Aile Dramı

Puslu Aynalar

8 dakikalık okuma · 1377 kelime

Ayşe, mutfak penceresinden süzülen sabah güneşinin, özenle yerleştirdiği fesleğen saksılarına düşüşünü izlerken, içinden şarkı söyleyen bir huzur hissetti. Küçük, iki odalı evleri, yıllar içinde Can’la birlikte ilmek ilmek ördükleri yuvalarıydı. Can’ın kokusunu taşıyan yatak odasından, kahvenin mis gibi kokusunun yayıldığı mutfağa kadar her köşesi onların hikayesini fısıldıyordu. Üç yıllık evliydiler ve her şey yolunda gibiydi. Can, genç ve hırslı bir reklamcıydı; Ayşe ise bir anaokulunda öğretmendi. Geleceğe dair küçük hayalleri vardı; bir gün daha büyük bir ev, belki iki çocuk, Ege’de küçük bir yazlık… Hayat, pürüzsüz bir nehir gibi akıp gidiyordu.

Ta ki o akşama kadar. Can, kapıdan girdiğinde yüzündeki renk solmuş, omuzları çökmüştü. Normalde kapıdan girer girmez Ayşe’ye sarılan adam, bu kez ayakkabılarını bile çıkarmadan salona geçmiş, koltuğa yığılmıştı. Ayşe’nin kalbi, açıklanamayan bir korkuyla hızla çarpmaya başlamıştı. “Ne oldu Can’ım? Yüzün bembeyaz?” diye sordu, sesi titreyerek. Can, başını kaldırdı, gözleri boşlukta dolaşıyordu. “İşten çıkardılar Ayşe… Küçülmeye gidiyorlarmış. Listeyi okurken benim adımı söylediler.” Sesi bir fısıltı gibiydi, inanamadığı bir gerçeği dillendiren çaresiz bir adamın sesi.

O an, Ayşe’nin dünyasındaki pürüzsüz nehir, aniden bir şelaleye dönmüştü. Sarsıntı büyüktü. Ama Ayşe, güçlü durmaya kararlıydı. Annesinden kalan küçük bir miras vardı; Can’ın babasının vefatıyla gelen bir miktar para. “Can’ım hiç dert etme,” dedi, elini uzatıp Can’ın buz kesmiş elini tutarak. “Bizim birikmişimiz var, ayrıca annemin mirasından gelen para duruyor. Bir süre idare ederiz. Sen kendine yeni bir iş bakarsın. Eminim çok daha iyisini bulursun.” Can, Ayşe’ye baktı. Gözlerinde minnetle karışık, derin bir gurur yarası parladı. “Hayır Ayşe,” dedi, elini çekerek. “O para senin geleceğin. Onu bozdurmayacağız. Ben hallederim. Bir yolunu bulurum.” Sesi kararlıydı ama Ayşe, içinde bir yerlerde gizlenen o yaranın farkındaydı. Can, her zaman gururlu olmuştu; eve para getiren, ailesini geçindiren erkek rolünü derinden benimsemişti. Bu durum, onun için büyük bir darbeydi.

İlk haftalar Can, harıl harıl iş aradı. İnternette ilanlara bakıyor, eski bağlantılarını arıyor, görüşmelere gidiyordu. Ama İstanbul’un ekonomik gerçekleri acımasızdı. İyi bir iş bulmak, hele de böylesine rekabetçi bir sektörde, hiç kolay değildi. Evdeki atmosfer, sessiz bir gerginlikle doluydu. Ayşe, Can’ın moralini yüksek tutmaya çalışıyor, akşam yemeklerinde en sevdiği yemekleri yapıyor, ona sarılıp “Biz her şeyi aşarız” diyordu. Can da ona sarılıyor, ama Ayşe sırtında hep o görünmez duvarın varlığını hissediyordu.

Zaman geçtikçe Can’ın davranışları değişmeye başladı. Gündüzleri “görüşmelerim var” diyerek evden çıkıyor, akşamları geç geliyordu. Telefonunda şifreli mesajlar, yarım bırakılmış konuşmalar… Ayşe fark etmese de, Can’ın gözlerinin içi daha bir puslanmıştı. Sorularına hep aynı cevapları veriyordu: “Birkaç iş görüşmesi var Ayşe’m, henüz netleşmedi.” “Arkadaşlarla kahve içtim.” “Ufak bir proje üstüne kafa yoruyoruz, belki bir şeyler çıkar.” Ayşe, başlangıçta bu cevaplara inanmak istiyordu. Can’ın stresli olduğunu, işsizlik yüzünden gergin olduğunu düşünüyordu. Ama içinde büyüyen o kurt kemirmeye başlamıştı: Bir şeyler yanlıştı.

