Hikayeler

Kız Kardeşimin Gölgesinde Bir Bahar

Elif, mutfak masasına serilmiş dantel örtünün desenlerinde kaybolan parmak uçlarıyla oynarken, tüm o gürültü, tüm o kahkaha ve tüm o mutluluk, boğazında düğümlenen acı bir yudum su gibiydi. Salondan yükselen, ablası Selin’in neşeli sesiyle harmanlanmış, kocası Mert’in gür kahkahası, Elif’in kalbinde garip bir yankı bırakıyordu. Bu yankı, aşkın değil, imkansızlığın, yasağın ve her şeyden önemlisi,

Kız Kardeşimin Gölgesinde Bir Bahar Read More »

Yirmi İki Yılın Gölgesi

Yirmi iki yıl. Yirmi iki yıl, bir kadının hayatını baştan yazmak için yeterli miydi, yoksa sadece geçmişin gölgelerini daha mı uzatırdı? Elif, mutfak camından gri İstanbul gökyüzüne bakarken bu soruyu yineledi içinden. Parmaklarının arasındaki soğuk kahve bardağı, yalnızlığının alışkın olduğu ağırlığıydı. Duvar takvimindeki her bir tarih, boş geçirdiği, anlamlandıramadığı bir günün damgası gibiydi. Yirmi iki

Yirmi İki Yılın Gölgesi Read More »

Bir Mimarın Gölgesi

Elif, babasının ölümünden bu yana ilk kez, evin koridorlarında yankılanan sessizliğin aslında ne kadar sağır edici olabildiğini idrak ediyordu. Yedi yıl olmuştu Kemal Bey’i kaybedeli. Yedi yıl… Ama Elif’in zihninde babası hala taptaze, bilge bir rehber, en büyük destekçisiydi. İşte bu yüzden, o çok sevdiği babasının hatıralarıyla dolu bu evi boşaltmak, eşyalarını ayıklamak ona hem

Bir Mimarın Gölgesi Read More »

Kördüğüm

Elif, parmağındaki tektaşa baktı. Işıltısı gözünü almıyordu, tam tersine, içini karartıyordu. Üç ay sonra Mert’le evlenecekti ve o, ilk kez bu kadar yalnız hissediyordu. Nişan yüzüğü, avucunun içinde ağır bir sır gibi duruyordu; parmağına takıldığından beri ne bir huzur ne de bir sevinç getirmişti. Mert iyi bir adamdı, elbette. Güvenilir, dürüst, ailesine bağlı. Her genç

Kördüğüm Read More »

Yankı

Elif’in elleri, her sabah olduğu gibi o sabah da Geçmişin Fısıltıları adlı dükkanının ahşap tezgahını okşarken, parmak uçları, yılların getirdiği alışkanlıkla bir nesnenin pürüzlü yüzeyine takıldı. Küçük, el oyması bir at figürüydü bu. Boynu hafifçe eğik, yeleleri rüzgarda dalgalanıyor gibiydi. Bir zamanlar beş yaşındaki oğlunun, Bora’nın, elinden düşürmediği o oyuncaktı. Elif, dükkanını açarken her sabah

Yankı Read More »

Taşın Altındaki Gölge

Elif, yıllarca hayalini kurduğu bu anın tadını çıkarmaya çalışırken, avuç içlerinin terlediğini hissetti. İstanbul’un en prestijli mimarlık ödülünü almak üzere sahneye yürüyordu. Toplantı salonundaki kalabalık, pırıltılı ışıkların altında parlıyor, kameraların flaşları bir an olsun dinmiyordu. Eşi Mert, ön sıralarda gururla ona bakıyor, gözlerinin içi gülüyordu. Elif gülümsedi, teşekkür konuşmasını yaptı, ödülü aldı ve alkışlar arasında

Taşın Altındaki Gölge Read More »

Yedi Kat Cam

Deniz’in parmakları, her sabah aynı ritüelle kilin soğukluğunu hissederdi. Çamur, avuçlarının arasında şekil alırken, o bildiği tek sessizliğe sığınırdı; toprağın fısıltısına. Ama bu sessizlik, dışarıdaki dünyanın gürültüsünü, kirli perdelerden sızan yetersiz ışığı ve kirası gecikmiş dükkanın ağır kokusunu bastıramazdı. Balat’ın dar sokaklarından birinde, dedesinden kalma küçük, rutubetli dükkanında, sadece çamurla değil, hayalleriyle de boğuşuyordu. Üniversitenin

Yedi Kat Cam Read More »

Gölgelerdeki Yankı

Elif, yıllardır aynı bankta otururdu. Her Perşembe, öğleden sonra iki buçukta, şehrin en işlek parkının köşesindeki o eski, yıpranmış banka yerleşirdi. Gözleri, parkın girişinden çıkan, bankların arasından koşan, ağaçların gölgesinde saklambaç oynayan çocukların yüzlerinde gezinirdi. Her birinde Can’ından bir iz arardı. Yirmi üç yıl olmuştu. Yirmi üç koca yıl. Ancak Elif için, o son bahar

Gölgelerdeki Yankı Read More »

Kırık Camlar, Yüksek Kuleler

Ayaz, Gaziosmanpaşa’daki üçüncü kat dairesinin paslı demir parmaklıklı penceresinden her sabah aynı manzaraya bakardı. Ufukta, her geçen gün biraz daha gökyüzüne tırmanan, camekanlı, pırıltılı, yüksek kuleler… Ve hemen aşağıda, kendi daracık sokağının birbirine yaslanmış, çatlak sıvalı, derme çatma binaları. Bu tezat, onun hem ilhamı hem de içini kemiren bir acıydı. Yirmi sekiz yaşındaydı, Mimar Sinan’dan

Kırık Camlar, Yüksek Kuleler Read More »

Nehrin Fısıltısı

Elif, nehrin kıyısındaki o eskimiş bankta otururken, rüzgarın taşıdığı su sesi kulaklarında acı bir melodi gibi yankılanıyordu. Yirmi sekiz yıl olmuştu. Yirmi sekiz yıl ve her bir günü, o günün lanetiyle geçmişti. Sekiz yaşındaki Elif, beş yaşındaki Emre’nin elini bıraktığı o anı, kum tanelerinin arasından kayıp giden bir rüya gibi hatırlıyordu. Güneşli bir pazar günüydü.

Nehrin Fısıltısı Read More »

Scroll to Top