Hikayeler

Veda Sandığı

Emre, elindeki paslı anahtara bakarken, babasının hayaletinin odanın her köşesinde oturduğunu hissetti. Bu anahtar, İhsan Bey’in otuz yıldır kimseye açtırmadığı, evdeki o küçük çalışma odasının kapısını açıyordu. Babasının ölümü, sadece bir babanın kaybı değil, aynı zamanda geçmişle hesaplaşmanın da kapısını aralamıştı. Şimdi, dört aylık bir boşluktan sonra, annesi Zeynep, odanın tasnif edilmesi gerektiğini söylemişti. “Senin

Veda Sandığı Read More »

Beton ve Kumaş

Ayşe’nin iğnesi, kumaşın dokusunda usulca dans ederken, dışarıdan gelen buldozer sesiyle duraksadı. Eskimiş, tahta kaplı dükkanının camından baktığında, karşıdaki boş arsada yükselen toz bulutunu gördü. Yıllardır mahallenin sessiz sedasız bekçisi olan bu arsa, artık “Özkent İnşaat” levhalarıyla çevrilmişti. Ayşe, içini kemiren sıkıntıyla derin bir nefes aldı. Bu dükkan, baba yadigarıydı. Babası rahmetli olmadan önce “Her

Beton ve Kumaş Read More »

Yirmi Bir Yılın Hırıltısı

Elif Kaplan, dükkanının camından dışarıya doğru yavaşça süzülen akşam güneşini izlerken, parmakları alışkanlıkla eski bir kitabın yıpranmış sayfalarında geziniyordu. “Küçük Bir Hikaye Kitabı” yazıyordu kapağında, yılların yorgunluğuyla solmuş harflerle. İçinde ne yazdığı önemli değildi, zira Elif’in zihni çoktan kendi hikayesine, yirmi bir yıl önce kalbine saplanan o bitmek bilmez acıya kaymıştı. Yirmi bir yıl önce,

Yirmi Bir Yılın Hırıltısı Read More »

Geç Kalmış Hasat

Telefon ekranında beliren isim, Selim’in elindeki viski kadehini masaya bırakmasına neden oldu. Ayşe Teyze. Uzun yıllardır hiç çalmayan bir telefon, en ağır haberlerin habercisi olurdu genellikle. Parmakları tereddütle ekrana dokundu. “Selim oğlum,” dedi titrek bir ses. “Kemal Usta… vefat etti.” Sanki bir elektrik çarpmış gibi hissetti. Kemal Usta. Elif’in babası. Hayatının en büyük pişmanlığının baş

Geç Kalmış Hasat Read More »

Kırık Bir Fısıltı

Elif, İstanbul’un kalbindeki Boğaz manzaralı terasından şehre bakarken, elindeki şampanya kadehinin soğukluğunu parmak uçlarında hissetti. Kadeh boştu. Tıpkı, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen hayatının içindeki boşluk gibi. Otuz dokuz yaşındaydı, şehrin en saygın mimarlarından biriydi, kariyeri zirvedeydi. Ama o zirve, soğuk ve rüzgarlıydı. Yalnızdı. Yalnızlık, Elif’in kendisiyle barışık sandığı bir yaşam biçimiydi, ta ki o zarf

Kırık Bir Fısıltı Read More »

Bir Sessizliğin Bedeli

Elif, İstanbul’un gri, yağmurlu bir akşamüstü, masasının üzerindeki tozlu dosyaya baktı. “Zeynep Yılmaz, Kayıp, 1993.” Kalın, sararmış kağıtların kenarlarındaki mürekkep izleri, otuz yıl öncesinin acısını fısıldıyordu. Bu, yeni belgesel projesiydi: “İstanbul’un Unutulmuş Kayıpları.” Amacı, zamanın külleri altına itilmiş, adaleti bulunamamış vakalara ışık tutmaktı. Bilmiyordu ki, bu dosya, sadece unutulmuş bir kayıp hikayesi değil, kendi ailesinin

Bir Sessizliğin Bedeli Read More »

Yitik Bahar

Radyoda çalan tanıdık melodi, Zeynep’in elindeki kahve fincanını hafifçe titretiyordu. Her sabah olduğu gibi, güneşin usulca sızdığı salonun loşluğunda, gözleri Defne’nin boş odasının kapısına takılı kaldı. Kapı kapalıydı, tıpkı 18 yıldır kapalı olan kalbi gibi. Orada hâlâ, küçük kızının hayaleti yaşıyordu; duvarlarda asılı kalmış çizimlerde, raflardaki oyuncak ayılarda ve havada asılı kalan çocuk kahkahalarında. Zeynep

Yitik Bahar Read More »

Sırda Gizli Bir Yalan

Yılların tozu, tavan arasının boğucu havasına inat, her köşeye sinmiş anıları da beraberinde kaldırıyordu. Elif, babası Kemal’in vefatından bu yana ilk kez annesinin, Ayşe’nin ısrarıyla bu eski hazine odasına adım atmıştı. “Gerekli olanları al, gereksizleri ayıkla kızım,” demişti annesi. “Artık bunca eşya yük oluyor.” Elif için bu, sadece eşya ayıklamak değil, babasından kalan son izlerle

Sırda Gizli Bir Yalan Read More »

Kumdan Kale

Metin’in elindeki kahve bardağı, salondaki kristal avizenin ışıltısını yansıtıyordu. Dışarıda İstanbul’un o tanıdık uğultusu, içeriye sızmaya çalışıyor ama kalın pencerelerden geçemiyordu. Metin, Boğaz manzarasına nazır koltuğuna oturdu. Elif, mutfaktan oğlu Can’ın okuldan getirdiği resimleri gösteriyordu. Her şey o kadar olması gerektiği gibiydi ki, Metin’in içini tarifsiz bir sıkıntı kapladı. Bu kusursuz tableau, ona yıllardır taşıdığı

Kumdan Kale Read More »

Yeniden Çizilen Kadere

Elif’in o öğleden sonra gelen e-postayı açtığında hissettiği şey, neşe değil, göğsünde aniden patlayan, külleriyle boğucu bir duman bırakan bir patlamaydı. Gelen kutusunda ‘Mert Aksoy’ adını görmek, kalbinin ritmini anında değiştirmeye yetmişti. Yılların tozunu, acısını ve üzerini örttüğü tüm anıları tek bir darbeyle havaya kaldırmıştı bu isim. Konu satırında sadece üç kelime yazıyordu: “Hatırlıyor musun,

Yeniden Çizilen Kadere Read More »

Scroll to Top