Aile Dramı

Sırtımdaki Duvar

9 dakikalık okuma · 1654 kelime

Elif, elindeki kırmızı şarap kadehini hafifçe çevirirken, Boğaz’ın lacivert sularına vuran ay ışığının dansını izliyordu. Yeni ofislerinin terasından görünen bu manzara, hayal bile edemeyeceği kadar mükemmeldi. Üç ay önce Demir’le birlikte, uzun yıllardır kurdukları hayallerini gerçeğe dönüştürmüşlerdi: kendi mimarlık firmalarını kurmuşlardı. “Arkitektura” adını verdikleri bu firma, sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda aşklarının, ortak tutkularının ve geleceğe dair inançlarının somut bir yansımasıydı. İlk büyük projeleri, Marmaris’teki lüks otel kompleksi, nihayet onaylanmıştı ve bu gece, o büyük zaferin kutlamasıydı.

Elif, genç yaşına rağmen sektörde kendine sağlam bir yer edinmiş, yaratıcı ve detaycı bir mimardı. Demir ise, finansal zekası ve insan ilişkilerindeki başarısıyla projelerin iş ve idari kısmını kusursuzca yönetiyordu. Birbirlerini tamamlıyor, her zorluğun üstesinden birlikte geliyorlardı. En azından Elif öyle sanıyordu.

Demir, elini Elif’in omzuna koydu. “Başardık, sevgilim. Daha yolun başı ama bu, hayallerimize giden ilk büyük adım.” Gözleri parlıyordu, sesi gurur doluydu. Elif, onun parlayan gözlerine bakarken kalbinde tanıdık bir sıcaklık hissetti. Bu adam, on altı yıldır hayatındaydı; lisede başlayan masum bir aşk, üniversitede pekişen bir ortaklık ve evlilikle taçlanan derin bir bağ. Demir’in yüzündeki her bir çizgiyi, her bir mimikleri ezbere biliyordu. Ya da öyle düşündü.

Sonra Demir’in telefonu çaldı. Ekrana baktı, yüzündeki gülümseme anlık bir kasılmayla değişti. “Hı hı… Anladım… Tamam, ben seni arayacağım.” Kısa bir cevap verip cebine koydu. Elif’e döndüğünde, sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsemeye çalışıyordu ama Elif’in gözünden kaçmayan, ince bir gerginlik vardı dudaklarının kenarında. “İşle ilgili ufak bir şey, hallettim,” dedi geçiştirir gibi. Elif o an üzerinde durmadı. Büyük bir zaferin arifesinde, küçük bir pürüzdü belki de.

Ancak o geceden sonra küçük pürüzler çoğalmaya başladı. Demir’in geç dönmeleri, Elif’in sorularını yanıtsız bırakması, telefonlarını hep Elif’in yanında açmamaya başlaması… Elif, başlangıçta bunları iş stresi ve yoğunluk olarak yorumladı. “Arkitektura” büyüyordu, sorumluluklar artıyordu.

Bir akşam, Elif yeni projeler için çizim yaparken, Demir’in masasında açık kalmış bir fatura gözüne çarptı. Üzerinde “Proje Geliştirme Danışmanlığı” yazıyordu ve meblağ, firmanın küçük bir kalem gideri için bile oldukça yüksekti. Dahası, fatura bir kişiye kesilmişti: Cem Yılmaz. Elif, Cem adını daha önce hiç duymamıştı. Demir’in iş çevresinde bu isimde birini hatırlamıyordu. Birkaç gün sonra, ofisin ortak hesabının dökümlerine bakarken, aynı isme yapılan birkaç yüklü transfer daha gördü. Demir’e sordu.

“Cem Yılmaz kim, Demir? Bu danışmanlık ücretleri neyin nesi? Ben niye bilmiyorum?”
Demir, omuzlarını silkti. “Ha, Cem mi? O eski bir arkadaşım. Bir projenin fizibilitesi için yardım istedim. Çok önemli bir müşteri için altyapı hazırlığı yapıyoruz. Sana sürpriz yapacaktım, daha kesinleşmediği için söylemedim.” Sesi her zamanki gibi ikna ediciydi ama Elif, bu açıklamada bir boşluk hissetti. Demir, genellikle her şeyi onunla paylaşır, her detayı konuşurlardı. Neden bu kadar büyük bir şeyi gizleme gereği duysundu ki?

