aile dramı

Yalı Çapkını

8 dakikalık okuma · 1131 kelime

Boğaz’ın lacivert sularına vuran akşam güneşi, Emre’nin içindeki fırtınanın aksine sakin ve aldatıcıydı. Yalıda, Murat ve Zeynep’in evinde, her şey her zamanki gibi görünüyordu; masada taze pişmiş balık kokusu, Elif’in neşeli kahkahaları, Murat’ın işinden bahseden gürültülü sesi… Ama Emre için hiçbir şey eskisi gibi değildi. Her geçen gün, dostu Murat’ın karısına duyduğu bu his, zehirli bir sarmaşık gibi ruhunu sarıyor, vicdanının dikenleriyle kanatıyordu.

Emre, Murat’la çocukluktan beri kardeşti. Aynı mahallede büyümüş, aynı sırları paylaşmış, hayatın her virajında birbirlerinin yanında olmuşlardı. Zeynep, üniversite yıllarında Murat’ın hayatına girdiğinde, Emre de onun mutluluğuna ortak olmuştu. Zeynep’in o zamanlar gözlerinde parlayan neşe, zamanla sönükleşmiş, yerini Emre’nin fark ettiği belli belirsiz bir hüzne bırakmıştı. Murat iyi bir adamdı, Emre’nin hayatında gördüğü en hırslı, en çalışkan dosttu. Ama bazen, Emre’nin gördüğü kadarıyla, Zeynep’in ruhunu beslemeyi unutuyordu.

Emre, sık sık yalıya gelirdi. Murat onu aileden biri gibi görürdü. Zeynep de… Zeynep de öyle görürdü, değil mi? Ya da Emre’nin görmek istediği buydu. Zeynep’in bakışlarındaki o anlık takılıp kalmalar, derin nefes alışları, Murat’ın aksine Emre’nin anlattıklarına gösterdiği gerçek ilgi… Tüm bunlar, Emre’nin içinde zaten var olan, uyanışını bekleyen bir şeyi tetiklemişti.

Bir akşam, Murat iş gezisindeyken, Emre Elif’i okula götürmek için Zeynep’e uğramıştı. Hava aniden bozmuş, yağmur bastırmıştı. Elif’i okula bıraktıktan sonra, Emre ve Zeynep yalıya dönmüş, Boğaz’ın dalgalı sularına bakarak sessizce oturmuşlardı. Zeynep’in sesi, yağmurun sesini zar zor bastırıyordu. “Bazen… Bazen çok yalnız hissediyorum Emre,” demişti, bakışlarını uzaklara dikerek. “Murat çok yoğun. Anlıyorum, onun hayalleri var, bizim için çabalıyor. Ama ben… Ben sadece görülmek istiyorum.”

Emre’nin kalbi göğüs kafesinde bir kuş gibi çırpınmıştı. Bu itiraf, Emre’nin kendi duygularının bir aynasıydı. O da Zeynep’in içinde kaybolmuş, unutulmuş bir şeyleri görüyordu. Konuşmadan, sadece Zeynep’in elini tuttu. Elif’in küçücük elinden sonra bir kadının elini ilk kez tuttuğunu fark etti. Avucunun sıcaklığı, Zeynep’in parmaklarına işledi, küçük bir kıvılcım gibi. Zeynep elini çekmedi, sadece Emre’ye baktı. Bakışları o kadar doluydu ki, Emre boğazında bir yumru hissetti. O an, sınırın ne kadar tehlikeli bir şekilde inceldiğini anlamıştı.

Sonraki haftalar, Emre için işkenceye dönüştü. Her anını Zeynep’i düşünerek geçiriyor, onunla yaptığı her konuşmayı zihninde defalarca yaşıyordu. Arkadaşlık ve aşk arasındaki çizgi silikleşmiş, vicdanı ve kalbi arasında sıkışıp kalmıştı. Murat, Emre’deki değişimi fark etmiş, ama yanlış yorumlamıştı. “Hayrola bir kıza mı gönlünü kaptırdın Emre?” diye takılmıştı bir akşam. “Gözlerinin içi parlıyor, ama bir yandan da dertli gibisin.” Emre yalan söyleyememiş, sadece geçiştirmişti. “İşler yoğun Murat, yorgunluktandır.”

