İkinci Şafak
İstanbul’un göbeğindeki, şehrin en prestijli mimarlık ofislerinden birinin yirmi sekizinci katındaki cam masasının başında otururken, Emre’nin gözleri ufuk çizgisinde kaybolmuştu. Elindeki kahve kupası soğumuştu bile. Şehrin altında yatan kaos, tepeden bakıldığında estetik bir düzene dönüşüyor, betonun ve camın uyumsuz armonisi bir başyapıt gibi duruyordu. Kendi başyapıtıydı bu. Yıllar süren durmak bilmez bir çalışmanın, uykusuz gecelerin,
