aile dramı

Merhumun Gölgesi

8 dakikalık okuma · 1443 kelime

Can’ın adı, mermer soğukluğunda bile Elif’in parmak uçlarını yakıyordu. Bir yıl olmuştu ve acısı hâlâ ilk günkü tazeliğindeydi ama bu kez yanan sadece keder değildi. Yanında duran Mert’in varlığı, yıllardır aşina olduğu o güvenli liman, şimdi içinde fırtınalar koparan bir denize dönüşmüştü.

Elif, Can’ın mezar taşına dokunan eliyle, bir zamanlar Can’ın elini tutarken hissettiği sıcaklığı aradı. Boşuna. Artık sadece soğuk taş, zamansız bir vedanın mühürüydü. Oysa Mert’in eli, bazen yanlışlıkla kendi eline değdiğinde hissettiği o elektrik, bir cankurtaran simidi gibi hem çekici hem de ürkütücüydü. Bir yıl önce bu mezarın başında, hayatının en karanlık gününde, Mert, kollarıyla sadece Elif’i değil, Elif’in darmadağın olmuş ruhunu da sarmıştı. Can’ın çocukluk arkadaşı, iş ortağı, aileden biriydi Mert. Can’ın neşeli kahkahaları sustuğunda, Mert’in sesindeki sarsılmaz kararlılık doldurmuştu boşluğu. Cenazeden sonraki o kargaşada, üç yaşındaki Defne’ye kimin Can’ı anlatacağını bile düşünemediği günlerde, Mert hep yanlarındaydı.

“Hava soğuk, üşüyeceksin Elif,” dedi Mert, sesi her zamanki gibi tok ve müşfakti. Bir battaniye gibi. Bir gölge gibi. Can’ın gölgesi gibi.

Elif başını çevirdi, Mert’in yüzüne bakmak istemedi. Bakarsa, Can’ın hatırasına ihanet ettiğini hissedecekti. Oysa Mert’in kahverengi gözleri, Can’ınkiler gibiydi; aynı coğrafyanın, aynı hikayelerin izini taşıyorlardı. “Biraz daha kalmak istiyorum,” diye fısıldadı.

Mert itiraz etmedi. Sadece Elif’in yanındaki boşluğa sessizce oturdu, omzu omzuna değdi. Bu dokunuş, binlerce kelimeden daha ağırdı. Bu dokunuş, bir yılın birikmiş tüm hislerini tetikleyen bir kıvılcımdı.

Can’ın ani ölümü, bir beyin anevrizması, her şeyi paramparça etmişti. Elif’in dünyası bir anda kararmış, geleceğe dair tüm planları suya düşmüştü. Mert ise Can’ın vasiyeti gibi, Elif’i ve küçük Defne’yi asla yalnız bırakmamıştı. İlk başta bu, doğal ve olması gereken bir durumdu. Mert, Can’ın emanetiydi. Eve tamir için çağırdığı usta mı gelmemişti? Mert gelirdi. Defne’nin ateşi mi çıkmıştı gece yarısı? Mert, Elif’ten önce hastane önünde beklerdi. Faturalar mı birikmişti? Mert hallederdi. Can’ın işleri mi aksıyordu? Mert, omuzlamıştı hepsini. Bir süre sonra bu yardımseverlik, Elif’in gözünde bir başka şeye dönüşmeye başlamıştı. Yalnızlık, kayıp ve çaresizliğin harmanlandığı o gri tonların arasında, Mert’in varlığı bir renkti. Güven veren bir renk. Sonra bu renk, istem dışı bir şekilde canlandı, parlaklaştı.

En zor geceler, Defne uyuduktan sonra başlardı. Can’ın boş koltuğu, Elif’in kalbindeki boşlukla eşleşirdi. İşte o zaman Mert arardı. Bazen sadece “İyi misin?” diye sormak için. Bazen, “Can aklıma geldi, konuşmak ister misin?” demek için. Bu konuşmalar, gece yarılarına kadar uzardı. İlk başlarda Can’ın anılarını yâd ederlerdi, sonra çocukluklarından, hayallerinden, hüzünlerinden bahsederlerdi. Elif, Mert’le konuşurken kendini hiç olmadığı kadar savunmasız ama bir o kadar da güvende hissederdi. Mert’in sesi, yalnızlığı parçalayan tek sesti.

Bir akşam, şiddetli bir yağmur yağıyordu. Defne hastaydı, ateşi vardı. Elif panik içindeydi, tek başınaydı. Mert bir saat içinde kapıda belirdi. Defne’yi hastaneye götürdü, doktorlarla konuştu, ilacını aldı, Elif’i sakinleştirdi. Sabah olduğunda, Defne mışıl mışıl uyuyordu, ateşi düşmüştü. Mert, Elif’in koltuğunda uyukluyordu, yorgun ve bitkin. Elif, ona bir battaniye örterken, Mert’in saçlarına düşen beyaz telleri fark etti. Parmakları uzanıp dokunmak istedi ama kendini zorlukla tuttu. O an anladı ki, Mert onun için sadece Can’ın arkadaşı değildi artık. O, Elif’in hayatındaki en büyük dayanak, en büyük sır, en büyük tehlikeydi.

