Evlilik Draması
Sır Perdesi
Elif, kadehini Can’ın kadehine nazikçe vurduğunda, camdan çıkan o narin ses, tüm yaşamının melodisi gibiydi. “Beşinci yılımız kutlu olsun sevgilim,” dedi, gözleri parıldayarak. Can, onun elini kendi avucunun içine aldı, parmaklarını okşarken derin bir nefes verdi. “Nice beş yıllara, hayallerimizle dolu yıllara.” Restoranın loş ışıkları, üzerlerine romantik bir tül gibi seriliyordu. Elif, bu adamın kendisi için çizdiği yola, kurduğu yuvaya körü körüne güveniyordu. Can, onun kararlı, dürüst ve sağlam duruşuna hayrandı. Onlar, birbirine perçinlenmiş, güçlü bir çınarın iki ayrı dalıydı.
Bu gece, onların beş yıllık evliliklerinin kutlamasıydı ve aynı zamanda geleceklerinin de bir nevi başlangıcıydı. Bir süredir hayalini kurdukları evi almak için birikimlerini değerlendirme zamanı gelmişti. Can, mimar, Elif ise reklamcılık sektöründe çalışıyordu. İkisi de azimli, çalışkan insanlardı ve yavaş yavaş, damla damla biriktirerek hayallerinin evine ulaşmışlardı. Elif, haftaya bankayla görüşeceğini, ön ödeme için parayı aktaracaklarını söylediğinde, Can’ın yüzündeki anlık gölgeyi fark etmemişti. Belki de ışığın oyunuydu, ya da içtiği şarap. “Evet, tam zamanı,” demişti Can, sesi biraz boğuk çıkmıştı. “O ev bizim olacak, göreceksin.” Elif, onun bu sözlerine sarsılmaz bir inançla başını salladı.
Ertesi hafta, Elif bankanın web sitesine girdiğinde, beyninde bir alarm çalmaya başlamıştı. Hesapta, olması gereken miktarın çok altında bir para duruyordu. Önce gözlerini ovaladı, belki yanlış hesaba bakıyordu. Tekrar kontrol etti. Hayır, doğruydu. Birikimleri, beklediği miktarın üçte birinden daha azdı. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Yanlışlık olmalıydı. Banka hatası. Ya da Can, sürpriz bir yatırım yapmıştı ve ona söylememişti. Evet, kesinlikle buydu. İçini rahatlatmaya çalıştı ama boğazında düğümlenen endişe gitmiyordu.
Akşam Can eve geldiğinde, Elif onu kapıda karşıladı. “Can, banka hesabımıza baktın mı?” diye sordu direkt. Can’ın yüzü soldu. “Evet, baktım.” Elif, şaşkınlıkla ona baktı. “Eksik olan parayı gördün mü? Nereye gitti bu kadar para? Yoksa bir yatırım mı yaptın, bana söylemeyi unuttun mu?” Can, montunu çıkarırken ona bakmaktan kaçındı. “Sonra konuşuruz Elif, çok yorgunum şimdi.” Bu kaçamak cevap, Elif’in içindeki alarmı daha da yükseltti. Can, asla böyle kaçamak cevaplar vermezdi.
Günler, soğuk bir sis perdesinin arkasından geliyordu sanki. Elif’in aklı hep banka hesabındaydı. Can ise her zamankinden daha sessiz, daha dalgın ve daha sinirliydi. En ufak bir şeye tepki veriyor, Elif’in sorularından kaçıyordu. “Bir sorun mu var Can? Bana bir şey mi söylemiyorsun?” diye sorduğunda, “Hayır Elif, her şey yolunda. Sadece işler yoğun bu aralar,” diye kestirip atıyordu. Ama Elif, içgüdülerine güvenen bir kadındı. İçindeki ses, yalan söylendiğini fısıldıyordu.
Gece Can uyurken, Elif kalktı. Onun uyuduğundan emin olduğunda, Can’ın ceketinin cebine uzandı. Cüzdanını aldı. Ne aradığını bilmiyordu ama bir şeyler bulması gerektiğini hissediyordu. Cüzdanın kartlık bölümünde, daha önce hiç görmediği bir bankanın ekstresi duruyordu. Şaşkınlıkla inceledi. Can’ın kendi hesabından, belirli aralıklarla, yüklü miktarlarda para transferleri yapılmıştı. Ve bu transferler, tek bir hesaba gidiyordu: “Pelin Demir”.