Şüphe, Elif’in zihnine ince bir iğne gibi batmaya başlamıştı. Gece uyurken, Demir’in telefonu titredi. Normalde sessizde tutardı. Elif, istemsizce ekrana baktı. Cem Yılmaz’dan gelen bir mesaj: “Ödeme gecikti, Demir. Artık oyalama, sıkıntı çıkacak.”
Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Sıkıntı çıkacak ne demekti? Hangi ödeme gecikmişti? Elif, telefonu yavaşça Demir’in komodininin üzerine bıraktı. Sabah Demir’e doğrudan bu mesajı soramayacağını biliyordu. Bunu yaparsa, Demir’in güvenini kırmakla suçlanacaktı. Ama zaten kırılan bir şeylerin sesi gelmiyor muydu?

Ertesi gün, Elif araştırmaya karar verdi. Ofisteki bilgisayarlarında, ortak proje dosyalarında Cem Yılmaz’a dair hiçbir bilgi yoktu. Demir’in kişisel bilgisayarına girmek istemiyordu, bu onun sınırlarını aşardı. Ama başka bir yol bulmalıydı. Ayşe, Elif’in üniversiteden en yakın arkadaşıydı, şimdi başarılı bir avukattı. Belki o yardımcı olabilirdi.

Ayşe’ye direkt olarak Demir’den şüphe duyduğunu söylemektense, bir bahaneyle yaklaşmaya karar verdi. “Ayşe’ciğim, yeni bir projede, eski iş ilişkileri olan birini araştırmak için yasal bir yol var mı? Yani, geçmişindeki şirket ortaklıkları, finansal durumu gibi…”
Ayşe, dostunun telaşını fark etti. “Var Elif’im. Özellikle şirket ortaklığı ve finansal sicil için bazı yasal yollar mevcut. Ama neden bu kadar merak ettin?”
Elif gülümsedi. “Sana da sürprizim var, şimdilik konuşmayalım. Bir iş ortağının geçmişini merak ettim diyelim.”
Ayşe, Elif’in yüzündeki endişeyi sezse de üstelemedi. Birkaç gün sonra, “Elif’im, senin için bir ön araştırma yaptım, daha detaylısı için vekalet gerekli. Ama Cem Yılmaz diye birine rastladım. Demir’in eski bir iş ortağıymış, yıllar önce iflas etmiş bir inşaat firması ortaklığı vardı. Çok yüklü borçlarla batmışlar. Hatta Demir’in de şahsi kefaleti varmış bir kısımda. Çok eski bir konu, neden şimdi ilgini çekti?”

Elif’in boğazı düğümlendi. İflas eden bir firma, yüklü borçlar, şahsi kefalet… Neden Demir bunu ondan saklamıştı? Neden hiç bahsetmemişti? On altı yıllık ilişkilerinde, her şeyi paylaştıklarını sanırdı. Ortak bir banka hesapları, ortak hayalleri, ortak bir gelecekleri vardı. Bu borçlar, bu sır, onların ortak geleceğini nasıl etkiliyordu?

O gece Elif, Demir’in geçmişini araştırmaya başladı. Sosyal medyada, eski gazete kupürlerinde Cem Yılmaz’ın ismini aradı. Buldukları, Ayşe’nin söylediklerini doğruluyordu. Yıllar önce, Demir’in üniversiteden arkadaşı Cem ile girdiği bir inşaat projesi, büyük bir felaketle sonuçlanmıştı. Ortada bırakılan projeler, ödenmeyen işçilikler, yüzlerce mağdur… Demir, her ne kadar bu batıştan kendisi de mağdur olmuş gibi görünse de, bazı belgelerde şahsi kefaletinin olduğu, büyük bir borcun altına imza attığı yazıyordu. Ve bu olayın, Elif ile evlenmelerinden hemen öncesine denk geldiğini fark etti. O dönem, Elif’in babasından kalan mirası almışlardı ve Demir, bu paranın tamamını kendi ailesinin borçlarını kapatmak için kullanmak istediğini söylemişti. Elif hiç sorgulamamış, sevdiği adamın ailesine yardım etmek için kendi mirasını gözünü kırpmadan vermişti. Şimdi aklına şüphe düşmüştü: O para gerçekten ailesinin borcu için mi gitmişti, yoksa Cem’in batık projesindeki kendi kefaletini kurtarmak için mi?

