Hikayeler

Gözlerdeki Fısıltı

Yıllar, Elif’in ruhundaki o eski yarayı bir tül gibi örtmüştü; görünmez kılıyordu belki ama varlığını asla unutturmuyordu. İstanbul’un kalabalık sokaklarında, modern bir mimarlık ofisinin camlı duvarları arasında kurduğu düzenli hayatı, her şeyin yolunda olduğunu haykırıyordu. Eşi Demir, zeki ve anlayışlı bir adamdı; oğulları Can, hayatlarına neşe katan bir güneşti. Dışarıdan bakıldığında, Elif’in kusursuz bir portresi

Gözlerdeki Fısıltı Read More »

Renklerin Kıyısında

Telefonunun ekranında, tanımadığı bir numara belirince Elif’in kalbi garip bir ritimle çarptı; Demir’den gelen bir mesaj değildi, zaten onun mesajları çoktan rutin birer bildirime dönüşmüştü. Gecenin bu saatinde kim olabilirdi ki? İçinde hem bir korku hem de bastıramadığı tuhaf bir merak uyandı. Ekrandaki ismi okuyunca, o an hissettiği şeyin adının ‘umut’ olabileceğini düşündü. Can. Fotoğraf

Renklerin Kıyısında Read More »

Gümüş Tepsinin Ardı

Ayaz’ın eli, gümüş tepsiyi masanın üzerine bıraktığında, parmak uçları yorgunluktan sızlıyordu ama yüzündeki yapay gülümseme milimetrik bir şaşmazlıkla yerini koruyordu. Saatin gece yarısını geçtiğini, birkaç saat sonra annesinin diyaliz için kalkacağını, kendi yatağına uzanamadan yeni bir günün başlayacağını bilen sadece kendisiydi. Beyaz gömleğinin altında, incecik bedenini saran yorgunluk, mermer zeminin soğukluğu gibi ruhuna işlemişti. Burası,

Gümüş Tepsinin Ardı Read More »

Yitik Fırçalar ve Suskun Gözler

Elif, annesi Fatma’nın gözlerindeki o kırık hayali ilk ne zaman fark ettiğini hatırlamıyordu. Belki de hep oradaydı, anneannesinin dizinin dibinde oyaladığı çocukluk günlerinden beri, dikiş makinesinin başında eğilen annesinin profilinde, pencereden dışarı bakarken uzayan bakışlarında. Fatma, dört duvar arasında, sessizce akıp giden bir su gibiydi; huzur veren, dingin, ama asla coşkulu olmayan. Bu durum, Elif’in

Yitik Fırçalar ve Suskun Gözler Read More »

Yüksekler ve Toprak

Elif’in elleri, her akşam olduğu gibi, plazanın 32. katındaki cilalı ahşap masayı narince siliyordu. Dışarıda İstanbul’un ışıkları bir gerdanlık gibi uzanıyor, şehrin zenginliği ve imkanları göz kamaştırıyordu. Oysa Elif’in dünyası, o camların çok gerisindeki yoksul mahallede, daracık sokaklarda ve iki küçük kardeşinin sorumluluğunda sıkışıp kalmıştı. Mimarlık fakültesinde burslu okuyordu, gündüzleri ders, akşamları bu devasa firmada

Yüksekler ve Toprak Read More »

Kırık Bir Camın Ardından

Elif, mutfak penceresinden sızan sabah güneşinin, özenle seçtiği bej perdelerin üzerinden dans edişini izliyordu. Yeni demlenmiş çayın kokusu, şehrin uyanış gürültüsünü bastırıyordu sanki. Kırkına merdiven dayamış, İstanbul’un yoğun temposuna alışkın bir mimar olarak hayatı düzenli, öngörülebilirdi. Cem’le on sekiz yıldır evliydi; bu süreye iki oda bir salondan dört katlı boğaz manzaralı bir eve uzanan bir

Kırık Bir Camın Ardından Read More »

Yarım Kalan Melodi

Elif, İstanbul’un gri göğüne bakan Boğaz manzaralı dairesinde, bir fincan soğumuş kahveyle oturuyordu. Elleri, fotoğraf makinesini tutmaktan yorulmuştu ama içindeki asıl yorgunluk, her zaman orada olan, adını koyamadığı o boşluktu. Başarılı bir fotoğrafçıydı, sergileri açılmış, adı duyulmuştu. Ancak çektiği her karede, özellikle de eski, terk edilmiş mekanlarda, o tanıdık, kemirici his peşini bırakmıyordu: Bir şey

Yarım Kalan Melodi Read More »

Kırık Bir Şarkı Gibi

Elif, İstanbul’un kalabalık caddelerinde adımlarken, içindeki boşluğun yirmi yıldır kapanmadığını her hücresiyle hissediyordu. Başarılı bir mimardı, parası vardı, hatta onu seven iyi bir kocası… Ama ruhunun derinliklerinde, daima eksik bir melodi çalardı. Sanki bir şarkının en güzel notası koparılıp alınmıştı. O nota, onun canından bir parçaydı. Vapurdan inip Beşiktaş iskelesindeki kalabalığa karıştı. Tam o sırada,

Kırık Bir Şarkı Gibi Read More »

Zamanın Unutulmuş Kokusu

Elif, yılların yıprattığı, ama asla söndüremediği bir umut ışığıyla dolup taşan gözleriyle, solmuş bir fotoğrafı okşadı. Deniz’in gülen yüzü, sarı saçları ve yaramaz bakışları, tıpkı dün gibi hafızasındaydı. Oysa aradan on beş yıl geçmişti. On beş yıl. Bir ömür… Göz pınarlarında biriken yaşı, alışkın bir hareketle elinin tersiyle sildi. Zaman, bu acıyı dindirmemiş, sadece derine

Zamanın Unutulmuş Kokusu Read More »

Yirmi İki Yılın Gölgesi

Yirmi iki yıl. İnsan bir ömrü bu kadar zamana sığdırabilir miydi? Elif sığdırmıştı. Her şeyini, tüm pişmanlıklarını, yüreğinin en derin kuyusuna sakladığı o sırrı. Bahçedeki nergisleri budarken bile zihni, ince bir tül perdesi ardındaki geçmişe kayıyordu. Parmağını dikenine batırdığında, acının keskinliği anıların o sisli perdesini araladı. O perdenin arkasında genç bir Elif, korkmuş, çaresiz ve

Yirmi İki Yılın Gölgesi Read More »

Scroll to Top