Hikayeler

Geçmişin Kırık Temelleri

Elif, İstanbul Boğazı’nın ışıl ışıl yansıdığı, yüksek tavanlı, minimalist tasarım harikası ofisinde pencereye yaslanmış, elindeki mimarlık dergisinin kapağındaki kendi projesine bakıyordu. Yüzünde gururlu bir tebessüm vardı ama gözlerinin derinliklerinde dinmeyen, küçük bir fırtınanın izleri seçiliyordu. Bu fırtına, yıllardır kapalı bir kutuda sakladığı bir sırdan besleniyordu. Dışarıdan bakıldığında Elif’in hayatı kusursuzdu: sektöründe adından söz ettiren, ödüllü

Geçmişin Kırık Temelleri Read More »

Geçmişin Gölgesi

Mustafa Bey’in cenazesi, güneşin bile yas tuttuğu bir kasım öğleden sonrasında, sanki dünyanın tüm ağırlığını omuzlarında taşıyordu. Toprağa verilen sadece bir beden değil, koca bir hayatın, kırk yıllık bir evliliğin, sayısız anının da defin töreniydi. Elif, toprağın üzerine atılan son küreğin sesini kalbinin derinliklerinde duyuyordu. Boğazı düğüm düğümdü, gözyaşları yanaklarından süzülüp çenesinde birleşiyor, oradan soğuk

Geçmişin Gölgesi Read More »

Kilitli Sandıktaki Gölge

Ayşe, mutfakta özenle dizdiği baharat kavanozlarına bakarken içini bir huzur kapladı. On yıllık evlilikleri boyunca Emre ile kurdukları düzen, her detayında kendini gösteriyordu. Güven, bu düzenin, bu hayatın çimento harcıydı. Emre’nin kahvaltı masasında bıraktığı gazetenin başlığını okurken gülümsedi; “Sıradan bir Çarşamba,” diye mırıldandı. Ama o Çarşamba, sıradanlığını Ayşe’nin hayatından çalmak üzereydi. O gün, Ayşe’nin aklına

Kilitli Sandıktaki Gölge Read More »

Vadi’nin Gölgesinde

Elif, nefes almak için ciğerlerine dolan egzoz kokusuna çoktan alışmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan İstanbul, omuzlarına ağır bir yük gibi biniyordu. Eski, nemsizliğe hasret duvarları çatlaklarla dolu kiralık evlerinde, annesinin her sabah aynı özenle hazırladığı kahvaltı tabağını bitirdi. Ablası Ayşe, küçük yeğeni Can’ın okul çantasını hazırlarken homurdanıyordu. Babası, yıllarca çalıştığı tekstil atölyesi kapanınca bel fıtığıyla

Vadi’nin Gölgesinde Read More »

Sedat’ın Gölgesi

Ayşe, mutfak penceresinden içeri süzülen sabah güneşinin aydınlattığı toz zerreciklerini izlerken, içinden yükselen hafif bir endişeyle omuzlarını silkti. Kırk dört yaşındaydı, yirmi yıllık evli, biri üniversitede okuyan Elif, diğeri lise son sınıftaki Demir olmak üzere iki pırıl pırıl evlada sahip, hayatının düzeninden memnundu. Murat, kocası, şehrin saygın mühendislerinden biriydi; dürüst, çalışkan, ailesine düşkün. Herkesin gıptayla

Sedat’ın Gölgesi Read More »

Yarım Kalan Tablo

Elif, elindeki fincanın sıcaklığını avuçlarında hissederken, eşi Can’ın anlattığı günün yorgunluğunu gözlerinde gördü. Karşılarında oturan on altı yaşındaki kızları Defne, telefonuna gömülmüş, kendi dünyasında sessizce var oluyordu. Dışarıda İstanbul’un sonbahar rüzgarı hafifçe uğulduyor, camları dövüyordu. Bu an, her şeyiyle mükemmeldi. Sıcak bir yuva, huzurlu bir akşam yemeği, sevgi dolu bir aile. Elif, nefes alıp verirken

Yarım Kalan Tablo Read More »

Gözdeki Gölge

Emre, elindeki raporu tekrar masaya bıraktığında, odanın ortasına yıldırım düşmüş gibi hissetti. Gece yarısını çoktan geçmiş, şehrin uğultusu dışarıda hafiflemişti ama Emre’nin zihnindeki fırtına dinmek bilmiyordu. Hesap tablosundaki satırlar, her biri kurşun gibi ağır, tanıdık bir kalem oynatmış gibi görünen ama asla olmaması gereken bir kalemden çıkan hareketlerdi. “Mimarlık Çözümleri A.Ş.” Bu isim, son altı

Gözdeki Gölge Read More »

Taş Duvarlar Arasında Bir Ev, Yalanlarla Yıkılan Bir Yuva

Elif, Can’ın dizüstü bilgisayarının ekranında parlayan anlamsız rakamlar ve grafiklerle uyandı. Sabahın erken saatleriydi, perdeler henüz aralık değildi ama ekranın soğuk ışığı odaya yayılıyordu. Can, yatağın kenarında oturmuş, parmakları klavye üzerinde bir cambaz gibi sekerek bir şeyler yazıyordu. Elif, Can’ın omuzunun üzerinden ekrana göz attığında, “Zenith Capital” yazan bir logo ve yanında inanılmaz yüksek bir

Taş Duvarlar Arasında Bir Ev, Yalanlarla Yıkılan Bir Yuva Read More »

Gecikmiş Bahar

Elif’in takviminde ne baharlar geçmiş ne de yazlar gelmişti; her gün, Can’ın kaybolduğu o lanet olası parkın soğuk bankında yeniden başlıyordu. On iki yıl. Tam on iki yıl. Saçlarına düşen her ak tel, alnındaki her yeni çizgi, günden güne daha da bükülen omurgası, oğlunun yokluğunun vücudunda açtığı yaralardı. Boğazı düğüm düğüm olurdu her sabah, gözleri

Gecikmiş Bahar Read More »

Geç Kalmış Bir Eylül Sabahı

Elif’in titreyen eli, telefonun soğuk ekranında beliren ismi görmesiyle dondu. “Demir Arslan Grubu.” Kalbine, uzun zaman önce özenle ördüğü buzdan duvar aniden çatlamış gibi keskin bir sızı saplandı. On yıl. Tam on yıldır ne sesini duymuş, ne yüzünü görmüştü. Adı bile uzak bir anının, unutulmuş bir şarkının mırıldanışı gibiydi. Şimdi ise, yeni büyük projelerinin başındaki

Geç Kalmış Bir Eylül Sabahı Read More »

Scroll to Top