Elif, titreyen elleriyle mutfağa gitti. Bir bardak su içti. Odaklanmaya çalıştı. Demir’in neden bu kadar gergin olduğu, telefonlarını neden gizlediği, ofis hesabından neden bu kadar yüklü ve şüpheli transferler yaptığı şimdi bir anlam kazanıyordu. O yüklü “Proje Geliştirme Danışmanlığı” ücretleri, Cem’e yapılan ödemelerdi. Demir, muhtemelen yıllar önce ödeyemediği borçlarını kapatmaya çalışıyordu ve bunu firmalarının üzerinden, Elif’in haberi olmadan yapıyordu.

O gece uyuyamadı. Yatağın bir ucunda, Demir’in sırtı dönük uyuduğunu görüyordu. Sanki aralarında aşılmaz bir duvar yükselmişti. Bu duvar, sadece sırların değil, aynı zamanda güvenin de duvarıydı. Yıllarca birlikte inşa ettikleri her şeyin, şimdi aslında kumdan bir kaleye dönüştüğünü hissediyordu. Sabah olduğunda, Elif’in kararı netleşmişti. Yüzleşecekti.

Kahvaltıda Demir’in neşeli tavırları, Elif’in içindeki buz dağını daha da büyüttü. “Gülüm, bu akşam sana sürprizim var. O otel projesinin müteahhidiyle akşam yemeği ayarladım. Gelecek projeleri konuşacağız.”
Elif, başını kaldırdı. “Gelecek mi?” Sesi tahmin ettiğinden daha soğuk çıkmıştı.
Demir, şaşkınlıkla ona baktı. “Evet, gelecek. Ne oldu?”
Elif, derin bir nefes aldı. “Demir, sana sormak istediğim bir şey var. Cem Yılmaz kim?”
Demir’in yüzündeki ifade anında değişti. Neşeli maskesi düştü, yerine donuk, savunmacı bir ifade geldi. “Ne alaka şimdi? Sana söylemiştim ya, eski bir arkadaşım. Bir fizibilite…”
“Hayır, Demir,” dedi Elif, sözünü keserek. “Bana dürüst ol. O ‘fizibilite’ neyin nesi? O ödemeler neyin nesi? Neden bana yıllardır Cem Yılmaz diye birinden, batık bir firmadan, şahsi kefaletinden hiç bahsetmedin?”

Demir, oturduğu sandalyeden kalktı. Sesindeki sakinlik yerini ani bir gerginliğe bırakmıştı. “Bunlar seni ilgilendirmiyor Elif! Çok eski konular, kapandı gitti. Nereden öğrendin bunları?” Gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Nereden öğrendiğimin önemi yok, önemli olan neden benden sakladığın! O dönem babamdan kalan mirasla benim evimi ipotek ettirip aldığım o parayla ne yaptın Demir? Gerçekten ailene mi gitti, yoksa o batık borçları mı kapattın?” Elif’in sesi yükseliyordu, titriyordu.
Demir, masaya yumruğunu vurdu. “Sen beni mi araştırıyorsun Elif? Sen benim karım değil misin? Bana nasıl güvenmezsin? Bunlar benim geçmişim! Benim hatalarım! Sana yük olmak istemedim!”

