Hikayeler

Geçmişten Gelen Fısıltılar

Elif’in her sabah yeni bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi kusursuzdu. Güneş, Boğaz’ı kucaklayan dairesinin penceresinden içeri süzülür, kızı Defne’nin kahkahalarıyla karışır, kocası Caner’in mutfaktan gelen kahve kokusuyla bütünleşirdi. Mimarlık ofisindeki kariyeri zirvedeydi, ailesiyle kurduğu dünya parmaklarının ucunda tuttuğu nadide bir pırlanta gibiydi. Ancak Elif, o pırlantanın derinliklerinde, yıllar önce ustaca gizlediği, ışığı boğan küçük bir

Geçmişten Gelen Fısıltılar Read More »

Gökdelenlerin Gölgesindeki Fısıltı

Tren penceresinden geçen gri manzaralar, Demir’in hayatının son on yılının özeti gibiydi; renksiz, donuk ve her bir istasyonda aynı boşlukla tekrar eden. Bir zamanlar göklere uzanan hayaller kuran, kağıt üzerine çizdiği her çizgiye ruhunu katan o genç mimardan eser kalmamıştı. Şimdi, isimsiz bir kasabanın tozlu kütüphanesinde, yıpranmış kitapları raflara dizerek günlerini geçiriyordu. Parmak uçlarındaki mürekkep

Gökdelenlerin Gölgesindeki Fısıltı Read More »

Beykoz’un Fısıltısı

Duvar kağıdı desenlerine sinmiş geçmişin kokusu, Elif’in ciğerlerine dolarken, parmak uçları asırlık ahşap oymaların tozlu yüzeyinde geziniyordu. Beykoz’daki Sait Paşa Yalısı. Yıllardır hayalini kurduğu, içinden “Bir gün…” diye geçirdiği projeydi bu. Şimdi, Mimarhane’nin en prestijli işi olarak önünde duruyordu. Eski İstanbul’un ruhunu modern bir dokunuşla yeniden canlandırmak… Bu sadece bir restorasyon değil, Elif için bir

Beykoz’un Fısıltısı Read More »

Gözyaşının Perde Arkası

O eski sandığı açtığında, sadece tozlu anılar değil, yirmi yıllık bir yalanın fısıltıları da etrafa yayıldı. Elif, anne ve babasının vefatından sonra nihayet eski evdeki eşyaları düzenlemeye başlamıştı. Her bir eşya, çocukluğundan kalma bir dokunuş, bir koku, silik bir gülümsemeydi. Ama o sandık farklıydı. Salonun en ücra köşesinde, yıllardır kilitli duran, annesinin “önemsiz eşyalar” dediği,

Gözyaşının Perde Arkası Read More »

Merdivenlerden Akan Lavanta

Mermer merdivenlerden yükselen lavanta ve taze kesilmiş çiçek kokusu, Elif’in ciğerlerini yakıyor, sanki nefes aldığı hava bile ait olmadığı bir yere aitti. Konuklar ailesinin Boğaz’a nazır yalısının devasa kapısından içeri adım attığında, küçük dünyasıyla bu gösterişli yaşam arasındaki uçurumun hiç bu kadar derin olabileceğini tahmin etmemişti. İlk iş günüydü, ama daha şimdiden boğazına bir yumruk

Merdivenlerden Akan Lavanta Read More »

Gözdeki Gölge

Zeynep, pencereden dışarıyı seyrederken, aslında kendi hayatının bulanık yansımalarını görüyordu. Kadıköy’deki bu eski, ama bakımlı apartman dairesi, babasından yadigardı. Her köşesinde onun anıları, çocukluğunun sıcaklığı vardı. Ama son zamanlarda, bu sıcaklık yerini garip bir serinliğe, anlamsız bir kaygıya bırakmıştı. Oysa dışarıda güneş parlıyor, martılar sesleniyor, hayat olağan akışında devam ediyordu. Zeynep’in hayatındaki olağanüstülük, Emre’nin son

Gözdeki Gölge Read More »

Geç Kalan Bir Sabah

Pencereden dışarı bakarken, İstanbul’un tanıdık gürültüsü, koronun devasa bir orkestra gibi yükselen uğultusu bile Elif’in ruhundaki sessizliği bozmuyordu. Yıllar süren bir başarı, saygın bir kariyer ve şehrin kalbinde, boğaza nazır, kendine ait bir daire… Dışarıdan bakıldığında her şeye sahip, her şeyi başarmış bir kadındı Elif Yılmaz. Ama aynadaki yansıması, gözlerinin derinliklerindeki o değişmeyen hüznü, o

Geç Kalan Bir Sabah Read More »

Sükûtun Fısıltısı

Zeynep’in dükkânı, İstanbul’un eski bir sokağında, zamanın yıpratamadığı, unutulmuşlukla cilalanmış bir mücevher gibiydi. Her bir raf, her bir köşe, tozlu camların ardında parlayan antika objelerle doluydu. Bir zamanlar sarayların ihtişamını yansıtan gümüş işlemeli kutular, denizaşırı topraklardan gelmiş porselen bebekler, okunmaktan kenarları yıpranmış ciltli kitaplar… Hepsi, Zeynep’in ellerinde, yeni bir hikâyenin başkahramanı olmayı beklerdi. Zeynep, kırklarının

Sükûtun Fısıltısı Read More »

Kırık Çam Dalı

Elif, tavanı delip geçecek gibi duran avizedeki tozları değil, ruhunu saran görünmez ağırdanlığı süzüyordu. Her şey, babasının en küçük cam biblosunu bile yerinden oynatmadan temizlediği bu evde, toz kadar sessiz ve derine çökmüş bir kederle kaplıydı. Otuzuna merdiven dayamış, evlenmemiş, ailesinden ayrılmamış Elif’in hayatı, annesinin özenle seçtiği dantel örtülerle kaplı bir masa gibiydi; güzel ama

Kırık Çam Dalı Read More »

Geçmişin Gölgesi

Emre, otuz dokuzuncu yaşının son demlerinde, hayatının bir dönemecinde durduğunu hissediyordu. Üstelik bu dönemeç, ne kariyerindeki yeni bir projeyle ne de Selin’le olan evliliğindeki olası bir pürüzle ilgiliydi. Daha derindi, daha eskiydi. Her sabah şehrin gürültüsüyle uyanıp Boğaz’a nazır ofisine giderken, elindeki kahvesinin buharında geçmişten silik bir silüet görüyordu sanki. Başarılı bir mimardı. Adı projelerle,

Geçmişin Gölgesi Read More »

Scroll to Top