Pelin Demir. Can’ın kız kardeşi. Birkaç yıl önce, Can’ın ailesiyle araları açıldığı için Pelin’le de görüşmüyordu. Annesi ve babası vefat ettikten sonra, Pelin’in tüm sorumluluğu Can’ın omuzlarına binmişti. Pelin genç yaşta geçirdiği ağır bir hastalık sonrası psikolojik destek almak zorunda kalmış, ardından yurtdışına gitmişti. Can, o zamanlar Pelin’e elinden geleni yaptığını anlatmıştı Elif’e, ancak Pelin’in yurtdışında nasıl geçindiği hakkında hiç konuşmamışlardı. Elif, Can’ın Pelin’e bir miktar para gönderdiğini tahmin ediyordu, ancak bu kadar yüklü miktarlar, düzenli olarak… Ve onların ev hayalleri için biriktirdikleri paradan!
Elif’in boğazı düğümlendi, nefes alamıyordu. Kalbi, göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atıyordu. Bu, sadece finansal bir ihanet değildi; bu, aralarındaki güvenin köklerine atılan zehirli bir tohumdu. Elif, yavaşça yatağına döndü, gözleri tavana dikiliydi. Şafak sökerken, aklındaki tüm parçalar yerine oturmaya başlamıştı. Can, annesi ve babası ölmeden önce Pelin’e bakacağına dair onlara söz vermişti. Pelin’in o dönemki ağır hastalığı ve ardından yaşadığı travma, Can’ın omuzlarına kaldırılmayacak bir yük bindirmişti. Ama bu yükü Elif’ten gizlemesi, onları ortak geleceklerinden mahrum bırakması kabul edilebilir miydi?
Sabah, Elif’in yüzünde, gecenin tüm acısını taşıyan solgun bir ifade vardı. Can uyandığında, Elif’in sessizliğini hissetti. “Günaydın sevgilim,” dedi. Elif, ona döndü. Gözlerinde, Can’ın daha önce hiç görmediği bir soğukluk vardı. “Pelin’e ne kadar para gönderdin Can?”
Can’ın tüm kanı çekildi yüzünden. Şaşkınlıkla Elif’e baktı. “Ne saçmalıyorsun Elif?” Elif, elindeki ekstreyi salladı. “Saçmalayan ben değilim Can. Saçmalayan, yalanlarınla ördüğün bu ağın ta kendisi. Pelin’e gönderdiğin bu paralar ne? Bizim ev paramız nereye gitti Can?”
Can, yavaşça yataktan kalktı, pantolonunu giydi. Sesi titriyordu. “Elif, dinle beni, bu düşündüğün gibi değil.”
“Düşündüğüm gibi değil mi? Peki nasıl Can? Düşünmemem gereken ne? Ortak hesabımızdan, bana tek bir kelime etmeden, tonlarca para çekip kız kardeşine göndermen mi düşünmemem gereken?” Elif’in sesi yükseliyordu. Yıllardır biriktirdiği sessiz öfke, şimdi bir lav gibi dışarı akıyordu.
Can, yüzünü ellerinin arasına aldı. “Ona ihtiyacı vardı Elif. Çok zor durumdaydı. Hastalığı nüksetti, tedavileri çok pahalıydı. Kimseye söyleyemezdim, sana yük olmak istemedim.”
“Bana yük olmak istemedin mi? Peki ev hayallerimizi, ortak geleceğimizi, bana sormadan, benimle konuşmadan bu şekilde feda etmek mi yük olmamak? Can, biz neydik? Bir ekip değil miydik? Her şeyi beraber karar verecektik, her şeyi paylaşacaktık!” Gözünden yaşlar akmaya başlamıştı.
Can, Elif’in ellerini tutmaya çalıştı ama Elif geri çekti. “Annem ve babam vefat ettiklerinde, Pelin daha çok küçüktü. Onlara söz verdim Elif. Onu asla yalnız bırakmayacağıma, ona bakacağıma dair. Ve o dönemki hastalığı, onu çok yıprattı. Tedavileri, okulu… Her şeyi ben karşıladım. Sen kendi aileni biliyorsun, borç batağındaydınız. Seni bu yükün altına sokmak istemedim. Biliyordum ki kabul etmezdin, evimizden, geleceğimizden ödün verirdik. Ben ikinizi de korumak istedim.”
