Hikayeler

İkinci Şafak

İstanbul’un göbeğindeki, şehrin en prestijli mimarlık ofislerinden birinin yirmi sekizinci katındaki cam masasının başında otururken, Emre’nin gözleri ufuk çizgisinde kaybolmuştu. Elindeki kahve kupası soğumuştu bile. Şehrin altında yatan kaos, tepeden bakıldığında estetik bir düzene dönüşüyor, betonun ve camın uyumsuz armonisi bir başyapıt gibi duruyordu. Kendi başyapıtıydı bu. Yıllar süren durmak bilmez bir çalışmanın, uykusuz gecelerin,

İkinci Şafak Read More »

Yarım Kalan Bir Hikaye

O sabah, Elif, penceresinden usulca süzülen güneş ışığına aldanıp, hayatın ona daha fazla sürpriz hazırlamadığına inanıyordu. Ne büyük bir yanılgı. Kırklı yaşlarının başında, başarılı bir iç mimar olarak kendi stüdyosunu kurmuş, sevgi dolu kocası Caner ile uyumlu bir hayat sürüyordu. Haftanın yorgunluğunu üzerinden atmak için annesi Ayşe ve babası Metin’in Bakırköy’deki o eski apartman dairesine

Yarım Kalan Bir Hikaye Read More »

Cam Tavanların Altında

Elif, Ardıç Mimarlık’ın devasa cam kapılarından içeri adım attığında, yüksek tavanlardan sarkan avizelerin soğuk pırıltısı, sanki tüm hayallerini tartıp değersiz bulacakmış gibi üzerine çöktü. Burası, Altınşehir’in daracık sokaklarında büyüyen, her santimi alın teriyle kazanılmış evlerinin aksine, nefes almanın bile bir bedeli varmış gibi hissettiren bir yerdi. Üniversite harçlığını çıkarabilmek ve kardeşinin ilaçlarına katkıda bulunmak için

Cam Tavanların Altında Read More »

Yitik Yüzler Diyarı

Eline aldığı o eski, sararmış fotoğraf, Elif’in yıllardır üzerine titrediği kusursuz hayat halısının ilk sökülen ilmeği olacaktı. O güne dek, Murat’la evlilikleri sağlam bir kaya gibi duruyordu; aşkla, saygıyla ve yılların getirdiği alışkanlıkların tatlı konforuyla örülmüş. Her akşam yemeği, her hafta sonu kaçamağı, her sessiz bakış, bu kayanın daha da sağlamlaştığının birer kanıtıydı. Elif, Murat’a

Yitik Yüzler Diyarı Read More »

Yarım Kalan Portre

Yıllar sonra ilk kez aynaya baktığında, yansımasında gördüğü kadının kendi sureti değil, başkası olduğunu hissetti Elif. Otuz sekiz yaşındaydı. İki çocuk annesi, bir ilkokul öğretmeni. Düzenli bir ev, iyi bir eş, sorunsuz bir hayat. Dışarıdan bakıldığında her şey pürüzsüzdü. Ama aynadaki o kadın, gözlerinin içindeki derin yorgunluğu ve dudaklarının kenarına yerleşmiş o hafif, anlaşılmaz burukluğu

Yarım Kalan Portre Read More »

Gölgedeki Güven

Elif, pencerenin pervazına bıraktığı sıcak çayından yükselen buharın usulca dağılışını izlerken, şehrin neon ışıklarıyla yıkanmış soğuk siluetine dalmıştı. Akşamüstüydü. İstanbul’un kendine has o melankolik havası, ruhuna ince bir sızı gibi yayılıyordu. Bir zamanlar bu manzaraya Ayşe ile birlikte bakarlardı, hayaller kurarlardı, kahkahalarla evin duvarlarını çınlatırlardı. Şimdi ise o kahkahalar, uzak bir yankı gibi Elif’in zihninde

Gölgedeki Güven Read More »

Kırık Çizgiler

Elif, o mobilya kataloğunun sayfalarını çevirirken, hayatının ne kadar düzenli, ne kadar pürüzsüz aktığını düşünüyordu. Evleri, Kadıköy’ün huzurlu bir sokağında, her köşesi özenle seçilmiş, ruhlarını yansıtan bir sığınaktı. Demir ile evlilikleri, üçüncü yılını doldurmak üzereydi ve artık geleceğe dair somut adımlar atma zamanı gelmişti. Bebek odası mobilyalarıyla ilgili sayfayı açtığında, gülümsedi. Demir’in, “Sen ne istersen

Kırık Çizgiler Read More »

Geçmişin Sessiz Çığlığı

Elif’in hayatı, boğaza nazır, ışıl ışıl bir kartpostalı andırıyordu. Sabahları eşi Can’ın sıcacık sarılışıyla uyanır, gün içinde kendi küçük tasarım atölyesinde yarattığı renkli dünyada kaybolur, akşamları ise kızı Zeynep’in kıkırtılarıyla neşelenen bir evin huzurunu yaşardı. Her şey kusursuz görünüyordu; özenle örülmüş, her ilmeği titizlikle atılmış bir dantel gibi. Ancak bu dantelin en görünmez yerinde, sıkıca

Geçmişin Sessiz Çığlığı Read More »

Kayıp Yüzüğün Taşı

Elif, bahçedeki salıncakta kahkahalar atan çocukları izlerken, içindeki o boşluğun şeklinin yirmi iki yıldır hiç değişmediğini fark etti. Yuvarlak, pürüzsüz ve dokunduğu her şeyi soğutan bir boşluk. Bir anaokulu öğretmeni olarak her gün onlarca çocuğun sesiyle çevriliydi, onların minik elleri ve saf gülüşleriyle dolup taşıyordu dünyası. Ama hiçbiri, o boşluğu doldurmuyordu. Yirmi iki yıl önce,

Kayıp Yüzüğün Taşı Read More »

Gecikmiş Bahar

Ayşe, elindeki bitki çayı kupasını sıkıca tutarken, Emre’nin neşeli sesi telefonda yankılandığında, boğazına oturan yumruyu yutkunmakta zorlandı. “Abla, duydun mu babam iyiymiş! Doktor bugün çıkış verecekmiş. Ne büyük rahatlama, değil mi? Ben yetişemeyeceğim de, annemle sen halledersiniz artık evrak işlerini.” Telefonun diğer ucundaki Emre, her zamanki gibi hızlı, her zamanki gibi kendinden emindi. Ayşe’nin sessizliğini

Gecikmiş Bahar Read More »

Scroll to Top