aile draması
Yarım Kalan Bir Resim
Ayşe, mutfak tezgahına taze fırınlanmış simitleri bırakırken, pencereden süzülen sabah ışığının oturma odasındaki antika sehpanın üzerindeki tozu ne kadar acımasızca ortaya çıkardığını fark etti. Her şeyin kusursuz görünmesi için harcadığı çaba, son zamanlarda nedense yetersiz kalıyor gibiydi. Yüzeydeki cilalı görüntü, içeride büyüyen sessiz bir çatlağı örtmeye yetmiyordu. Sanki hayatının tuvali, gözle görülmeyen bir yerden yırtılmaya başlamıştı ve o yırtığın nereden geldiğini bir türlü bulamıyordu.
Murat, kahvesini yudumlarken gazetesine gömülmüştü. On beş yıldır evlilerdi ve bu sessiz, konforlu rutin, Ayşe için her zaman güvenli bir liman olmuştu. Oysa şimdi, Murat’ın yüzündeki çizgiler, elindeki gazetenin hışırtısı, hatta kahvesinin kokusu bile yabancı geliyordu. Onu tanımıyor muydu artık, yoksa kendini mi tanımaktan vazgeçmişti?
“Akşam Eliflerle yemek yiyelim mi?” diye sordu Ayşe, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak.
Murat, başını gazeteden kaldırmadan homurdandı. “Fark etmez, sen nasıl istersen.”
Bu cevabı bekliyordu. Murat her zaman böyleydi; uyumlu, uzlaşmacı, çatışmadan kaçınan. Ayşe, Elif’in varlığının hayatlarındaki sürekli bir denge unsuru olduğunu düşünürdü. Çocukluk arkadaşı, sırdaşı, yeri geldiğinde ablası, yeri geldiğinde kız kardeşi gibiydi Elif. Özellikle de Metin’in aniden ortadan kayboluşundan sonra, Ayşe’nin en büyük destekçisi olmuştu.
Metin… Adını her düşündüğünde, Ayşe’nin kalbinde ince bir sızı belirirdi. İlk aşkı, üniversite yıllarındaki tutkulu sevgilisi. Mimarlık fakültesinde tanışmışlar, hayallerini, geleceklerini birlikte inşa etmeye karar vermişlerdi. Ama sonra, bir anda, Metin buhar olup uçmuştu. Ne bir açıklama, ne bir veda mektubu. Sadece bir sessizlik, ardında Ayşe’nin kırık kalbini ve cevapsız sorularını bırakarak. Yıllar sonra, Murat’la tanışıp evlenirken, Metin’in gölgesi hep oradaydı; Ayşe’nin hayatının bir köşesinde, tamamlanmamış bir resim gibi asılı duruyordu.
Akşam yemeği, her zamanki gibi Elif’in şen kahkahaları ve Murat’ın ölçülü esprileriyle başladı. Elif, başarılı bir avukattı. Güçlü, zeki ve her zaman doğru kararları veren biri olarak tanınırdı. Onunla gurur duyuyordu Ayşe.
Yemek sırasında konu eski günlere geldi. Üniversite anıları, ortak arkadaşlar…
“Hatırlıyor musunuz, bir keresinde Metin’in projesi çalınmıştı da az kalsın okuldan atılıyordu?” dedi Elif, bardağını masaya bırakırken. “Ayşe ağlamaktan perişan olmuştu. Neyse ki son anda her şey ortaya çıktı da kurtuldu garibim.”
Ayşe’nin kalbi bir an tekledi. Bu olayı unutalı çok olmuştu. Metin’in o dönemde ne kadar zorlandığını, nasıl bir komplo kurbanı olduğunu hatırladı. Ama Elif’in hikaye anlatış biçiminde bir tuhaflık vardı. Sanki bir detayı atlıyor, bir yeri vurguluyordu.
Murat, gergin bir şekilde boğazını temizledi. “Boş verin şimdi eski defterleri. Tadımız kaçmasın.”
Elif, Murat’a anlamlı bir bakış attı, sonra gülümsedi. “Haklısın canım. Eski anılar da bazen can sıkıcı olabiliyor.”
