Dram

Kör Nokta

8 dakikalık okuma · 1458 kelime

Elif, hayatının en önemli imzasını atmak üzereyken, elini sımsıkı tutan dostunun aslında en büyük ihanetini gizlediğinden bihaberdi. “İşte bu! Yeni atölyen, yeni başlangıcın!” Aylin’in sesi neşeliydi, Elif’in heyecanına ortak oluyordu. Gözleri parlıyordu, her zamanki gibi. Yirmi beş yıllık dostlukları boyunca, Aylin hep Elif’in en büyük destekçisi, en güvendiği sırdaşı olmuştu. Çocukluklarından beri omuz omuza yürümüşler, her sevinci, her üzüntüyü paylaşmışlardı. Hatta Elif, “Kardeşim yok, Aylin’im var,” derdi herkese gururla.

Elif’in küçük ama işlek tekstil atölyesi, son yıllarda büyük bir ivme yakalamıştı. Özellikle el yapımı, özgün tasarımlarıyla sadık bir müşteri kitlesi edinmişti. Şimdi ise büyümek için yeni, daha geniş bir mekâna ihtiyacı vardı. Yıllardır gece gündüz çalışarak biriktirdiği her kuruş, bu hayale harcanacaktı. Aylin, finans konusunda kendisinden çok daha bilgili olduğu için, Elif’in tüm birikimlerini yönetmesine yardımcı olmuştu. “Elif’çim, sen tasarımlarına odaklan, ben paranın en doğru yerde durduğundan emin olurum,” demişti. Ve Elif, hiç tereddüt etmeden kabul etmişti. Aylin’e olan güveni sarsılmazdı.

Yeni atölyenin tapu işlemleri için gün almışlardı. Elif’in içini tarifsiz bir sevinç kaplamıştı. Hayali gerçek oluyordu. Aylin, son günlerde biraz gergin görünse de, Elif bunu tatlı bir heyecana yormuştu. Tapu dairesine gitmeden bir gün önce, son bir kez banka hesabını kontrol etmek istedi Elif. Aylin’in yolladığı aylık özetleri görüyordu ama detaylı bir döküm almanın vakti gelmişti. “Aylin, yarın için para transferi tamam mı? Hesabımda yeterli bakiye var mıydı?” diye sordu telefonla.

Aylin’in sesi nedensizce keskinleşti. “Elif, kaç kere söyledim sana, ben hallediyorum her şeyi. Merak etme, sen sadece imza atmaya odaklan. Detaylara kafanı yorma.”
“Tamam, tamam. Sadece içim rahat etsin istedim. Çok büyük bir meblağ sonuçta,” dedi Elif, biraz şaşkınlıkla. Aylin’in bu tepkisi alışılmadık bir durumdu. Genellikle çok daha sabırlı ve açıklayıcı olurdu.

O gece Elif uyuyamadı. İçine bir kurt düşmüştü. Sabahın erken saatlerinde, bilgisayarının başına oturdu. Bankanın online sistemine girip, detaylı hesap dökümünü incelemeye başladı. Aylin’in kendisine gönderdiği özetler hep pozitif ve istikrarlı bir tablo çiziyordu. Ancak şimdi ekrandaki rakamlar, bu tabloyla uyuşmuyordu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Küçük, önemsiz gibi görünen birkaç para transferi dikkatini çekti. “Aylin’den habersiz olamaz,” diye düşündü, “belki o yaptı ama bana söylemeyi unuttu.”

Gözleri daha da büyüdü, avuçları terledi. Transferler sadece birkaç küçük meblağdan ibaret değildi. Son altı aydır, düzenli aralıklarla, binlerce, hatta on binlerce liralık çekimler yapılmıştı. Açıklamalar hep soyut ifadelerdi: “yatırım güncellemesi,” “portföy düzenlemesi.” Ama Elif’in onayladığı veya hakkında bilgi sahibi olduğu hiçbir işlem değildi bunlar. Hesaptaki bakiye, Aylin’in kendisine söylediğinin çok altındaydı. Rüya gibi görünen yeni atölye, artık bir karabasana dönüşmüştü.

Telefonunu kaptığı gibi Aylin’i aradı. Neredeyse titriyordu. “Aylin, acil konuşmamız lazım. Banka hesabımda bir şeyler yanlış.”
Diğer taraftan bir anlık sessizlik, sonra sahte bir telaş: “Ne oldu ki Elif? Bir hata olmalı, bankalar şaşırır bazen. Gel sen hemen bana, birlikte bakalım.”