Bir cumartesi akşamıydı. Murat, bir iş yemeği için şehir dışındaydı. Elif anneannesinde kalıyordu. Zeynep, Emre’yi aradı. Sesi titriyordu. “Elif’in ateşi çıktı, anneannesi hastaneye götürdü. Yalnız kalmak istemiyorum Emre, gelir misin?” Emre bir saniye bile tereddüt etmedi. Hızla yalıya gitti. Zeynep onu kapıda, solgun ve endişeli bir yüzle karşıladı. Elif’in durumu ciddi değildi, bir virüs kapmıştı ama her ihtimale karşı hastanede tutuluyordu. Zeynep’in endişesi, korkusu, Emre’nin kalbinde derin bir acıya neden oldu. Sarıldı ona, sımsıkı. Zeynep de ona sığındı, başını omzuna yasladı. O an, yasak aşkın gölgeleri iyice belirginleşti.

Saatler geçmiş, gece ilerlemişti. Elif’ten iyi haber gelmişti, birkaç saate taburcu olacaktı. Ama Emre ve Zeynep yalıda kalmışlardı. Boğaz’dan esen rüzgar pencere pervazlarını hışırtıyordu. İçtikleri şarabın da etkisiyle, uzun zamandır konuşmadıkları şeyleri konuşmaya başladılar. Zeynep, Murat’la aralarındaki mesafeyi, beklentilerinin nasıl değiştiğini, artık hissedemediği o heyecanı anlattı. Emre onu sabırla dinledi, her kelimesine özenle kulak verdi. “Benim hissettiklerimi hiç sormadı Emre,” dedi Zeynep gözleri dolarak. “Sen… Sen her zaman beni dinledin. Sanki beni gerçekten görüyor gibisin.”

Emre uzandı, Zeynep’in yüzündeki gözyaşlarını sildi. O an, kendisini tutamadı. Yıllardır bastırdığı, Murat’a ihanet olarak gördüğü o duygu, bir volkan gibi patladı. Yavaşça Zeynep’e yaklaştı, dudakları onun dudaklarına değdi. İlk başta tereddütlü, sonra ateşli bir öpüşmeydi. Dünyanın durduğu, sadece onların var olduğu bir an. Zeynep de karşılık verdi, sanki yıllardır suskun kalan ruhu nihayet dile geliyordu. O öpücük, sadece bir öpücük değildi; yılların birikmiş arzusu, yalnızlığın çığlığı ve vicdanın ilk kırılışıydı.

Gece o öpücükle sınırlı kaldı, daha ileri gitmediler. Ama o öpücük, her şeyi değiştirmişti. Sabah olduğunda, ikisi de pişmanlık, utanç ve bir yandan da tarif edemez bir çekimle doluydu. “Bu… Bu yanlış Emre,” dedi Zeynep, sesi fısıltıdan halliceydi. “Murat’a bunu yapamayız. Elif’e… Kendimize.” Emre başını salladı, yüzü bembeyazdı. “Biliyorum. Ben de biliyorum Zeynep. Ama içimde bir yerde…” Cümlesini tamamlayamadı. İçindeki bir yerde, bu ‘yanlış’ın bile doğru hissettirdiğini söyleyemedi.

Sonraki haftalar, ikisi için de birer işkenceydi. Göz göze gelmekten kaçınıyor, konuşmaları kısık ve mesafeli tutuyorlardı. Ama bakışlar, mimikler, sessizlikler; her şey çığlık çığlığa bir şeyler anlatıyordu. Murat, bu tuhaf sessizliği fark etmeye başlamıştı. Zeynep’in durgunluğunu, Emre’nin gerginliğini… Bir akşam yalıda hep birlikte yemek yerken, Murat, Emre’ye döndü. “Sana bir şey soracağım Emre,” dedi, sesi her zamankinden daha ciddiydi. “Zeynep’le aranızda bir sorun mu var? Son zamanlarda ikiniz de tuhafsınız.”