Ama Ayşe’nin aklına o an, Metin’in gidişinden birkaç hafta önce, onunla yaptığı son kavga geldi. Metin çok öfkeliydi. “Bana komplo kuruyorlar, Ayşe! Birileri beni okuldan uzaklaştırmak istiyor. Hatta belki daha fazlasını…” demişti. Ayşe o zamanlar Metin’in paranoyaklaştığını düşünmüş, onu sakinleştirmeye çalışmıştı. Sonra Metin aniden ortadan kaybolunca, bu sözler tamamen hafızasından silinmişti. Şimdi ise, bir fısıltı gibi geri dönmüştü.
O gece Ayşe uyuyamadı. Elif’in sözleri zihninde yankılanıp duruyordu. Neden o an, o olayı anlatmıştı? Ve neden Murat bu kadar gerilmişti? Metin’in okuldan uzaklaştırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalması ve sonra ortadan kaybolması arasında bir bağlantı olabileceği ihtimali, Ayşe’nin içini kemirmeye başladı. Elif, o dönemde hukuk öğrencisiydi ve oldukça hırslıydı. Acaba bir şekilde bu olayla ilgili bir şey biliyor muydu? Yoksa daha fazlası mı vardı?
Ertesi gün, Ayşe işe gitmek yerine, eski eşyalarının bulunduğu depoya indi. Üniversite yıllarına ait kutuları karıştırmaya başladı. Fotoğraflar, mektuplar, eski ders notları… Tozlu bir kutunun içinden, Metin’le çekilmiş soluk bir fotoğraf çıktı. İkisi de gülümsüyordu, gelecek vaat eden o gençlik ışığı gözlerinde parlıyordu. Fotoğrafın arkasında Metin’in el yazısıyla karalanmış bir not vardı: “Sonsuzluğumuzun başlangıcı. 15 Mayıs…” Tarih, Metin’in kaybolduğu tarihten tam bir ay öncesine denk geliyordu. O gün, Metin ona evlenme teklif edecekti. Yüzüğünü bile almıştı. Ama Ayşe, o günkü randevusuna hiç gitmemiş, Metin’le hiç görüşememişti. Çünkü Elif, o sabah Ayşe’yi aramış, annesinin acil bir rahatsızlığı olduğunu söyleyerek hastaneye çağırmıştı. Annesi sapasağlam çıkmıştı hastaneden. Elif ise durumu “yanlış anladığını” söyleyerek özür dilemişti. O gün Metin’le konuşamadıkları için çok üzülmüştü Ayşe. Sonraki günlerde ise Metin’e bir türlü ulaşamamıştı. Metin’in o kayboluşun hemen öncesinde yaşadığı “komplo” ve Elif’in o tuhaf telefon görüşmesi… İki olay arasında buz gibi bir rüzgar esmeye başladı Ayşe’nin içinde.
Ayşe, eski okul arkadaşlarıyla iletişime geçmeye başladı. Bazılarıyla sosyal medyadan, bazılarıyla telefonla. Metin’in o dönemde yaşadığı sıkıntıları hatırlıyorlardı. Bir arkadaşı, “Metin’in projesine bağlı bir şirketin paralarını zimmetine geçirdiği söylentileri çıkmıştı. Ama kimse inanmamıştı. Çok düzgün bir çocuktu o,” dedi. “Hatta bu söylentilerin çıkış kaynağının Elif’in staj yaptığı hukuk bürosundan olduğunu hatırlıyorum. Onlar bu davanın bir ucundan tutuyor gibiydi.”
Ayşe’nin nefesi kesildi. Elif’in staj yaptığı hukuk bürosu… Ve Elif’in o olayla ilgili bilgisi… Bu bir tesadüf olamazdı.
Ertesi gün Ayşe, Elif’in bürosuna gitti. Resmi bir ziyaret değildi. Sadece kahve içmek ve “eski günleri yad etmek” bahanesiyle. Elif’in ofisi şıktı, başarılı bir avukatın ofisi gibiydi. Konuşurken, Ayşe lafı usulca Metin’in kayboluşuna getirdi.
“Metin’in o olayı aklıma takıldı,” dedi Ayşe, olabildiğince doğal bir sesle. “Sen o dönem hukuk öğrencisiydin. Belki bir şeyler duymuşsundur. Ona gerçekten komplo mu kurmuşlardı?”
Elif’in yüzünde kısa süreli bir tedirginlik parladı, sonra toparlandı. “Canım, ben o zamanlar acemi bir stajyerdim. Ne bileceğim ki öyle şeyleri? Sadece dedikodular dolaşıyordu. Metin de kendini kurtarmak için biraz abartmış olabilir, kim bilir?”