Bir akşam, Can’ın ceketini asarken cebinden düşen, daha önce hiç görmediği bir kartviziti buldu. Üzerinde anlamsız kısaltmalar ve şatafatlı bir logo vardı: “Global Zenith Yatırım Danışmanlığı.” Ayşe, kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Can, böyle şeylerle uğraşmazdı. Reklamcıydı, finansla ne alakası olabilirdi? Kartviziti cebine geri koydu ve Can’a belli etmemeye çalıştı. Ama o andan itibaren, her hareketini daha dikkatli izlemeye başladı.

Can’ın telefon konuşmaları daha da gizemli hale gelmişti. Bazen fısıltıyla konuşuyor, Ayşe yaklaştığında hemen kapatıyordu. Ayşe, bir gece yatakta uyuyormuş gibi yaparak Can’ın telefondaki konuşmasını dinlemeye çalıştı. “Murat, dedim sana bu işin garantisi var… Hayır, Ayşe’nin haberi yok. Sakın ona bir şey çaktırma… Evet, evet, yakında büyük parayı vuracağız… Biraz daha sabret.” Büyük para, Murat, Ayşe’nin haberi yok… Bu kelimeler, Ayşe’nin zihninde tehlike çanları çalmaya başlamasına neden oldu.

Birkaç hafta sonra, Ayşe’nin şüpheleri dayanılmaz bir hal almıştı. Kredi kartı ekstreleri gelmiş, normalde düzenli ödedikleri ekstrelerde hiç görmediği yüksek çekimler olduğunu fark etmişti. Birkaç gün sonra ise postacı kapıya geldi ve Can’ın adına gelen bir zarf bıraktı. Üzerinde büyük harflerle “ÖNEMLİ BİLDİRİM” yazıyordu. Ayşe, elinin titremesine engel olamadı. Normalde Can’ın özel eşyalarına dokunmazdı ama içindeki his, bu zarfın içinde her şeyin cevabının yattığını söylüyordu. Yavaşça açtı. İçinden çıkan belge, beynine bir şok dalgası gibi yayıldı.

Bu, bankadan gelen bir kredi sözleşmesiydi. Ve üzerinde, Can’ın imzasıyla birlikte, Ayşe’nin de adı vardı. Küçük harflerle yazılmış maddelerden biri, evlilik birliği içinde edinilen evin ipotek edildiğini belirtiyordu. Ayşe’nin annesinin mirasından gelen para da, bu ‘yüksek getirili yatırım fonu’ adı altındaki şüpheli bir şirkete aktarılmıştı. Tarihlere baktı. Bunlar, Can’ın işten çıkarıldıktan hemen sonraki tarihlerdi. Can, Ayşe’ye “ipotek işlemleriyle ilgili birkaç evrak imzalaman gerekiyor” demişti; o zamanlar o kadar güveniyordu ki, neyi imzaladığını bile detaylı incelememişti. Bir battaniye almak için taksitli bir ürün aldıklarını düşünmüştü.

Ayşe’nin midesine bir yumruk yemiş gibi oldu. Ellerindeki belgeyi yere düşürdü. Gözleri dolmuştu ama tek damla yaş akmıyordu. Yüreği buz tutmuştu. Can… Can ona bunu nasıl yapabilirdi? Birikimlerini, miraslarını, geleceklerini, *evlerini* – her şeyi, Ayşe’nin haberi olmadan, hatta Ayşe’yi kandırarak riske atmıştı. Güvenmişti. Gözü kapalı inanmıştı. İşte o anda, kalbinin ortasında bir şeyler paramparça oldu. Sesini duydu, sanki cam kırılıyordu.

Akşam Can geldiğinde, Ayşe salonda, elinde o kâğıtla oturuyordu. Yüzü bembeyazdı, dudakları titriyordu. Can, Ayşe’nin yüzündeki ifadeyi görünce, her şeyin ortaya çıktığını anladı. Yüzündeki kan çekildi, yavaşça Ayşe’nin karşısındaki koltuğa çöktü.

“Ne bu Can?” diye fısıldadı Ayşe, sesinin donukluğuna kendi bile inanamayarak. Elindeki belgeyi Can’a doğru uzattı. Can, kâğıdı görünce başını öne eğdi. Sessizlik, odadaki gerilimi daha da artırdı. “Konuşsana! Ne bu?! Annemin parası nerede? Evimiz… Evimiz ipotek mi edildi?!” Ayşe’nin sesi yükselmiş, titremeye başlamıştı.

Can, yutkundu. “Ayşe… Ben… Ben her şeyi açıklayabilirim.”

