Hikayeler

Sırrın Bedeli

Elif, masadaki mumun titrek ışığında Burak’ın yüzündeki ince çizgileri inceliyordu. Yılların değil, son ayların eklediği yorgunluk ve tedirginlik çizgileriydi bunlar. Burak, parmağını bardağının kenarında gezdirirken, gözleri bir noktaya takılı kalmış, sanki geleceğe değil de geçmişin karanlık bir köşesine bakıyordu. Elif’in içeriden getirdiği tiramisu, o anki sessizliğin ortasında absürt bir lüks gibi duruyordu. “Ne düşünüyorsun hayatım?”

Sırrın Bedeli Read More »

Geciken Hasat

Kaldırımın buz kesen soğukluğu, Dr. Elif Kara’nın ayaklarının altından ruhuna işliyor, oysa parmaklarındaki pırlanta yüzük bile bu iç ürperten gerçekliği gizleyemiyordu. Boğaz’a nazır lüks dairesinin güvenlikli kapısından içeri girerken, dışarıdaki İstanbul’un gri ve yorgun kış manzarası içindeki boşlukla tuhaf bir uyum içindeydi. Otuzlu yaşlarının sonlarında, kariyerinin zirvesinde, ülkenin en prestijli üniversitelerinden birinde bölüm başkanıydı. Adı

Geciken Hasat Read More »

Karanlık Tohum

Ahmet’in gülüşü, Elif’in dünyasını aydınlatan o tanıdık ışıltısını kaybedeli aylar olmuştu, ama Elif bunu kendine itiraf etmekten kaçınıyordu. Başlarda yorgunluğa, iş stresiyle açıklanabilecek ufak tefek değişimlerdi bunlar. Yemek masasında daha az konuşan, geceleri uykusunda mırıldanan, en sevdiği şarkılara bile kayıtsız kalan bir Ahmet… Elif, bir sabah uyanıp da yatağın diğer tarafının buz gibi boş olduğunu

Karanlık Tohum Read More »

Karanfil Kokusu

Elif, nişan yüzüğünün parmağında yabancı bir ağırlık gibi durduğunu hissetti. Aynadaki yansımasına baktı. Beyaz gelinliğin provasıydı. Annesi sevinçle etrafında dönüyor, terzinin her ilmeğine müdahale ediyordu. Elif gülümsedi, bu otomatik bir refleksti artık. Serkan iyi bir adamdı. Çok iyi. Güvenilirdi, sevecendi, hayatını planlamış, her detayı düşünmüştü. Evleri hazırdı, işleri yolundaydı. Herkes onları “örnek çift” olarak görüyordu.

Karanfil Kokusu Read More »

Taşra Ruhlu İstanbul

Atölyenin nemli, talaş kokan havasında, güneşin tek tük sızdığı pencerenin önünde Emre, eski bir sandalyenin çürümüş kolçağını dikkatle oyuyordu. Elleri nasırlıydı ama parmak uçları, ahşabın en ince damarını bile hissedecek kadar hassastı. Her yeni oyuk, geçmişin bir izini siliyor, yerine sabırla işlenmiş yeni bir hayat nefesi bırakıyordu. Yirmi sekiz yaşındaydı Emre ve hayatı bu eski

Taşra Ruhlu İstanbul Read More »

Çukurcuma’nın Sessiz Hatıraları

Emre, elindeki kadehin şampanyasını yudumlarken, gözleri salonun ortasındaki antika ahşap oyma panoya takıldı. Etrafında fısıltılar, kahkahalar ve cilalı ayakkabı sesleri birbirine karışıyordu ama o, sanki kalabalığın içinden geçip başka bir boyuta sürüklenmişti. Türkiye’nin en iyi mimarlık ofislerinden birinin ortağı olarak, kariyerinde zirvedeydi. Parası, itibarı, her şeyi vardı. Ama bu gösterişli galerideki her bir cam vitrinin

Çukurcuma’nın Sessiz Hatıraları Read More »

Geciken Bahar

Aylin, pencereden dışarıyı seyrediyordu. Yağmur, pencerelere usul usul vururken, mutfaktan gelen çocuklarının gürültülü neşesi, onun içindeki boşluğu daha da belirginleştiriyordu. Otuz beş yaşındaydı ve hayatının akıp giden bir nehir gibi, ne yöne gittiği belirsizleşmişti. Can ile evliliği, yıllar içinde pürüzsüz ama ruhsuz bir yatağa dönüşmüştü. Tutku, eğer bir zamanlar var olduysa bile, yerini rutin bir

Geciken Bahar Read More »

Yitik Gölge

Elif’in hayatı, boğazına takılan bir balık kılçığı gibi, hep aynı noktada sıkışmış bir hisle doluydu; huzurlu ama hareketsiz, derin ama sessiz. Sabahları işe gidip gelir, akşamları ebeveynlerinin yanına uğrar, hafta sonları ise onlarla vakit geçirirdi. Ankara’nın gri ama tanıdık sokaklarında adımlarken, ailesinin o küçük, sıcak evinin kendisine sunduğu güvenli limanı seviyordu. Ama içten içe, bu

Yitik Gölge Read More »

Yarım Kalan Hikayeler Masası

Kayıp bir çocuğun gölgesi, yirmi yıldır iki kişilik sofralarında üçüncü bir sandalye gibi duruyordu; boş ama varlığıyla ağırlık yapan. Ayla için zaman, Elif’in o öğleden sonra kaybolduğu ormanlık piknik alanında donup kalmıştı. Takvimler döner, mevsimler değişir, şehir büyür, insanlar yaşlanırdı; ama Ayla’nın iç dünyasında hep o güneşli, hüzünlü mayıs günüydü. Elif, üç yaşındaydı, kırmızı kurdeleli

Yarım Kalan Hikayeler Masası Read More »

Cam Ev

Ödül törenindeki alkışlar, kristal avizelerin yansıttığı ışıklarla birleşip Elif’in kulaklarını sağır ederken, o anın gerçek dışılığına kendini kaptırmaya çalışıyordu. Yılın Mimarı ödülü, ellerinde tuttuğu, soğuk metalden heykelcik… Herkes onunla gurur duyuyordu. Eşi Can, ön sıradan gözleri parlayarak ona bakıyor, kızı Deniz ise babasının kucağında uyukluyordu. Elif’in yıllardır ilmek ilmek ördüğü, kusursuzluğa adanmış bu cam ev

Cam Ev Read More »

Scroll to Top