Emre’nin kalbi ağzına geldi. Zeynep’in gözleri kocaman açılmıştı. Emre, Murat’ın gözlerinin içine baktı. Gördüğü şey, yılların dostluğu, çocukluk anıları, güven dolu bir kardeşlikti. O an, vereceği kararın sadece kendisinin değil, üç hayatın kaderini belirleyeceğini anladı.

“Yok Murat,” dedi sesi kendinden beklenmeyecek kadar sakin çıkarak. “Ne sorunu olacak? Sadece… Biraz yorgunluk var üzerimde. Yeni bir iş teklifi aldım, şehir dışında bir pozisyon. Çok cazip geldi, düşünmekle meşgulüm.”

Zeynep’in gözlerinde şaşkınlık, sonra anlama ve tarifsiz bir acı belirdi. Emre, yalan söylememişti. Teklif gerçekti. Haftalar önce gelmişti, o zamana kadar ciddiye almamıştı. Ama şimdi, bu teklif bir kaçış yolu, bir kurtuluş halatı olmuştu. Murat’ın yüzünde şaşkınlıkla karışık bir hayranlık belirdi. “Şehir dışı mı? Nereye? Niye şimdi haber veriyorsun kardeşim?”

“Daha kesin değil Murat. Ama kafam karışık, o yüzden biraz dalgınım.”

O gece, Emre yalıdan ayrılırken, Zeynep onu kapıya kadar uğurladı. Hava ayazdı, Boğaz’dan gelen keskin rüzgar ikisinin de yüzünü yaladı. Zeynep’in gözleri doluydu, ama konuşmuyordu. Emre de konuşmuyordu. Sadece birbirlerine baktılar. Bu, bir veda bakışıydı. Söylenmemiş tüm sözler, yaşanmamış tüm anlar o bakışta eriyordu.

Emre, birkaç hafta içinde her şeyi toparladı. Teklifi kabul etti. İstanbul’dan binlerce kilometre uzağa, yeni bir hayata doğru yola çıkacaktı. Giderken Murat’la vedalaştı. Murat onu sımsıkı kucakladı. “Dostum, yeni hayatında başarılar dilerim. Ne zaman sıkışırsan ara beni, biliyorsun.” Emre, Murat’ın o saf dostluğunun yüzüne vurduğu tokatla, kalbinin paramparça olduğunu hissetti.

Zeynep’le vedalaşma anı daha zordu. Yalıdaydı, Murat’ın olmadığı bir vakitte. Elif, Emre’nin bacaklarına sarılmış, gitmemesi için yalvarıyordu. Emre, Elif’i kucağına aldı, yanağını öptü. Gözleri Zeynep’i buldu. “Kendine iyi bak Zeynep,” dedi sadece, sesi kısıktı. Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Başını salladı, konuşamadı. Emre, bir anlık duraksadı, Zeynep’e doğru bir adım attı, sonra durdu. Yılların dostluğunu, Murat’ın güvenini, Elif’in masumiyetini bir kılıç gibi kalbine sapladı.

Dönüp arkasını yavaşça yürüdü. Arabasına bindiğinde, dikiz aynasından son kez yalıya baktı. Zeynep kapıda duruyordu, küçük bir leke gibi. Boğaz’ın soğuk suları, Emre’nin kalbindeki acının bir yansıması gibi dalgalanıyordu. Yasak aşkın bedeli ağır olmuştu; hem Emre hem de Zeynep için, ömür boyu sürecek bir özlem ve sessiz bir ayrılık. Emre, yalıdan ve o imkansız sevdadan uzaklaşırken, Boğaz’dan yükselen martı sesleri, onun ruhundan kopan bir ağıt gibi yankılanıyordu. Her şey bitmişti. Ya da belki de her şey, şimdi gerçekten başlamıştı; yaşanmamış bir aşkın sonsuz hüznüyle.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top