Ayşe, Elif’in gözlerinin içine baktı. Elif’in gözleri her zaman olduğu gibi parlıyordu, ama bu parlaklıkta Ayşe daha önce fark etmediği, soğuk bir ışıltı vardı. “Peki hiç duydun mu, Metin neden gitti? Bize hiçbir şey söylemeden neden kayboldu?”
Elif omuz silkti. “Kim bilir Ayşe? Belki de başkası vardı hayatında. Ya da borçları vardı. Erkekler bazen böyle yapar.”
Ayşe, Elif’in sesindeki rahatlığa inanamadı. Metin’in onun için ne ifade ettiğini Elif’ten daha iyi kimse bilemezdi. Bu kadar kayıtsız olması mümkün müydü?
O gece Murat eve geldiğinde, Ayşe onu yatak odasında bekliyordu. Elinde Metin’le çekilmiş eski fotoğraf ve Elif’in bahsettiği “komplo” ile ilgili okul arkadaşının mesajları vardı.
“Murat,” dedi Ayşe, sesi buz gibiydi. “Metin’in neden ortadan kaybolduğunu biliyor musun?”
Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Elindeki anahtarlar yere düştü, metalik bir şangırtıyla. “Ne… ne saçmalıyorsun Ayşe?”
“Saçmalamıyorum,” dedi Ayşe, gözlerinde acı ve öfke parlıyordu. “Metin’in zimmetine para geçirdiğine dair dedikoduların, Elif’in staj yaptığı hukuk bürosundan çıktığını öğrendim. Ve Elif, o gün beni hastaneye çağırarak Metin’le buluşmamı engelledi. O gün bana evlenme teklif edecekti. Ne oldu Murat? Ne oldu o arada?”
Murat oturduğu yatağa yığıldı. Konuşmuyordu, sadece susuyordu. Bu sessizlik, Ayşe’nin içindeki şüpheyi buz gibi bir kesinliğe dönüştürdü.
“Sen de biliyordun değil mi?” diye fısıldadı Ayşe. “Sen de bu işin içindeydin. Ya da en azından sustun.”
Murat başını iki yana salladı, gözlerinde pişmanlık ve korku vardı. “Ayşe, yemin ederim ben… Ben karışmadım. Sonradan öğrendim. Ben sana aşık olmuştum. Metin gidince, senin bana yaklaşmanı istedim. Elif… Elif bana yardım etmek istediğini söyledi.”
“Elif mi yardım etmek istedi?” Ayşe’nin sesi yükseldi. “Nasıl bir yardım bu? Bir insanın hayatını karartarak mı? Benim ilk aşkımı benden çalarak mı?”
“O sana zarar verecekti,” dedi Murat, zorlukla. “Seni terk edecekti. Elif öyle söyledi. Sana layık olmadığını söyledi. Ben… Ben sana inanmadım. Elif’e inandım. Seni sevdiğini söylediği için…”
“Yalan!” diye bağırdı Ayşe. “Metin beni asla terk etmezdi. Evlenecektik biz! Benim hayatımı çaldınız! İkiniz birden!”
Murat başını ellerinin arasına aldı. “Özür dilerim Ayşe. Yemin ederim çok pişmanım. Sana her şeyi anlatacaktım, ama korktum. Seni kaybetmekten korktum.”
Ayşe’nin gözleri dolmuştu, ama ağlayamıyordu. Gözyaşları boğazına takılıp kalmış gibiydi. On beş yıllık evliliği, çocukluk arkadaşlığı, her şey bir anda bir yalan yığınına dönüşmüştü. Metin’in aniden kayboluşunun ardındaki sır perdesi, tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştı. Elif, kıskançlığından ya da belki de Murat’a olan saplantılı hislerinden dolayı, Metin’i Ayşe’nin hayatından çıkarmak için bir komplo kurmuş, onu “zimmetine para geçirme” gibi bir suçlamayla tehdit etmişti. Metin, ailesini korumak için kaçmak zorunda kalmış, Ayşe’ye veda bile edememişti. Ve Murat, tüm bu olanları bile bile susmuş, Ayşe’nin acısını ve yalnızlığını fırsat bilerek hayatına girmişti.
