ihanet

Tatlı Rüya’nın Acı Sonu

8 dakikalık okuma · 1436 kelime

Defne’nin gözlerindeki umutsuzluk, Aslı’nın yirmi yedi yıllık hayatında gördüğü en derin çukurdu. Gecenin bir yarısı, buz gibi çay bardağını hıçkırıklarıyla ısıtmaya çalışan Defne, yıkılmış bir şehir gibiydi. “Olmuyor Aslı,” dedi titrek bir sesle, “Ne yapsam olmuyor. Bu pasta hayali de diğerleri gibi çöp olacak.” Kollarını masaya yığmış, omuzları düşmüş, sanki tüm yükü üzerine çökmüş bir heykeli andırıyordu. Aslı, içten bir acıyla arkadaşına baktı. Defne’nin yeteneğine körü körüne inanırdı. Onun hamurla kurduğu o büyülü ilişkiyi, parmaklarının ucundan dökülen lezzeti çok iyi bilirdi. Ama Defne, her zaman bir şeyleri yarım bırakmaya mahkum gibiydi. Büyük hayaller kurar, büyük adımlar atar, sonra bir engelle karşılaşınca dağılırdı. Bu seferki hayali bir pastaneydi, küçük, şirin, kendi özgün tarifleriyle dolu bir yer. Aslı’nın da içten içe hayran olduğu bir hayaldi.

Aslı, kendi hayatını hep garantiye alarak yaşamıştı. Devlet memuru bir anne babanın tek kızı olarak, düzenli bir işi, az da olsa birikmiş parası ve sakin bir geleceği vardı. Risk almayı sevmezdi, kalabalıklar onu yorardı. Defne ise tam tersiydi; riskperest, cıvıl cıvıl, her an bir patlama yaşayabilecek bir volkan gibiydi. Belki de bu zıtlık çekmişti onları birbirine. Birinin ayakları yere basarken, diğerinin hayalleri gökyüzüne ulaşıyordu.

O gece, Defne’nin tükenmişliğine daha fazla dayanamayan Aslı, yıllarca biriktirdiği tüm ihtiyatını bir kenara itti. “Olur Defne,” dedi, sesi kendinden emin ve sarsılmazdı. “Bu sefer olacak. Benimle olacaksın.” Defne başını kaldırdı, gözleri şişmiş ve umutsuzdu. “Ne diyorsun Aslı?” Aslı derin bir nefes aldı. “Bankadaki tüm birikimimle ortağın olacağım. Ben işleri organize edeceğim, sen pastaları yapacaksın. Hayatımı ortaya koyuyorum. ‘Tatlı Rüya’yı kuracağız.”

Defne’nin gözlerindeki ışık, o an sanki tüm odayı aydınlattı. Yüzündeki yorgunluk silindi, yerine çocuksu bir sevinç oturdu. Sandalyeden fırlayıp Aslı’ya sarıldı, defalarca teşekkür etti. “Canım Aslı’m! Sensiz ne yapardım ben? Bu sana olan borcumu asla ödeyemem. Hayatımın kurtarıcısısın!” Aslı, Defne’nin coşkusuna gülümserken, içinde garip bir huzur ve hafif bir korku hissetti. Birikimlerini, yani geleceğini bu hayale yatırıyordu. Risk almayı hiç sevmediği halde, Defne için yapıyordu bunu. Belki de ilk defa gerçekten bir şeylere inanmıştı.

Sonraki altı ay, Aslı’nın hayatının en yoğun ve en öğretici dönemi oldu. İşinden istifa etmişti. Artık tüm zamanını ve enerjisini “Tatlı Rüya”ya adıyordu. Küçük, eski bir dükkanı bulup kiralamışlar, aylarca süren bürokratik engellerle boğuşmuş, ustalarla, tedarikçilerle uğraşmışlardı. Aslı, sabahları erkenden kalkar, belediyenin kapısını aşındırır, akşamları muhasebe defterleriyle boğuşurken, Defne yeni tarifler deniyor, dükkanın dekorasyonu için fikirler üretiyor, sosyal medyada paylaşımlar yapıyordu. İkisinin de yanakları çökmüş, gözlerinin altı morarmıştı ama her bakışlarında geleceğe dair pırıltılı bir umut vardı. Geceleri, elleri hamur kokan Defne ve parmakları dosyalanmış kağıtlardan yorulan Aslı, yanyana oturup yarınları hayal ederdi. “Şu vitrini mor menekşelerle süsleyelim Aslı’m,” derdi Defne. “Ben de yarın ustayla konuşup vitrin camının büyüklüğünü kesinleştireyim,” diye karşılık verirdi Aslı. Her şey ortak, her şey senkronizeydi.