Elif, evden fırladı. Aylin’in evine giden yolu nasıl yürüdüğünü bile hatırlamıyordu. Kapıyı çaldığında, Aylin’in yüzündeki endişe gerçek gibi duruyordu. “Gel canım, anlat bakalım neymiş bu?”
Elif, laptop’ını masaya koydu, ekranı Aylin’e çevirdi. “Bak Aylin, bunlar ne? Benim onaylamadığım bir sürü transfer var. Ve bakiye… Bakiye neden bu kadar düşük?” Sesi çatallaşmıştı.

Aylin’in yüzündeki renk soldu. Bir anlığına tüm o sahte endişe buharlaştı, yerini panik ve dehşete bıraktı. Gözlerini kaçırdı. “Elif… Sakin ol lütfen. Açıklayabilirim. Her şeyin bir açıklaması var.”
“Ne açıklaması Aylin? Neredeyse iki yüz bin lira eksik! Benim bütün birikimim bu! Yeni atölyem, hayallerim… Bunlar neyin açıklaması?” Elif’in sesi artık titrek bir fısıltı değil, öfkeli bir çığlıktı.

Aylin, yavaşça Elif’in karşısındaki sandalyeye çöktü. Gözleri dolmuştu. “Biliyorum Elif, biliyorum… Ben çok büyük bir hata yaptım. Sana nasıl anlatacağımı bilemiyorum.”
“Anlatacaksın Aylin! Şimdi! Neler olduğunu tek tek anlatacaksın! Bu senin başını belaya sokar! Bu… bu suç!”

Aylin hıçkırarak ağlamaya başladı. “Can… Can beni mahvetti. Kumara bulaşmış, habersiz. Borçları varmış, inanılmaz borçlar. Ben de yeni öğrendim. Kocamı kaybetmekten, evimizi kaybetmekten o kadar korktum ki… Başka çarem kalmamıştı Elif. Başka kimseye güvenemedim. Senin parana dokunmak zorunda kaldım.”
Elif donup kalmıştı. Duydukları bir rüya, kötü bir şaka olmalıydı. Aylin’in kocası Can, yıllardır saygın bir finans şirketinde çalışıyordu. Herkes onları örnek bir çift olarak bilirdi. Kumardan, borçtan bahsetmek… İnanılır gibi değildi.

“Nasıl yaptın bunu Aylin? Benim paramla! Benim alın terimle! Benim sana olan güvenimle!” Elif’in öfkesi, yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmıştı. Gözlerinden yaşlar akıyordu, ama bunlar üzüntüden çok, acıdan ve ihanetten damlayan tuzlu gözyaşlarıydı. “Nasıl oldu da benim haberim olmadan para çekebildin? Ben sana sadece hesapları yönetmen için yetki vermiştim, parayı harcaman için değil!”

Aylin, titrek elleriyle çantasından bir kağıt çıkardı. Eski, sararmış bir vekâletnameydi. “Yıllar önce… Atölyeyi ilk açtığında, tüm banka işlemlerini senin adına yapabilmem için bir vekâletname istemiştin. Benim imzam vardı onda. Ben… Ben bunu kullandım. Arada bir de senin imzanı taklit ettim bazı küçük işlemler için. Kimseye bir şey söyleyemezdim, kimsenin haberi olmamalıydı.”

Elif, vekâletnameyi elinden aldı. Evet, hatırlıyordu. Atölye ilk açıldığında, sürekli bankaya gidip gelmek yerine Aylin’e bu yetkiyi vermişti. Ama bu yetkinin böyle korkunç bir şekilde suistimal edilebileceği aklının ucundan bile geçmemişti. “Bu bir vekâletname değil, bu bir ihanet senedi Aylin,” dedi acıyla. “Sana güvendiğim için mi yaptın bunu? Bana yakın olduğun için mi?”

Aylin, başını ellerinin arasına alarak hıçkırıklarını gizlemeye çalıştı. “Pişmanım Elif, çok pişmanım. Ne olur beni affet. Sana geri ödeyeceğim, her kuruşunu geri ödeyeceğim. Sadece biraz zaman ver bana.”
“Geri ödemek mi? Peki ya bu? Benim kalbimdeki bu boşluğu, bu kocaman delinmiş güveni nasıl geri ödeyeceksin? Yirmi beş yılı nasıl geri ödeyeceksin?” Elif, ayağa kalktı. Sesindeki titreme, bu kez korku ya da öfke değil, kırılmışlığın acısıydı. “Seninle paylaştığım her an, her sır, her hayal… Hepsi bir yalan mıydı? Sen beni nasıl uyutabildin Aylin? Gözümün içine baka baka nasıl yalan söyleyebildin?”