“Korumak mı? Sen bizi korumadın Can, sen bizi parçaladın! Beni en büyük yalanınla aldattın! Hayallerimizi çaldın! Ben seninle her şeyi paylaşmaya, her türlü zorluğa göğüs germeye hazırdım. Ama ben bunu bilmeden, bir hayaletle savaşırken, sen arkamdan tüm hayallerimizi yakmışsın. Bizim evimiz, bizim çocuğumuz, bizim geleceğimiz ne olacak şimdi? Pelin’in tedavisi bittikten sonra ne oldu? Hâlâ ona mı gönderiyorsun? Bu paralar ne kadar zamandır gidiyor Can?”
Can, sessiz kaldı. Pelin’e sadece tedavi döneminde değil, sonrasında da, yaşadığı psikolojik sorunlar ve iş bulamamasından dolayı düzenli olarak para gönderdiğini itiraf edemiyordu. Utanıyordu. Bu işin çıkmaza girdiğini biliyordu ama bir türlü durduramamıştı. Her ay, kendi kendine “bu son” derdi ama Pelin’in her arayışında, her küçük ihtiyacında vicdanı el vermezdi.
“Anlaşılan sessizliğin de bir cevabı var,” dedi Elif, sesi buz gibiydi. “Ben sana güvendim Can. Hayatımı, hayallerimi, her şeyimi sana emanet ettim. Sen ise benim arkamdan koca bir sır perdesi örüp, geleceğimizi o perdenin arkasında paramparça etmişsin. Ben şimdi nasıl seninle bir evde yaşarım? Nasıl sabah uyandığımda senin yüzüne bakarım, nasıl seninle bir gelecek planlarım? Bu para meselesi değil Can, bu mesele güven meselesi. Sen benim güvenimi kırdın. En derinden, tam orta yerinden.”
Can, Elif’in gözlerinin içine baktı. Gözlerinde ne öfke, ne hayal kırıklığı vardı; sadece derin bir boşluk. Bu boşluk, Can’ın kendi içindeki boşluktu şimdi. Yaptığı şeyin, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, Elif’in dünyasını nasıl yıktığını anladı. Onun için bir sorumluluk, bir vefa borcu olan bu sır, Elif için bir ihanetti.
Elif, yavaşça yataktan kalktı. Dolabına yöneldi. Birkaç parça eşyasını küçük bir çantaya doldurmaya başladı. Can, şaşkınlıkla izledi. “Ne yapıyorsun Elif?”
“Ne yapıyorsun mu? Nefes alamıyorum Can. Seninle bu evin içinde kalamam. Bu yalanın gölgesinde bir saniye daha geçiremem.”
“Gidecek misin?” Can’ın sesi, aciz bir fısıltıdan ibaretti.
“Nereye gideceğimi bilmiyorum. Ama burada kalamam.” Çantasının fermuarını çekti. “Bizim ev hayalimiz, artık sadece bir hayal Can. Ve o hayali, sen paramparça ettin. Kendi ellerinle.”
Elif, kapıya doğru yürüdü. Can, ona yetişti, kolunu tuttu. “Elif, ne olur gitme. Bir yolunu buluruz. Konuşuruz. Tamir ederiz.”
Elif’in gözleri doldu ama ağlamadı. “Tamir edemeyiz Can. Kırılan güven, bir daha asla eskisi gibi olmaz. O çatlaktan hep soğuk bir rüzgar eser. Ve biz o rüzgarda yaşayamayız.” Kolunu Can’ın elinden kurtardı.
Kapıyı açtı ve çıktı. Can, olduğu yerde kalakaldı. Arkasından kapanan kapının sesi, sanki sadece kapı değil, hayatlarının da son perdesinin kapandığını ilan eden bir sesti. Sır perdesi aralanmış, arkasında kalan enkaz, artık iki insanın da ruhlarını esir almıştı. Geriye, sadece sessizlik ve paramparça olmuş bir güven kalmıştı.