“Tatlı Rüya” nihayet kapılarını açtığında, o anki gururları tarif edilemezdi. Pastel renklerin hakim olduğu, ahşap detaylarla süslü, mis gibi taze kek ve kahve kokan küçük dükkan, tam da hayal ettikleri gibiydi. Defne’nin elinden çıkan enfes pastalar, kurabiyeler kısa sürede ün saldı. İlk başta Aslı da dükkanda çalışıyor, müşterilerle ilgileniyor, ödemeleri alıyor, Defne’ye yardım ediyordu. Pastane o kadar çok sevildi ki, hafta sonları kapıda kuyruklar oluşmaya başladı. Her şey mükemmel gidiyordu.

Ancak başarıyla birlikte, bir şeyler de değişmeye başladı. İlk küçük çatlaklar Defne’nin röportajlarıyla ortaya çıktı. Yerel bir gazeteden gelen muhabir, Defne’nin fotoğrafını çekerken, “Bu fikir nasıl doğdu?” diye sordu. Defne gülümsedi, kamerasını kadrajına sığdırdığı kadarıyla Defne’nin arkasında duran Aslı’ya hafifçe baktı ve “Uzun zamandır hayalimdi,” diye başladı, “Ama cesaretim yoktu. Sonra bir gün, kendimi toparladım ve yola çıktım. Tüm tasarımlar, tüm tarifler bana ait. Her köşede benim ruhum var.” Aslı, Defne’nin arkasında durmuş, kasanın başında gülümsüyordu. Röportajda kendisinden sadece “iş arkadaşım” diye bahsedildiğinde, içinde hafif bir burukluk hissetti. Ama bunun önemli olmadığını düşündü. Defne, daha yaratıcı olandı. Asıl yüzü oydu dükkanın. O anlık bir gafletti.

Sonraki haftalarda benzer durumlar sıklaştı. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, dükkanın hikayesinden bahsedildiğinde hep “Defne’nin hayali”, “Defne’nin tarifleri”, “Defne’nin Tatlı Rüya’sı” vurgulanıyordu. Aslı, tüm o maliyeti, tüm o bürokrasiyi, tüm o uykusuz geceleri omuzlamışken, bu hikayenin bir parçası bile olamıyordu. Arkadaşını uyardı nazikçe: “Defne, hani biz birlikte kurmuştuk? Hiç benden bahsetmiyorsun.” Defne omuz silkti, gülümsedi. “Aman Aslı, sen de her şeyi ciddiye alıyorsun. Kimsenin muhasebeyle ilgilenen birinden bahsettiği görülmüş mü? Sen arka plandaki kahramansın. Zaten sen olmasan olmazdı, biliyorsun.” Defne’nin sesi samimi gibiydi ama gözlerinde garip bir kayıtsızlık vardı.

Aslı’nın içinde bir şeyler kırılmaya başlamıştı. Dükkanda çalışmaktan çekilerek, tamamen arka plandaki işlere odaklanmaya karar verdi. Yeni tedarikçiler buluyor, ödeme takvimlerini ayarlıyor, iş gücü planlaması yapıyor, kısacası dükkanın omurgasını ayakta tutuyordu. Defne ise, sürekli yeni ve daha pahalı dekorasyon ürünleri, daha gösterişli ambalajlar istiyor, Aslı’nın bütçe kısıtlamalarına kulak asmıyordu. “Aslı, bu benim hayalim. Benim vizyonum! Maliyet hesabı yaparken ruhunu öldürmemeliyiz,” derdi. Aslı, para musluğunun ucunda duran bendeydi ve bu durum Defne’nin hoşuna gitmiyordu. Artık her konuşmaları tartışmayla bitiyordu.

Bir akşam, dükkanı kapatıp hesabı yaparken, Aslı, Defne’nin kasadan sık sık para çektiğini fark etti. Küçük meblağlar değildi. “Bunlar ne Defne?” diye sordu sakin bir sesle. Defne rahatça omuz silkti. “Şahsi harcamalarım. Ben sana ay sonunda öderim.” Aslı şaşkınlıkla arkadaşına baktı. “Ama Defne, bu bizim ortak kasamız. Her şeyin belgesi olmalı, gelir gideri düzenli olmalı. Böyle kafana göre para çekemezsin.” Defne’nin yüzü birden gerildi. “Ne yani, bana güvenmiyor musun Aslı? Ne kadar komiksin! Sanki ilk defa mı görüyoruz birbirimizi?” Aslı, kendini Defne’ye güvenmediği için suçlu hissetse de, işin kuralı böyleydi. “Güvenmekle alakalı değil Defne. İş bu, işin usulü bu.” Defne, gözlerini devirdi ve odadan çıktı, Aslı’yı tek başına bırakarak. Aslı, yığıldığı sandalyede derin bir iç çekti. Artık aralarındaki o çocuksu neşeli işbirliği gitmiş, yerini soğuk bir gerginliğe bırakmıştı.

Son darbe, büyük bir moda dergisinin “Şehrin En İyi Tatlı Durakları” listesine girmeleriyle geldi. Defne, bu habere sevinçten havalara uçmuştu. Dergiden gelen fotoğrafçı ve muhabirle buluşma ayarladı. Aslı, o gün önemli bir tedarikçi görüşmesinde olduğu için gelemeyeceğini söyledi. Defne, “Hiç sorun değil Aslı’m, ben hallederim,” dedi. Aslı, yine de içten içe buruktu. Sanki bir şekilde, hayatının en büyük projesinin en önemli anlarından dışlanıyordu.

