Hikayeler

Görünmez Duvarlar

Elif, sabahın ilk ışıklarıyla uyanan bir İstanbul sabahına gözlerini açtığında, penceresinden içeri süzülen soluk ışık bile içindeki hırsı aydınlatmaya yetiyordu. Uykusuz geçen geceler, soğuk bir duş ve bir bardak demli çay. Hayatının rutini buydu. Annesi Ayşe, erkenden kalkıp babası Metin için hazırladığı kahvaltının telaşında, sessizce mırıldanıyordu. Babasının küçük dükkanının son zamanlardaki durgunluğu, evin üstündeki gri

Görünmez Duvarlar Read More »

Bir Avuç Deniz Kokusu

Elif, nişan yüzüğünü parmağında her gördüğünde, kalbinin küçük bir köşesinde tünemiş, isimsiz bir kuşkuyu hissederdi. Mert iyi bir adamdı; ailesinin istediği her şeye sahipti. Yakışıklıydı, başarılıydı, ailesi dindar ve saygın insanlardı. Yıllardır süren düzenli bir ilişki sonucunda, iki ay sonra dünyaevine gireceklerdi. Herkes mutluydu. Elif’in annesi Zeynep Hanım, komşuların ve akrabaların dilinden düşmeyen bu “örnek”

Bir Avuç Deniz Kokusu Read More »

Unutulmuş Bir Kesik

Dr. Selim Yılmaz, İstanbul’un en saygın kalp damar cerrahlarından biriydi. Adı, tıp çevrelerinde titizliği, yeteneği ve sakin mizacıyla anılırdı. Geniş cam pencereli, Boğaz manzaralı muayenehanesinde otururken, hayatının bu zirve noktasından geriye baktığında, her şey pürüzsüz ve parıltılı görünüyordu. Ancak aynada kendi yansımasına her baktığında, gözlerinin derinliklerinde dinmeyen, küçük ama sinsi bir huzursuzluk fark ederdi. Bazen,

Unutulmuş Bir Kesik Read More »

Kirli Düğüm

Mert’in telefonuna gelen o gecikmiş mesaj, Elif’in uykusunu değil, hayatının temelini altüst edecekti. Gece yarısını azıcık geçmişti, ikisi de derin uykudayken yatağın yanındaki komodinin üzerindeki telefon titredi. Elif, hafif bir huzursuzlukla gözlerini araladı. Mert horluyordu. Normalde bu tür gecikmiş bildirimler gelmezdi. Telefonun ekranı kısa bir an aydınlandı, sönmeden önce “Zeynep: Yarınki toplantı…” yazısı gözüne takıldı.

Kirli Düğüm Read More »

Kayıp Gölge

İstanbul’un göbeğinde, Boğaz’ın pırıltılı sularına nazır, cam ve çelikten yükselen Elysium Mimarlık’ın kapısından içeri adım attığında, Can’ın boğazına kuru bir yumruk oturdu. İçerideki hava, dışarıdaki Fatih’in tozlu sokaklarından, daracık atölyelerinden, köhne binalarından o kadar farklıydı ki, ciğerleri dahi yabancı bir oksijeni soluyormuş gibi hissetti. Fildişi rengi mermer zeminler, devasa bir atrium, tasarım mobilyalar ve her

Kayıp Gölge Read More »

Yitirilen Yarın

Elif, mutfak penceresinden içeri süzülen akşam güneşinin son ışıltılarının, Cem’in yorgun ama her zamanki gibi sevgi dolu yüzüne düşüşünü izledi. Yedi yaşındaki Defne, elindeki boya kalemleriyle salonda masum bir dünya çizerken, onların küçük ama sıcacık dairesi, bir sığınak gibi sarıyordu üçünü. Cem, günün yorgunluğunu üzerinden atmak istercesine derin bir nefes aldı ve Elif’in yanına sokulup

Yitirilen Yarın Read More »

Unutulmuş Notalar

Elif, masanın üzerindeki boş çay bardağını hafifçe ittiğinde, içindeki sessiz fırtınanın en ufak bir dalgasının bile dışarıya yansımasına izin vermemeye özen gösteriyordu. Annesinin, “Ah Can’ım, ne zorluklarla okudun sen! Ama bak, şimdi kimler gibi oldun!” sözleri, mutfaktaki neşeli sohbetin ortasına bir gölge gibi düşmüştü Elif için. Bu akşamki aile yemeği, küçük kardeş Can’ın İstanbul’daki yeni

Unutulmuş Notalar Read More »

Kumdan Kaleler

O gün, evdeki sessizliğin sıradan bir sessizlik olmadığını, içimde büyüyen tuhaf bir fısıltı gibi, geleceğimizi yutacak fırtınanın ilk işareti olduğunu henüz bilmiyordum. Mutfakta kahvemi yudumlarken, güneşin perdelerden süzülüp parkeye vuran toz zerrelerini izliyordum. Her şey olması gerektiği gibiydi; yedi yaşındaki Defne odasında çizim yapıyor, Mert ise henüz işe gitmemiş, masada not defterine bir şeyler karalıyordu.

Kumdan Kaleler Read More »

Taşın Ağır Gölgesi

O gece, İstanbul’un parıldayan ışıkları altında Emre, bir zamanlar hayalini kurduğu her şeye sahipti. Masada şarap kadehleri şıkırdaşıyor, etrafında gülücükler saçan, hayran bakışlı insanlar dönüyordu. Şehrin en prestijli mimarlık ödülü az önce ona verilmişti. Sahneye çıktığında alkışlar sağır ediciydi; Emre Eren adı, şimdi modern Türk mimarisinin zirvesinde parlıyordu. Ama cam kadehlerin şerefine kalkan her elde,

Taşın Ağır Gölgesi Read More »

Gecikmiş Gölge

Elif, mutfakta özenle dizdiği tabaklara son bir kez baktı. Akşam yemeği için her şey hazırdı: fırında nar gibi kızarmış tavuk, pilavın üzerindeki dereotu, zeytinyağlı taze fasulye. Kocası Demir birazdan işten dönecek, kızı Ayşe üniversiteden gelecek, oğlu Can zaten odasında bilgisayarının başındaydı. Her şey olması gerektiği gibiydi, kusursuz bir düzen içinde akıp gidiyordu. Ancak bu kusursuzluğun

Gecikmiş Gölge Read More »

Scroll to Top