Hikayeler

İpek Fular ve Bedeli

Ayşe, mutfaktaki loş ışıkta, her zamanki gibi erkenden uyanmış, sessizce ocağın başına geçmişti. Hava daha ağarmamıştı, dışarısı gri ve soğuktu ama içeride, tencereden yükselen mercimek çorbasının buharı, mutfağın camlarını hafifçe buğulandırıyordu. Yılların alışkanlığıyla, neredeyse ritüelistik bir özenle, oğulları Deniz ve Can için kahvaltı hazırlıyordu. Deniz, büyük olanı, şehirdeki prestijli üniversitelerden birinde hukuk okuyordu. Can ise

İpek Fular ve Bedeli Read More »

Geçmişin Kırık Aynası

Ayşe’nin hayatı, o kusursuz fincanın pürüzsüz yüzeyi gibiydi; İstanbul’un göbeğindeki şık villasının özenle biçilmiş çimlerinden, her sabah giydiği tasarım takımlarına kadar her detay, yılların emeği ve zekice alınmış kararların ürünüydü. Kendisi, ülkenin önde gelen tekstil firmalarından birinin sahibiydi. Toplantılardaki kararlı duruşu, yardım gecelerindeki zarif gülümsemesi, cemiyetin hayranlık duyduğu bir profil çiziyordu. Ancak bu pürüzsüz yüzeyin

Geçmişin Kırık Aynası Read More »

Kırık Camların Ardındaki Gerçek

Can, sahnedeki kürsüye doğru ağır adımlarla yürürken, ayaklarının altındaki kırmızı halı bir anda kum gibi dağılıverdi sanki. Salon, alkış sesleriyle yankılanıyor, spot ışıkları her adımında gözlerini kamaştırıyordu. Türkiye’nin en prestijli “Yeşil Mimari Ödülü”nü almak üzereydi. Yılların emeği, zekası ve şüphesiz, kusursuz PR çalışmaları onu buraya taşımıştı. Karşısında oturan yüzlerce seçkin davetli, onun bu başarı hikayesine

Kırık Camların Ardındaki Gerçek Read More »

Korkunç Bir Fısıltı

Telefon ekranında beliren o mesaj, Elif’in yıllardır inşa ettiği dünyanın temellerini sarsan bir depremin ilk habercisiydi. O ana kadar hayatı, özenle döşenmiş, her detayı düşünülmüş, kusursuz bir ev gibiydi. Mert, başarılı bir mimardı, Defne ise on yaşında, neşeli, pırıl pırıl bir kız çocuğu. Elif, kendisi de küçük bir butiğin sahibi olarak işini severek yapıyor, ama

Korkunç Bir Fısıltı Read More »

Kirli Sırların Dokunuşu

Yıllar sonra, bir anlık karşılaşmada, zamanın kalbine çelik bir bıçak gibi saplanan o an, Zeynep’i olduğu yere çiviledi. Güneşli bir öğle sonrası, Nişantaşı’nın kalabalık caddesinde bir vitrin mankeni gibi donup kalmıştı. Elinde tuttuğu, müşteriye yetiştirmesi gereken ipek şalın yumuşaklığı, titreyen parmaklarının arasında anlamsızlaşmıştı. Cadde boyunca neşeyle yürüyen iki genç kızdan biri, sanki geçmişten fırlamış, ruhuna

Kirli Sırların Dokunuşu Read More »

Cevizli Konakları’nın Gölgesinde

O sabah, Zeynep Güneş, elindeki iş ilanına bakarken boğazına oturan yumruyu yutkunmakta zorlandı. Demir Yapı, İstanbul’un en büyük müteahhitlik firmalarından biriydi. İlan, “Genç, dinamik, gelecek vadeden mimarlar” arayışındaydı. Zeynep, bu ilanın bir anlamda kendi geleceğinin kapısı, bir başka anlamda ise geçmişinin kara deliği olabileceğini biliyordu. Ailesinin yaşadığı, çocukluğunun her sokağına sinmiş Cevizli Konakları Mahallesi, Demir

Cevizli Konakları’nın Gölgesinde Read More »

Görünmez Duvarlar

Elif, İstanbul Üniversitesi’nin oymalı kapısından her girdiğinde, mermer merdivenlerin soğuk ihtişamının kendi içindeki yorgunlukla keskin bir tezat oluşturduğunu hissederdi. Sabahın erken saatlerindeki derslerden önce, çoğu öğrencinin henüz yatağından kalkmadığı saatlerde, şehrin bir ucundan gelmiş, bir kafede vardiyasını tamamlamış olarak, uykusuzluğun ağırlığına rağmen zihnini açık tutmaya çalışırdı. Bugün de farklı değildi. Kütüphanenin en arka köşesindeki masasına,

Görünmez Duvarlar Read More »

Geciken Yankı

Ayşe, kızının gözlerinde yirmi beş yıl öncesinin kendisini gördü; aynı endişeyi, aynı umutsuzlukla harmanlanmış parıltıyı. Elif, mutfak masasında, elindeki mektupla bakışlarını annesine çevirmişti. Kalın bir zarf, üzerinde yurt dışından bir üniversitenin logosu. Bir burs mektubu. Bir hayal mektubu. Ve Ayşe o an, kendi gençliğinin koca bir ömrün gölgesine nasıl sindiğini, kızının eşiğindeki zaferin ardında duran

Geciken Yankı Read More »

Dokuma Tezgâhının Sırrı

Elif’in elleri, yün ipliklerinin soğuk dokusunda dans ederken, atölyenin loş ışığında yükselen toz zerreleri, Balat’ın eski sokaklarından sızan puslu havayla birleşiyordu. Tezgâhın ritmik tıkırtısı, onun hayatının hiç durmayan melodisiydi; yorgunluk, umut, ve gizli bir acının ezgisi. Her ilmek, bir yemin, her düğüm, bir vazgeçişti. Yirmi dokuz yaşındaydı ama gözleri, altmış yıllık ömrün biriktirdiği hikâyeleri fısıldıyordu.

Dokuma Tezgâhının Sırrı Read More »

Yarım Kalan Tablo

İstanbul’un gürültüsü, Elif’in kulağında babasının ölümcül öksürüğüne dönüşmüş bir uğultuydu. Elindeki telefon buz kesmiş, parmakları titriyordu. Annesinin boğuk sesi diğer uçtan geliyordu: “Baban iyi değil Elif. Doktorlar… yapacak pek bir şey kalmadığını söylüyorlar.” Yirmi yıldır kendini bu şehre ait hissetmeye çalışmış, bu topraklardan kaçmak için her şeyi göze almıştı. Şimdi o topraklar, en acı haberle

Yarım Kalan Tablo Read More »

Scroll to Top