Dergiyi eline aldığında, Aslı’nın kalbi göğüs kafesinde bir kuş gibi çırpındı. Parlak sayfalar arasında, Defne’nin gülen yüzü, rengarenk pastalarıyla birlikte arzı endam ediyordu. Yazıda, “Defne, çocukluk hayalini kurduğu Tatlı Rüya’yı tek başına, tırnaklarıyla kazıyarak var etti. O, hem dükkanın yaratıcı beyni, hem de ruhu,” yazıyordu. Aslı’dan tek bir kelime bile bahsedilmemişti. Sanki Aslı hiç var olmamıştı, o dükkana hiç birikimini yatırmamıştı, hiç uykusuz kalmamıştı, hiç bürokrasiyle boğuşmamıştı. Her şey Defne’nin tek başına yarattığı bir mucizeydi. Aslı, sayfanın köşesindeki küçük ‘Tatlı Rüya’ logosuna baktı. O logoyu bile birlikte seçmişlerdi. O an, Aslı’nın içinde bir şeyler koptu. Bu artık bir unutkanlık, bir gaflet değildi. Bu, düpedüz bir ihanetti. Dostluğuna, emeğine, parasına, hayallerine yapılmış bir ihanet.

Akşam, dükkanın kapılarını kapatıp içerideki son müşteriyi gönderdikten sonra Aslı, dergiyi Defne’nin önüne fırlattı. Defne şaşkınlıkla dergiye, sonra Aslı’nın buz gibi yüzüne baktı. “Ne oldu Aslı? Neden bu kadar gerginsin?” Aslı’nın sesi titredi, ama kendini kontrol etti. “Ne olduğunu bilmiyor musun Defne? Bu sayfalarda gördüğün, senin ‘tek başına’ yarattığın bu hikaye, benim altı ay boyunca canımı dişime takarak, tüm birikimimi riske atarak inşa ettiğim hayatımın özeti olmalıydı. Ama sen, beni yok saydın. Sanki ben hiç olmamışım gibi.”

Defne’nin yüzünde önce bir şaşkınlık, sonra bir öfke belirdi. “Ne yani Aslı, şimdi bana kıskançlık mı yapıyorsun? Bunlar senin tarzın değil! Ben dükkanın yüzüyüm, sen ise arkasındaki güçsün. Herkesin rolü farklıdır.” Aslı gülümsedi, acı bir gülümsemeydi bu. “Evet, herkesin rolü farklı. Senin rolün, parlamak ve geridekileri unutmakmış. Benim rolüm ise, senin parlaman için kendi ışığımı söndürmekmiş. Ama ben artık bunu yapmayacağım.”

Defne kaşlarını çattı. “Ne demek bu?” Aslı derin bir nefes aldı. “Bu şu demek Defne. Ben bu ortaklıktan çekiliyorum. Bana yatırdığım parayı ve şimdiye kadarki kar payımı ödeyeceksin. Avukatım yarın sana ulaşacak.” Aslı’nın sesi sakindi, kesin ve geri dönülmezdi.

Defne’nin yüzü bembeyaz oldu. “Şaka yapıyorsun herhalde Aslı. Olmaz! Sensiz ben ne yaparım? Bu dükkan sensiz batar. Tüm işleri sen yürütüyorsun.” Aslı’nın gözleri doldu ama ağlamadı. “Evet, biliyorum batar. Ama benim için artık bir önemi yok. Sen, benim için bir dostluktan fazlasıydın. Hayatıma attığım en büyük adımdın. Ama sen o adımı çiğnedin Defne. Benimle kurduğun bu ‘Tatlı Rüya’yı, tek başına bir kabusa çevirdin.”

Defne’nin gözlerinde bir anlık pişmanlık pırıltısı belirdi, ama hemen yerini bir savunmaya bıraktı. “Aslı, lütfen! Yapma bunu. Ben hata ettim, tamam. Özür dilerim. Ama gitme.” Aslı başını iki yana salladı. “Çok geç Defne. Bu kırıklar tamir edilemez.”

Aslı, çantasını alıp dükkandan çıktı. Arkasında, bir zamanlar hayallerle dolu olan, şimdi ise hüzün kokan o mekanı bıraktı. Sokağın lambalarının altında yürürken, Aslı’nın adımları hafiflemişti. Birikimleri gitmiş, dostluğu bitmişti ama sırtındaki görünmez bir yük kalkmıştı. Kalbi acıyordu, ama biliyordu ki artık nefes alabilecekti. “Tatlı Rüya” Defne için belki devam edecekti, ama Aslı için o artık sadece acı bir hatıraydı. Ve Aslı, en acı tatlının, ihanetle yoğrulmuş olanı olduğunu bir kez daha anlamıştı.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top