Ayşe, mutfaktaki pencereden dışarı baktı. Gecenin karanlığı çöküyordu, ama Ayşe’nin içinde yeni bir şafak söküyordu. Uzun zamandır hissetmediği bir öfke, aynı zamanda da soğuk bir kararlılıkla dolmuştu içi. Hayatının tuvalinde yırtılan yeri bulmuştu. Şimdi o yırtığı tamir etmek yerine, o tuvali tamamen yırtıp atmaya hazırdı.
Ertesi gün, Ayşe erken kalktı. Murat hala uyuyordu. Yanına küçük bir çanta hazırladı. İçine sadece en gerekli eşyalarını koydu. Metin’le çekilmiş o eski fotoğrafı aldı, ama çantasına koymadı. Eski bir defterin arasına sakladı. Henüz onunla ne yapacağını bilmiyordu. Yatak odasından çıktı, oturma odasında durdu. Antika sehpanın üzerindeki tozlar hala duruyordu. Artık o tozu silmek ya da kusursuz bir yüzey yaratmak umurunda değildi.
Elif’i aradı. Sesi şaşırtıcı derecede sakin çıktı. “Elif, seninle son bir kez görüşmek istiyorum. Bir kafede buluşalım mı?”
Elif, Ayşe’nin sesindeki tuhaflığı fark etmişti. “Tabii ki canım, bir sorun mu var?”
“Yok,” dedi Ayşe. “Sadece konuşmak istiyorum.”
Kafede buluştular. Elif, her zamanki gibi şık ve kendinden emindi. Ayşe ise, ruhunda bir fırtına kopmasına rağmen, dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordu.
“Elif,” dedi Ayşe, derin bir nefes alarak. “Metin’in neden gittiğini biliyorum.”
Elif’in yüzündeki gülümseme dondu. Gözlerinde panik belirdi. “Ne… ne saçmalıyorsun Ayşe?”
“Her şeyi biliyorum,” diye devam etti Ayşe. “Senin o hukuk bürosundaki bağlantılarını, Metin’e kurduğun komployu, benimle Metin’in buluşmasını engellediğin o yalanı… Hatta Murat’ın bile her şeyi bildiğini biliyorum.”
Elif’in yüzü bembeyaz kesildi. “Yalan! Bunların hepsi yalan! Kim söyledi sana bunları?”
“Kimin söylediği önemli değil,” dedi Ayşe, “önemli olan gerçekler.” Gözlerinin içine baktı. “Neden Elif? Neden bana bunu yaptın? Hayatımı neden çaldın?”
Elif’in gözleri doldu. “Ben… Ben sana acı çekmeni istemedim. Metin iyi biri değildi. Seni terk edecekti. Sana layık değildi. Ben sadece seni korumak istedim. Ve Murat seni çok seviyordu. Sizin mutlu olmanızı istedim.” Sesi titriyordu.
“Beni korumak mı?” Ayşe’nin sesi bir buz kütlesi gibiydi. “Bana hayatımın en büyük yalanını yaşatarak mı korudun beni? On beş yıldır bir kurgunun içinde yaşadığımı bile bile nasıl rahat uyudun?”
Ayşe ayağa kalktı. Gözlerinde ne öfke ne de ağlama isteği vardı. Sadece derin bir hayal kırıklığı ve sonsuz bir boşluk. “Sen benim en yakın arkadaşımdın Elif. Sana herkesten çok güvendim. Ama sen… sen benim hayatımı çaldın. Ve o tablo, o mükemmel tablo, artık paramparça.”
Elif, Ayşe’nin kolunu tutmaya çalıştı. “Ayşe, gitme! Lütfen, sana her şeyi açıklayabilirim! Özür dilerim!”
Ayşe, Elif’in elini itti. “Söylenecek hiçbir şey kalmadı Elif. Bu tablo, artık hiçbir zaman tamir edilemez.”
Kafeden çıktı. Adımları kararlıydı. Arkasına bakmadı. Hayatının o güne kadarki her parçasını bir kâbus gibi geride bırakıyordu. Nereye gideceğini bilmiyordu. Ne yapacağını da. Ama bildiği tek şey vardı: Artık başkalarının çizdiği bir hayatın içinde yaşamayacaktı. Yarım kalan bir resimden ibaret olan hayatının kontrolünü yeniden ele alacak, kendi fırçasıyla yeni, bomboş bir tuvale başlayacaktı. Belki de bu, hiç bitmeyen, her gün yeniden çizilen bir resim olacaktı.