“Açıklama? Neyi açıklayacaksın? Beni aptal yerine koyduğunu mu? Güvenimi hiçe saydığını mı? Evimizi, geleceğimizi, ikimizin tüm birikimlerini benim haberim olmadan, beni kandırarak riske attığını mı açıklayacaksın?!” Gözyaşları nihayet yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Öfke, hayal kırıklığı ve derin bir acı iç içe geçmişti.

Can, başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızıydı, pişmanlık ve korkuyla doluydu. “Ayşe’m, lütfen beni dinle. Ben senin o mirasını kullanmanı istemedim. Sana iyi bir hayat vermek istedim. İşsiz kaldığımda, çok çaresiz hissettim. Murat bana bu ‘yüksek getirili fon’dan bahsetti. Kısa sürede parayı katlayacağımızı söyledi. Ben de… Ben de hem borçları kapatırız hem de geleceğimiz için büyük bir birikim yaparız sandım. Sana sürpriz yapmak istedim. Sana yük olmak istemedim.” Sesi titriyordu, gözlerinden yaşlar akıyordu.

“Sürpriz mi?” Ayşe, acı bir gülüşle. “Bu mu sürpriz? Benim güvenimi kırarak, beni aldatarak, tüm hayatımızı tehlikeye atarak mı sürpriz yapacaktın? Neden bana söylemedin? Neden benimle paylaşmadın? Biz evli değil miyiz Can? Biz bir değil miyiz?”

Can, başını ellerinin arasına aldı. “Hata yaptım Ayşe. Çok büyük bir hata yaptım. Her şey üst üste geldi. Panikledim. Seni üzmekten korktum. Gururum el vermedi. Daha da batırdım, biliyorum.”

“Batırdın mı?” Ayşe ayağa kalktı. “Batırmak ne kelime! Her şeyi yıktın Can! Benim sana olan güvenimi yıktın! Artık sana nasıl inanırım? Gözümün içine baka baka aylarca yalan söyledin. Beni, karını, seni seven kadını kandırdın!”

Can da ayağa kalktı, Ayşe’ye doğru bir adım attı. “Ayşe, yemin ederim pişmanım. Ne olur bana bir şans ver. Toparlarım. Bu işten nasıl kurtuluruz bilmiyorum ama birlikte bir yolunu buluruz. Lütfen.”

Ayşe, Can’ın yüzüne baktı. Bir zamanlar o gözlerde gördüğü o saf aşk, o güven, şimdi acıyla bulanmıştı. O puslu gözlerde, kendi yansımasını da puslu görüyordu. Nasıl olabilirdi? Bu adam, hayat arkadaşı, en güvendiği insan, ona bu denli büyük bir yalanı nasıl yaşatabilirdi? Annesinin mirasından daha değerli olan şey, Can’a duyduğu koşulsuz güvendi. Ve şimdi o güven, bir daha asla birleşemeyecek parçalara ayrılmıştı.

“Şans mı?” diye sordu Ayşe, sesi artık tamamen donuktu. “Şu anda tek düşündüğüm şey, bu evden nasıl çıkacağımız. Bu borçları nasıl ödeyeceğimiz. Ve… Ve bu saatten sonra seninle nasıl yaşayacağım.”

Gözlerinin içindeki o tanıdık ışık sönmüş, yerine soğuk bir karar gelmişti. Can, bunun anlamını anlamıştı. Ayşe’nin o anki öfkesi değil, o sessiz, derinden gelen, her şeyi tüketen hayal kırıklığı, onlara asıl darbeyi vuruyordu.

“Ayşe…” diye fısıldadı Can, çaresizce.

Ayşe, başını iki yana salladı. “Hayır Can. Artık konuşacak bir şey kalmadı. Sen benim için sadece bir yabancısın şu anda. Ve ben bu yabancıyla aynı çatı altında yaşayamam.”

Duygusal ve maddi enkazın ortasında, Ayşe için asıl kırılan şeyin sadece bankadaki para veya ipotekli ev değil, hayatının temelini oluşturan o incecik güven bağı olduğunu biliyordu. Can’a duyduğu sevgi hala bir yerlerdeydi, ama güvenin olmadığı yerde, sevgi de nefes alamıyordu. O gece, Ayşe’nin yüreğinde yanan ateş, Can’ın pişmanlık gözyaşları karşısında bile sönmek bilmiyordu. Tek bir şey biliyordu; kırılan güven, bir ayna gibiydi. Kırıldıktan sonra, parçalarını bir araya getirsen bile, asla eskisi gibi pürüzsüz olmayacaktı. Ve Ayşe, o çatlaklarla dolu aynaya her baktığında, sadece Can’ın değil, kendi hayallerinin de nasıl parçalandığını görecekti. Artık yepyeni bir yolculuğa çıkması gerekecekti, bu kez kimseye körü körüne güvenmeden, kendi gücüne inanarak.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top