Hikayeler

Sessiz Fırça Darbeleri

Elif’in penceresinden İstanbul, her sabah aynı tabloyu sunuyordu: Gri bir gökyüzü, telaşlı insan silüetleri ve kentin boğuk gürültüsü. Ofise gitmek için hazırladığı sade kahvaltısını masaya bırakırken, camdan yansıyan kendi görüntüsüne baktı. Kırklı yaşlarının başında, zamana yenik düşmüş çizgilerle belirginleşen yüzünde, derinlere gömülü bir yorgunluk vardı. Yıllardır süren muhasebe işi, rakamların ve formüllerin soğuk dünyası, Elif’in

Sessiz Fırça Darbeleri Devamını Oku »

Gölgenin Renkleri

Mutfak ışığı, her gece olduğu gibi, Elif’in parmaklarında kurumuş boya lekelerini aydınlatıyordu; o lekeler, silik hayallerinin en belirgin izleriydi. Ankara’nın Çankaya’sında, eski, gri bir apartmanın dördüncü katında, hayatın hızla akıp gittiği bu şehirde, Elif’in dünyası kendi sessiz ritmiyle dönüyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti, tüm mahalle uykudaydı ama Elif için gün, asıl şimdi başlıyordu. Ayşe

Gölgenin Renkleri Devamını Oku »

Geciken Kucaklaşma

Otuz beş yıl geçmişti, ama o bebeğin kokusu hâlâ Elif’in burun direğinde sızlıyordu. Kimseye anlatamadığı, derinlere gömdüğü, varlığı sadece kendi ruhunda yankılanan bir acıydı bu. Yıllar, İstanbul’un kalabalık sokaklarında, gökyüzüne uzanan modern binaların arasında mimar olarak edindiği başarılarla, dostluklarla, keyifli seyahatlerle akıp gitmişti. Ama Elif’in içindeki o boşluk, devasa bir hiçlik gibi büyümüştü. Pazartesi sabahları

Geciken Kucaklaşma Devamını Oku »

Saklı Kökler

Zeytin ağaçları, Ayşe’nin kalbinde kök salmış derin bir nefes gibiydi; her bahar yeniden yeşeren, her sonbahar bereketiyle kucaklayan kadim dostlar. Ege’nin güneşli kıyılarında, küçük bir köyün hemen yamacında kurdukları “Ayvalı Zeytinyağları” sadece bir iş değil, Can ile Ayşe’nin yirmi beş yıllık evliliğinin, omuz omuza verdikleri mücadelenin ve dürüstlüğe olan inançlarının bir simgesiydi. Köyün en iyi

Saklı Kökler Devamını Oku »

Kıyının Ötesi

Mutfak masasında duran demli çayın buğusu, sanki Elif’in ruhundaki puslu havayı yansıtıyordu. Dışarıda pazar sabahının o bilindik, tembel uğultusu vardı. Can, hâlâ uyuyordu. Yan odadan gelen hafif horultusu, Elif’in on yıldır dinlediği en düzenli melodiydi. Melodi mi? Hayır, daha çok bir fon sesi, hayatlarının sessiz akışına eşlik eden bir nehir uğultusu gibi. On yıl. Dile

Kıyının Ötesi Devamını Oku »

Sarı Menekşe

Elif’in elleri titrek değildi, yılların verdiği ustalıkla her bir çiçeği sanki bir çocuk gibi okşayarak yerleştiriyordu buketine. Ama içindeki titreme asla dinmezdi. Onca yıla, onca kışa, onca bahara rağmen, o titrek bekleyiş her zaman oradaydı, kalbinin derinliklerinde, kurumuş bir menzilin sonunda usulca beklerdi. Gözleri, dükkânın camından dışarıya, telaşla akıp giden İstanbul kalabalığına takılı kalmıştı. Her

Sarı Menekşe Devamını Oku »

Zeytin Kokulu İkinci Şans

Ada’nın hayatı, İstanbul’un yüksek, steril binaları gibi, kusursuz bir düzen içinde akıp gidiyordu. Bir mimar olarak, her projesinde estetiği ve fonksiyonelliği bir araya getirme ustasıydı. Ancak bu dışarıdan kusursuz görünen hayat, içeride yıllar önce ördüğü, kimsenin aşamadığı görünmez duvarların ardında saklanan, duygusal olarak yorgun bir kadını barındırıyordu. Çalışmak, onun için bir kaçış, geçmişin acılarını unutturacak

Zeytin Kokulu İkinci Şans Devamını Oku »

Kırık Fırçalar, Yeniden Yeşeren Umutlar

Elif, yıllardır süregelen bu tuhaf, sessiz huzursuzluğun adını koyamıyordu. Şehrin en prestijli mimarlık ofislerinden birinin ortağıydı, boğaz manzaralı dairesinde her şey kusursuz bir düzen içindeydi, gardırobu mevsimlerin bile önüne geçen bir planlama harikasıydı. Ama bu düzen, bir zırh gibi sarmaladığı kalbindeki boşluğu dolduramıyordu. Dışarıdan bakıldığında parmakla gösterilen bir başarı hikayesiydi; içeriden bakıldığında ise bitmeyen bir

Kırık Fırçalar, Yeniden Yeşeren Umutlar Devamını Oku »

Unutulmuş Anların Gölgesinde

Telefon sesi, Demir’in gürültülü metropol yaşamına uyumlu, soğuk ve mekanik apartman dairesinde yankılandığında, bu sıradan bir iş görüşmesi olabilirdi. Cuma akşamıydı ve Demir, bilgisayarının mavi ışığında, bitmeyen bir e-posta akışına gömülmüştü. Ancak arayan numara tanıdıktı, çocukluk arkadaşı ve Elif’in kuzeni Cem’di. Cem’in sesi titrekti, her zamanki neşeli tonundan uzaktı. “Demir, Elif çok kötü. Hastanede…” Cümlenin

Unutulmuş Anların Gölgesinde Devamını Oku »

Taş Duvarlar Arasında Saklı Bir Çığlık

Elif, mimarlık ofisinin camla kaplı toplantı odasında, şehrin silüetine sırtını dönmüş, hayatının kusursuz maketini sunuyordu sanki. Karşısındaki yatırımcı grubuna yeni projenin detaylarını anlatırken sesi kendinden emindi, her mimaride olduğu gibi, kendi varoluşunun da sağlam temeller üzerine kurulu olduğunu hissettiriyordu. Ancak içinde bir yerlerde, en derin kuytularda, buz gibi bir ürperti dolaşıyordu. Başarısı parmaklarının ucundaydı, kusursuz

Taş Duvarlar Arasında Saklı Bir Çığlık Devamını Oku »

Yukarı Çık