“Yük olmak istemedin mi?” Elif’in gözleri dolmuştu. “Benimle evlenirken, benimle iş kurarken, her şeyi birlikte yapacağımızı söylerken, sırtında böyle bir yük olduğunu neden sakladın? Bu, benimle kurduğun her şeyin üzerine inşa ettiğin bir yalan Demir! Şimdi bizim firmamızın parasıyla kendi geçmişindeki borçları kapatmaya çalışıyorsun. Benim habersizce, bu yalanın bir parçası olmama nasıl izin verirsin?”
Demir, boğazını temizledi, sesi yumuşadı ama gözlerindeki gerilim bakiliği koruyordu. “Sana zarar vermek istemedim Elif. Benim hatam. Cem bir süredir beni sıkıştırıyordu. Mafya borçları var. Başka çarem kalmadı. Şirketin yeni projelerinden gelen parayla ödemeye çalıştım. Bir süre sonra kapatıp sana her şeyi anlatacaktım. Biliyorsun, senin hassasiyetini biliyorum. Eğer sana en başta söyleseydim, bu işe girmemize asla izin vermezdin. Ben de kendim halletmek istedim.”
Elif, başını iki yana salladı. “Benim hassasiyetim mi? Benim hassasiyetim dürüstlük, şeffaflık, güven Demir! Sen benim hassasiyetimi değil, bana olan güvenimi hiçe saydın. Bana yük olmamak değil, beni bu yükün ortağı yapmak istemedin. Şimdi ne olacak? Şirketimizin yeni projelerinden gelen para, senin geçmişteki borçlarına gidiyor. Peki bizim hayallerimiz ne olacak? Benim tüm emeklerim, tüm inancım ne olacak?”

Demir, Elif’in ellerini tutmaya çalıştı ama Elif geri çekildi. “Elif, lütfen. Bir hata yaptım. Telafi edeceğim. Bu işi halledeceğim. Firmamız batmayacak, yemin ederim. Benim yüzümden hiçbir şey olmayacak.”
Elif, gözlerindeki yaşlarla birlikte acı bir şekilde gülümsedi. “Belki firma batmaz Demir. Belki bir şekilde bu işin içinden çıkarsın. Ama aramızdaki güven batmadı mı sence? Sen bana bunca yıl, bunca sırrın üzerine inşa ettiğin bir hayatı sundun. Bu, senin beni değil, kendini korumak için yaptığın bir hataydı. Ve bu hata, bizim her şeyimizi alıp götürdü.”

Gözlerinin önünden lise yıllarındaki Demir, üniversitedeki gözü kara sevgilisi, evlilik teklifindeki heyecanlı adam geçiyordu. Hepsi birer hayaletti şimdi. Onunla aynı yastığa baş koyduğu, aynı hayallere sahip olduğu adamın, kendi hayatlarını tehlikeye atacak kadar büyük sırlar taşıdığını ve bunları ondan sakladığını öğrenmek, kalbine saplanan buz gibi bir hançerdi. Güven, bir kez kırıldığında, aynı yere asla oturmazdı. Çatlakları kalırdı, her zaman acıtan, her zaman hatırlatan.

Elif, yatak odasına gitti, valizini çıkardı. Demir arkasından geldi. “Ne yapıyorsun Elif? Nereye gidiyorsun?”
“Nereye mi gidiyorum? Kendi hayatıma gidiyorum Demir,” dedi sesi buz gibi. “Senin yalanlarının, sırlarının olmadığı bir yere.”
“Beni bırakıp gidemezsin! Birlikte kurduğumuz her şey ne olacak? Firmamız, hayallerimiz…”
Elif valizinin fermuarını çekerken ona döndü. “Hayallerimiz mi? Onlar senin sırtındaki duvarın altında kaldı Demir. Ben o duvarın altında yaşayamam.”

Demir’in yüzü bembeyaz kesilmişti. Gözlerinde derin bir pişmanlık ve korku vardı. Ama Elif için artık çok geçti. Kalbindeki o boşluk, herhangi bir pişmanlıkla doldurulamayacak kadar büyüktü. Kırılan güvenin sesini duyuyordu. Duyduğu, sadece kendi kırık kalbinin sesiydi. Bir zamanlar onunla kurduğu hayallerin, şimdi tuzla buz olmuş cam kırıkları gibi ruhuna battığını hissediyordu. Arkasına bakmadan, bir kez bile tereddüt etmeden o kapıdan çıktı. Dışarıda yeni bir hayat başlamıyordu belki ama en azından yalanlardan arınmış, kendi doğrularıyla inşa edeceği bir geleceğin kapısını aralıyordu. Sırtındaki duvar yıkılmıştı, ama enkazın altında kalan, onun en derin güveniydi.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top