Ayşe Hanım, Can’ın annesi, Elif’in her hareketini incelerdi. Can’ın ölümünden sonra Elif’in kendi ailesinden çok Ayşe Hanım’la vakit geçirmesi beklenirdi. Ayşe Hanım, oğluyla gurur duyan, geleneklerine bağlı, güçlü bir kadındı. Elif’in Mert’le olan yakınlığı, Ayşe Hanım’ın keskin gözlerinden kaçmıyordu. Başlangıçta bu durumu Can’ın anısına duyulan sadakat olarak yorumlamış, Mert’in “gerçek bir dost” olduğunu vurgulamıştı. Ancak zamanla, bu sadakatin sınırları flulaşmaya başlamıştı.

Bir öğleden sonra Ayşe Hanım, Elif’in evine geldiğinde Mert de oradaydı. Defne ile bahçede futbol oynuyorlardı, kahkahaları bahçeyi dolduruyordu. Ayşe Hanım’ın yüzünde anlık bir gülümseme belirdi, ama hemen yerini o bilindik, ölçülü ifadeye bıraktı. “Mert, ne kadar da iyi bir çocuk,” dedi. Elif’e baktı, “Can da onu çok severdi.” Ses tonu, altında yatan bir uyarıyı fısıldıyordu. “Ama… Her şeyin bir sınırı vardır Elif. Can’ın anısı kutsaldır.” Elif’in kalbi sıkıştı. Ayşe Hanım, henüz hiçbir şey olmamışken bile bu durumu hissediyordu. Belki de hissetmekten çok, görmüştü. Elif’in Mert’e bakarken gözlerinin parlayışını, Mert’in Elif’e doğru attığı o fazladan adımı…

Geceler daha da zorlaştı. Mert, artık daha sık geliyordu. Defne onu amcası gibi seviyordu. Bazen Mert, Defne’ye masal okurken Elif onları izlerdi. Mert’in sesindeki sıcaklık, Defne’nin saçlarına dokunan şefkatli elleri… Can hep harika bir baba olacaktı, Mert de öyle olabilirdi. Bu düşünce, bir zehir gibi Elif’in damarlarına yayıldı.

Bir cuma akşamıydı. Mert, Defne’yi uyuttuktan sonra Elif’le salonda oturmuştu. Dışarıda hafif bir kar yağıyordu. Şöminede yanan odunların çıtırtısı dışında sessizlik vardı. Bir an, Mert’in gözleri Elif’in gözleriyle buluştu. Bu kez bakışlar sadece anlayış ya da dostluk taşımıyordu. Aralarında görünmez bir gerilim ağı kurulmuştu. Bir mıknatıs gibi çekiliyordu ikisi de. Elif, Mert’in bakışlarındaki açlığı, kendi içinde uyanan bastırılmış arzuyu hissedebiliyordu.

“Elif…” Mert’in sesi kısık çıktı, “Dayanamıyorum.”
Elif’in kalbi ağzına geldi. Nefes alamadı. “Mert, yapma. Can…”
“Biliyorum Elif. Her an aklımda. Ama sen… sen de varsın.” Mert ayağa kalktı, Elif’in yanına oturdu. Elif’in elini tuttu. Elif, elini çekmek istedi ama güç bulamadı. Mert’in eli, o kadar sıcak, o kadar yakıcıydı ki.

“Can olsaydı…” Elif’in gözleri doldu.
“Can bizi affederdi,” dedi Mert, gözlerinde belirsiz bir umut parıltısıyla. “Bizi anlardı.”
Elif başını iki yana salladı. “Hayır. Asla.”

O gece, tüm bastırılmış duygular bir sel gibi aktı. Mert’in dudakları, Elif’in dudaklarına değdiğinde, Elif’in dünyası bir anlığına tersine döndü. Bu öpücük, hem günahkâr hem de hayat doluydu. Can’ın gölgesi, her öpücüğün ardında bir hançer gibi duruyordu. Ama aynı zamanda, Elif’in aylardır hissetmediği bir canlılık, bir aidiyet hissi de uyandırıyordu. Öpücük derinleşti, ikisi de kendi içlerindeki uçuruma doğru çekiliyordu. Elif, Can’ın yatak odasına doğru Mert’in elini tutarak ilerlerken, “Bunu yapamayız,” diye fısıldadı içinden. Ama vücudu, Mert’in ona uzattığı sıcaklığa açtı.

Sabahın ilk ışıkları, Elif’in yüzüne vurduğunda, pişmanlık ve utançla doldu. Mert, yanında uyuyordu, yüzü sakin ve huzurluydu. Elif’in boğazı düğümlendi. Can’ın fotoğrafı, komodinin üzerindeki yerinden onlara bakıyordu. Can’ın gülümseyen gözleri, sanki her şeyi biliyordu, her şeyi affediyordu, ya da affetmiyordu.

