebilir enerji sektöründe kurduğu şirketi yıllar içinde devasa bir holdinge dönüşmüş, adı başarı, yenilikçilik ve vizyonla anılır olmuştu. Ama Kadir, o mermerin altındaki çatlakları, zamanla oyulmuş boşlukları herkesten iyi bilirdi. Özellikle de her bahar, ilk

Geciken Hasat Read More »

Kaleidoskop Çiçeği

Yirmi yıl. Tam yirmi yıl geçti üzerinden. Ama zaman, Elif için tek bir anın etrafında dönen, bitmeyen bir girdaptı; 1999 yılının o sıcak Kurban Bayramı sabahı… Kızının o minik, kırmızı bayramlık elbisesiyle elini bırakıp kalabalığın içinde kaybolduğu an. Elif’in hayatı o an donmuştu. Her ne kadar etrafındaki dünya dönmeye, mevsimler değişmeye, insanlar doğup ölmeye devam

Kaleidoskop Çiçeği Read More »

Yitirilen Gölge

Emre, boş ve sessiz dairesinin penceresinden İstanbul’un grileşen siluetine bakarken, hayatının kusursuz geometrisi içinde anlamsız bir boşluk hissediyordu. Kırk yaşına merdiven dayamış, sektörün aranan isimlerinden biri olmuştu; kariyerinde zirveye çıkmış, finansal olarak özgürlüğünü ilan etmişti. Ancak bu soğuk başarı, etrafını saran parlak mermer ve pahalı mobilyalar gibi, dokunulduğunda sıcaklık vermiyordu. Uzun zamandır süregelen bu huzursuz

Yitirilen Gölge Read More »

Taşın Altındaki Sır

Elif, mutfak tezgahına dayanmış, kocasının sırtını izliyordu. Murat, elindeki kumandayla kanallar arasında gezinirken, bir yandan da masadaki taze demlenmiş çayından yudum alıyordu. Akşam yemeği sonrası ritüelleriydi bu; o mutfağı toplar, Murat da haberlere göz gezdirir ya da o gün kaçırdığı bir diziyi yakalardı. Hava günlük güneşlikti, her şey olması gerektiği gibiydi, ta ki o ana

Taşın Altındaki Sır Read More »

Yitik Bir Yakarış

Yılların biriktirdiği konfor, Murat’ın vicdanının derinliklerinde yankılanan o çığlığı susturmaya yetmiyordu. Her sabah yediği Boğaz manzaralı kahvaltılar, ayağının altından kayan lüks otomobiller, zirvede olduğu holdingin geniş ofisi… Hepsi, kalbine saplanmış, paslı bir hançerin etrafına ördüğü süslü bir kılıftı sanki. Dışarıdan bakıldığında, kırk yedi yaşındaki Murat Kutlu, hayatın kendisine sunduğu her şeyi başarıyla kucaklamış, imrenilecek bir

Yitik Bir Yakarış Read More »

Yirmi Beş Yılın Gölgesi

Masa, Elif’in nişan yemeği için özenle hazırlanmış, gümüş takımlar ve kristal kadehlerle ışıl ışıl parlıyordu. Salonu dolduran kahkahalar, tebrikler ve neşe dolu sohbetler, Ayşe’nin kalbindeki tuhaf burukluğu dağıtmaya yetmiyordu. Kızı Elif, nişanlısı Barış’ın yanında bir peri kızı gibi ışıldıyor, geleceğe dair hayallerini gözlerinden okuduğu eşiyle birlikte, kendileri gibi “kusursuz” bir hayat kurmanın heyecanını yaşıyordu. Ayşe,

Yirmi Beş Yılın Gölgesi Read More »

Gözyaşının İzleri

Yirmi dört yıl, Elif’in takviminde sadece bir sayı değil, ruhunda açılmış derin bir yarıktı. Her Nisan ayında, tıpkı şimdi olduğu gibi, o yara kanar, taptaze bir acıyla yüreğini sarardı. İstanbul’un kalabalık caddelerinde, lüks mağazaların vitrinleri önünde salınan başarılı bir iş kadınıydı dışarıdan bakıldığında. Kendi moda markasının yaratıcısı, dergi kapaklarının aranan yüzü, zarafetin ve gücün sembolü.

Gözyaşının İzleri Read More »

Kırık İplikler

Elindeki terzi makası, sadece kumaşı değil, on yedi yıllık evliliğinin her ilmeğini de kesip biçiyordu sanki. Ayşe, dikiş makinesinin uğultusu eşliğinde, her defasında bir elbisenin kusursuzluğunu yakalamak için gösterdiği özenin, hayatının diğer alanlarında da geçerli olmasını dilerdi. Kapalıçarşı’nın ara sokaklarından birinde, babasından yadigâr küçücük terzihanesini eşi Orhan’la birlikte yıllardır ayakta tutmuştu. Her bir dikiş, her

Kırık İplikler Read More »

Sırrın Kırık Aynası

Elif, hastane koridorunun soğuk, antiseptik kokusuyla karışık derin bir keder kokusunu ciğerlerine çekiyordu. Annesi, Ayşe Hanım, bu beyaz odanın içinde, yatağına zincirlenmiş bir kelebek gibi, her solukta biraz daha kopuyordu hayattan. Dışarıda baharın ilk müjdecisi çiğdemler toprağı delerken, Elif’in ruhu kışın ayazında kalmıştı. Doktorun “Artık zamanı…” diyen bakışları, içini buz gibi bir hançerle delip geçmişti.

Sırrın Kırık Aynası Read More »

Arda’nın Gölgesi

Mutfak masasının üzerindeki seramik kupanın kulbunu kavramış, parmaklarımdan yayılan ılık sıcaklığı hissetmeye çalışıyordum. Nafile. İçtiğim kaçıncı çaydı bu? Sekiz mi, dokuz mu? Saymayı bırakalı çok olmuştu. Pencereden sızan akşam güneşi, toz zerreciklerini havada asılı bir ordu gibi gösteriyor, boş odaların sessizliğini daha da sağır edici kılıyordu. Arda’nın kokusu, eşyalarında, perdelerde, hatta nefesimde bile hâlâ asılıydı.

Arda’nın Gölgesi Read More »

Scroll to Top