Hikayeler

Hatırlanmayan Yüz

Zeynep’in elleri çamurun içinde nefes alıp veriyordu. Parmağının ucundaki her kavis, her biçim, yıllardır yüreğinde taşıdığı oyuk bir boşluğu doldurmanın nafile çabasıydı. Atölyesinin penceresinden süzülen solgun kış güneşi, toprağın tozuna bulanmış raflardaki bitmiş eserleri aydınlatırken, Zeynep’in ruhundaki puslu havayı dağıtmıyordu. Yedi yıl geçmişti. Tam yedi yıl. Emre’nin, küçük, hayat dolu Emre’nin Abant Gölü kıyısında bir

Hatırlanmayan Yüz Read More »

Çalıntı Dokunuş

Ayşe’nin elleri, daha on dört yaşındayken bile sıradan bir hamurun ötesine geçebiliyordu. Toprak, ahşap, kil; neye dokunsa, o malzemenin içinde saklı bir ruhu uyandırırdı sanki. Ama ustası “Ellerin sihirli kızım, ama bu dünyada sihir karın doyurmaz,” derdi hep. O sihir, Ayşe’nin ellerinde sadece hamuru değil, onun geleceğini de şekillendirmek için çabalıyordu. Şimdi yirmi yedi yaşındaydı

Çalıntı Dokunuş Read More »

Yakamoz ve Karanlık Gölge

Ayşe, mutfak masasında duran yıpranmış deftere boş gözlerle bakıyordu. Sayfalar arasında Deniz’in aceleyle aldığı notlar, yarım kalmış çizimler ve şirket adının baş harfleri, “Yakamoz Reklam”, karmakarışık bir halde duruyordu. Akşam olmuş, hava kararmıştı ama kafasının içindeki fırtına dinmek bilmiyordu. Son birkaç aydır bir şeyler ters gidiyordu. İşler kötüye gitmişti, Deniz gergindi, evdeki huzur her geçen

Yakamoz ve Karanlık Gölge Read More »

Kıyıya Vuran Dalgalar

Vapurun penceresinden denize dalmışken, omzuna dokunan elin sahibi yılların sisini dağıtacak bir fırtınanın başlangıcıydı. Elif, kalbine aniden dolan o tarifsiz ürpertiyle döndüğünde, geçmişinden fırlayıp gelmiş, hiç eskimeyen o tanıdık yüzle karşılaştı. Demir. Zamanın cilasıyla biraz daha olgunlaşmış, çizgileri derinleşmiş ama gözlerindeki o hüzünlü parıltı aynı kalmıştı. İstanbul’un griliği bir anda renklenmiş, vapurun motor sesi bile

Kıyıya Vuran Dalgalar Read More »

Umut Sitesi’nin Hayaletleri

Cemil Bey’in hayatı dışarıdan bakıldığında kusursuz bir mimari eseri andırıyordu: sağlam temeller, estetik bir cephe, her detayı özenle düşünülmüş. Şehrin en saygın mühendislik firmalarından birinin kurucusu ve baş mimarıydı. Uzun yıllar süren azmi, zekası ve titiz çalışmaları sayesinde, İstanbul’un siluetine damga vuran birçok projenin altında imzası vardı. Eşi Elif, zarif ve anlayışlı bir kadındı; iki

Umut Sitesi’nin Hayaletleri Read More »

Yosunlu Duvarlar

Elif, Fikirtepe’deki dar sokağın sonunda durup, şehrin parlayan siluetine baktı. Geceye karışan gökdelenlerin soğuk ışıkları, yaşadığı yoksul mahallenin üzerine bir gölge gibi düşüyordu. Onlar yukarıda yükselirken, Elif’in dünyası her geçen gün daha da dibe batıyordu sanki. Hukuk fakültesini burslu kazanmış olmasının gururu, akşamları çalıştığı restoranın mutfağından yayılan yağ kokusuyla karışıp genzine dolan umutsuzluğu bastıramıyordu çoğu

Yosunlu Duvarlar Read More »

Sırça Köşkün Gölgeleri

Her sabah, Esenler’deki dar sokaklardan boğazın serin rüzgarına doğru süren otobüs yolculuğu, Elif için yalnızca iki nokta arasını değil, iki ayrı dünyayı birbirine bağlıyordu. Yirmili yaşlarının başındaki Elif, Edebiyat Fakültesi’ni birincilikle bitirmiş, umutları ve hayalleri cebinde, cebi ise genellikle boş bir genç kadındı. Babası Cemil Amca, emekli bir fabrika işçisiydi, annesi Ayşe Teyze ise bütün

Sırça Köşkün Gölgeleri Read More »

Geciken Hesaplaşma

Yıllar sonra bile o anı hatırladığında, Ayhan’ın midesine buz gibi bir yumruk inerdi. Başarı dolu hayatının, lüks ofisinin, göz alıcı karısı Elif ve akıllı oğlu Emre ile kurduğu kusursuz dünyanın altında, paslı bir çivi gibi duran o an. Kimselere anlatmadığı, kendiyle bile yüzleşmeye korktuğu bir an. Ama bu sabah, o çivi sanki daha derin bir

Geciken Hesaplaşma Read More »

Geciken Bahar

Elif’in hayatı, pürüzsüz bir cilaya sahip, pahalı bir mobilya parçası gibiydi; göz alıcıydı, sağlamdı, herkesin hayranlığını kazanıyordu ama dokunduğunda soğuktu ve içinde derin bir boşluk yankılanıyordu. Her sabah aynı saatte uyanır, yatağın sol tarafından kalkıp eşofmanlarını giyer, mutfağa geçerdi. Murat’ın kahvesini tam istediği gibi, ne çok sıcak ne de ılık, köpüklü ve tek şekerli hazırlar,

Geciken Bahar Read More »

Sessiz Fırtına

Elif, her sabah olduğu gibi, mutfağın pırıl pırıl tezgahında kahvaltı hazırlarken, dışarıdan vuran güneş ışıklarının tül perdelerden süzülüp yer yer toz parçacıklarını aydınlatmasını izliyordu. Tost makinesinden gelen cızırtı, çaydanlığın fokurtusu ve en önemlisi, yan odadan gelen yedi yaşındaki oğlu Can’ın uykulu mırıldanmaları, ona bu kusursuz görünen hayatın bir kanıtı gibiydi. Yüksek mimar olarak başarılı bir

Sessiz Fırtına Read More »

Scroll to Top