Elif aceleyle kalktı, üzerine bir şeyler geçirdi. O sırada Mert de uyandı, Elif’in kaçmaya çalıştığını anladı. “Elif, konuşalım,” dedi, sesi uykulu ve hüzünlüydü.
“Ne konuşacağız Mert? Ne yaptık biz?” Elif’in sesi titriyordu. “Can’a nasıl ihanet ettik?”
Mert ayağa kalktı, Elif’in omuzlarından tuttu. “Bu ihanet değil Elif. Bu, yaşamaya devam etmek. Can’ın bize bıraktığı en değerli şeyi, Defne’yi yaşatmak. Ve bu süreçte, birbirimize tutunmak.”

Elif, gözyaşları içinde, Mert’in sözlerinin doğru olup olmadığını bilmiyordu. İçinde Can’a duyduğu sevgiyle, Mert’e karşı hissettiği bu yeni, karmaşık duygu arasındaki savaş bitmiyordu.

Günler, haftalar birbirini kovaladı. Elif ve Mert, aralarındaki bu “yasak” ilişkiyi saklamaya çalıştılar. Defne’nin neşesi, her şeyin üzerini örtüyordu sanki. Ama Ayşe Hanım’ın bakışları keskinleşmişti. Torununu bahane ederek sık sık geliyordu. Mert’in eskisine göre daha fazla evde olduğunu fark etmişti. Bir gün, Elif banyodayken, Ayşe Hanım Defne ile oturuyordu. Defne, resim çiziyordu. “Defneciğim, Mert amcanı mı çiziyorsun?” diye sordu Ayşe Hanım. Defne başını salladı. “Evet, Mert amca. Mert amca burada kalıyor artık. Annemle yanyana uyuyorlar.” Çocuk saflığıyla söylenmiş bu sözler, Ayşe Hanım’ın yüzündeki son maskeyi de düşürdü.

Elif banyodan çıktığında, Ayşe Hanım’ın öfkeyle parlayan gözleriyle karşılaştı. “Bu doğru mu Elif? Defne’nin söyledikleri doğru mu?”
Elif’in kalbi duracak gibi oldu. Konuşamadı. Sadece başını eğdi.
Ayşe Hanım, sesi titreyerek konuştu, “Oğlumun kemikleri sızlıyordur şimdi. Ne çabuk unuttun onu? Ne çabuk onun en yakın arkadaşıyla…” Cümlesini tamamlayamadı, boğazına dizilen kelimeler yüzünü bembeyaz yaptı. “Bunu bize yapmaya hakkın yok Elif. Defne’yi Can’dan ayırmaya hakkın yok!”
Mert, o sırada kapıdan girmişti. Ortamdaki gerginliği anladı. “Ayşe Teyze…”
Ayşe Hanım, Mert’e döndü. “Sen! Sen de mi! Can sana nasıl güvendi? Can sana kardeş gibi davrandı! Oğlumun mezarı daha kurumadan, sen onun karısına göz diktin öyle mi?”

Mert’in yüzü bembeyaz oldu. “Ayşe Teyze, bu bizim için de kolay değil. Biz birbirimize destek olduk. Yalnızdık.”
“Yalnızlık mı? Yalnızlık olsa kederlenirsin, dua edersin! Oğlumun hatırasını kirletmezsin!” Ayşe Hanım’ın sesi gittikçe yükseliyordu. “Ya Defne? O ne olacak? Büyüyünce ne düşünecek annesi hakkında? Babasının en yakın arkadaşıyla…”

Bu sözler, Elif’in canını en çok yakan sözlerdi. Defne. Defne’nin geleceği, Defne’nin Can’a olan bağlılığı. Mert’e döndü, gözlerinde çaresizlik vardı. Mert de Elif’in gözlerindeki soruyu okumuştu: “Ne yapacağız?”

Ayşe Hanım kapıyı çarparak evden ayrıldı. Arkasında kırık dökük bir sessizlik bıraktı. Elif ve Mert birbirine baktı. Aralarındaki aşk, şimdi tarifsiz bir suçluluk ve korku yumağına dönüşmüştü.

“Ne olacak şimdi Mert?” diye fısıldadı Elif, sesi cam kırıkları gibiydi.
Mert, Elif’in ellerini tuttu. “Bilmiyorum Elif. Ama seni bırakmayacağım. Bizi bırakmayacağım.”
Elif’in gözleri doldu. Can’ın mezar taşı, Ayşe Hanım’ın öfkeli yüzü, Defne’nin masum sözleri… Hepsi bir araya gelmiş, Elif’in iç dünyasında bir kasırga estiriyordu. Can’ın gölgesi, artık sadece Elif’in değil, Mert’in ve Defne’nin de üzerindeydi. Bu yasak aşk, onları bir araya getirdiği gibi, sonsuza dek bir şeyleri de onlardan alıp götürecekti. Belki de huzuru. Belki de toplumdaki yerlerini. Ama o an, Mert’in ellerindeki sıcaklık, Elif’e tüm fırtınalara rağmen hayatta kalma gücü veriyordu. Birbirlerine yaslanarak, Can’ın gölgesinin altında, belki de yeni bir gölgeli yaşam kuracaklardı. Bedeli ne olursa olsun.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top