Hikayeler

Kayıp İz

Elif, pürüzsüz cam masasının üzerindeki parlatılmış aile fotoğrafına baktı. Gülen gözleri, parlak sarı saçları ve babasının omzuna tünemiş küçücük bedeniyle Aras. Sekiz yıl önce çekilmiş bir fotoğraftı bu ama küçük Aras o zaman bile yoktu. Fotoğrafta bir hayalet gibi duruyor, Elif’in ruhundaki boşluğun somut bir temsili gibi gülümsüyordu. Yirmi yıldır… Tam yirmi yıldır, o boşluk

Kayıp İz Read More »

Yitirilen Yeminler

Elif, aynadaki yansımasına baktı. Üzerindeki zümrüt yeşili elbise, soluk tenine biraz renk katmıştı ama gözlerindeki yorgunluğu gizleyemiyordu. Bugün, kardeşi Can’ın nişan günüydü. Ailece neşe içinde bir araya gelinecek, fotoğraflar çekilecek, geleceğe dair umutlu hayaller kurulacaktı. Herkes mutluydu; herkes… Elif hariç. Çünkü bu gece, bir zamanlar kalbinin en derinlerine mühürlediği o adam, Emre, Can’ın nişanlısı Deniz

Yitirilen Yeminler Read More »

Sırça Kutu

Ayşe’nin vefatıyla evin mutfağında hüküm süren o kesif, tatlı baharat kokusu, yerini artık hiç dinmeyecek gibi duran derin bir boşluğa bırakmıştı. O koku, aslında bir kadının ömrü boyunca gizlediği her şeyin, demlenmiş bir çay gibi, içten içe yaşattığı hayallerin, sessiz sedasız yaktığı bir ocak gibi varoluşunun sembolüydü. Elif ve Mert, anneleri Ayşe’yi kaybettikten sonra geçen

Sırça Kutu Read More »

Yitip Giden Renkler

Elif’in çalışma masasının üzeri, hiç dokunulmamış bir zaman kapsülü gibiydi. Fırçalar toz içindeydi, tüplerdeki boyalar kurumuş, kâğıtlar sararmıştı. Oysa bir zamanlar bu oda, sadece renklerin ve kokuların hüküm sürdüğü, Elif’in nefes aldığı bir dünya olmuştu. Şimdi ise burası, sadece ablası Zeynep’in odasına açılan bir geçit, unutulmuş bir geçmişin anıtıydı. Duvara asılı, Zeynep’in lise mezuniyet balosundan

Yitip Giden Renkler Read More »

Sır ve Miras

Murat Bey, o cumartesi sabahı kahvaltısını bitirir bitirmez, elindeki çay bardağıyla birlikte mutfak masasının üzerine yığıldığında, Ayşe Hanım’ın çığlığı apartmanın dördüncü katından sokaklara taştı. Elif, sesin keskinliğini hissettiği an telefonda konuştuğu arkadaşının söylediklerini unutup mutfağa koştu. Yerdeki babası ve başında çırpınan annesi, hayatlarının o an kırılan bir cam misali parçalandığının ilk habercisiydi. Can, müzik dinlerken

Sır ve Miras Read More »

Zeynep’in Gölgesi

Zeynep’in kokusu, odanın her köşesine sinmiş, Elif’in ciğerlerine her nefeste bir hançer gibi saplanıyordu. Lavanta ve gülağacı karışımı o eşsiz esans, ablasının yaşarkenki varlığı gibi, şimdi de ölümüyle birlikte Elif’i boğuyordu. Bir hafta önceydi. Yağmurlu bir gecede, şehirlerarası yolda karşıdan gelen bir kamyonun farları Zeynep’in arabasının camına yansımış, o an her şey bitmişti. Kaza haberi,

Zeynep’in Gölgesi Read More »

Düğümler

Elif, girdiği atölyenin ağır, tozlu havasını ciğerlerine çekerken, yılların değil, nesillerin yorgunluğunu hissetti. Her iplik teli, her kumaş topu, buram buram alın teri ve hayal kırıklığı kokuyordu. Istanbul’un parlak plazalarından, büyük markaların dijital pazarlama stratejilerinden sonra, babasının bu küçük kasabadaki tekstil atölyesi “Can Tekstil”, sanki zamanın gerisinde kalmış, unutulmuş bir anıt gibiydi. Kapıdan içeri adım

Düğümler Read More »

Geçmişin Kiri ve Denizin Fısıltısı

Boğaz’ın gri sularına dalan bakışları, ne kadar ileriye giderse gitsin, geçmişinden kaçamıyordu Can. Yirmi beş yıldır omuzlarında taşıdığı görünmez yük, bugünkü başarısını bile anlamsız kılıyordu. Türkiye’nin en saygın mimarlarından biriydi o. İmza attığı gökdelenler, modern yapılar, prestijli ödüller… Her şey vardı ama içi boştu. Yıllar önce, henüz yirmi iki yaşındayken, cebinde bir burs, aklında parlak

Geçmişin Kiri ve Denizin Fısıltısı Read More »

Taşra Toprağına Ekilen Rüya

Ayşe’nin elleri, yirmi yıldır aynı tezgahın üzerinde bükülen, şekil verilen kumaşlarla nasırlıydı. Her bir ilmek, her bir dikiş, görünmez bir duanın mırıldanışı gibiydi; “O iyi olsun, o başarsın.” Pencereden sızan, toz zerrecikleriyle dans eden öğleden sonra güneşi, derme çatma dükkanın eskimiş duvarlarına vururken, Ayşe’nin yüzündeki çizgiler, yılların yorgunluğunu değil, daha çok bir çeşit çeliği yansıtırdı.

Taşra Toprağına Ekilen Rüya Read More »

Nehir’in Çatlakları

Nehir’in hayatı, İstanbul Boğazı’nın pırıltısı gibiydi; dışarıdan bakıldığında kusursuz, içinde dalgalanan derin sırları olan. Yirmi dokuz yaşındaydı ve şehrin en prestijli mimarlık ofislerinden birinde yükselen bir kariyere, aşık olduğu Barış’a ve iki ay sonra gerçekleşecek rüya gibi bir düğüne sahipti. Geniş cam pencerelerinden Boğaz’ı gören dairesi, özenle seçilmiş mobilyaları, her sabah demlenen taze kahvenin kokusu…

Nehir’in Çatlakları Read More »

Scroll to Top