Aylin başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızıydı. “Ben sana hiçbir zaman yalan söylemedim, Elif. Sadece gerçeği anlatamadım. Seni seviyorum, sen benim için çok değerlisin. Sadece… Çaresiz kaldım. Kör bir kuyuya düşmüştüm ve senin paran o kuyudan çıkışım gibi görünüyordu. Can’ın borçları inanılmazdı. Tefeciler kapıya dayanmıştı. Başka yol göremedim.”

“Yol görememek mi? Başka yolu olmaması mı? Senin bana ait olanı, benim iznim olmadan almanın adı bu mu Aylin?” Elif’in yüzünde, yirmi beş yıllık dostluktan geriye kalan ne varsa, hepsi bir bir parçalanıyordu. “Senin çaresizliğin benim hayallerimi, benim geleceğimi çalamaz. Bunu anlayabiliyor musun? Bu bir soygun! Bu bir dolandırıcılık! Ve bunu sen yaptın! Benim canım dediğim sen!”

Aylin, ayağa kalktı, Elif’in kollarına uzanmaya çalıştı ama Elif geri çekildi. “Ne olur Elif, beni dinle. Ben bunu istemedim. Can’ın borçları bir dağ gibiydi. Evimizi, arabamızı bile ipotek ettirmiş. Ben de yeni öğrendim. Başka kimden yardım isteyebilirdim ki? Sen benim için son umuttun.”

“Senin için son umut, benim için son darbe oldu Aylin. Benim yirmi beş yıllık arkadaşlığım, senin için bir bankamatik miydi? İstediğin zaman gelip para çekebileceğin bir yer miydi?” Elif’in gözleri Aylin’in üzerinde gezinirken, sanki onu ilk kez görüyordu. Bu yabancı yüz, bildiği Aylin değildi. Güven, artık sadece anlamsız bir kelimeydi. “Can’ın borçları için benden yardım isteyebilirdin. Konuşabilirdin! Birlikte bir çözüm bulabilirdik! Ama sen beni kandırmayı, sırtımdan vurmayı tercih ettin!”

Bu sözler, Aylin’in omurgasını kırmıştı sanki. Yerine yığıldı. “Özür dilerim Elif… Ben bunu hak etmiyorum. Senin öfkeni anlıyorum. Ne yaparsan yap, haklısın.”
Elif, odanın ortasında donakalmıştı. İçindeki fırtına dinmek bilmiyordu. Bir an düşündü: Karakola gitmeliydi, savcılığa suç duyurusunda bulunmalıydı. Aylin’in tüm söyledikleri, vicdan azabından çok, yakalanma korkusunun tetiklediği bir itiraf gibi geliyordu. Ama sonra ne olacaktı? Yirmi beş yıllık dostluk, mahkeme salonlarında paramparça mı olacaktı? Tanıdıklarının, eşlerinin dostlarının gözünde bu durum nasıl görünecekti? Herkes, Elif’in safça güvendiğini, Aylin’in ise acımasızca ihanet ettiğini konuşacaktı. Bu acı verici gerçeği kaldıramazdı.

Yeni atölye hayali suya düşmüştü. Belki de yıllarca bir daha toparlayamayacaktı kendini. Ama daha da acısı, Elif’in içinde bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak bir boşluk açılmıştı. Güven, bir kez kırıldığında, tamir edilmesi neredeyse imkansız olan bir aynaydı. Her yapıştırmaya çalıştığında, çatlakları daha da belirginleşecekti.

Elif, uzun bir sessizlikten sonra konuştu. Sesi şaşırtıcı derecede sakin çıkmıştı. “Mahkemeye gitmeyeceğim Aylin. Hapse girmeni, o utancı yaşamanı istemiyorum. Ama aramızdaki her şey bitti. Sen benim için artık yoksun.”
Aylin’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Elif… Ne olur… Sana ihtiyacım var. Biliyorum hata yaptım ama… Ne olur…”
“Hayır Aylin,” diye kesti Elif. “Senin bana ihtiyacın vardı, o yüzden parama el uzattın. Benim sana olan ihtiyacım, seni kaybetme korkum, sana olan sevgim senin kör noktan oldu. Ve sen bunu acımasızca kullandın.” Elif’in sesi buz gibiydi.

“Şimdi toparla kendini. Can’ınla ne yapıyorsan yap. Borçlarını nasıl ödüyorsan öde. Ama benimle bir daha asla iletişim kurma. Ne aranı, ne soranı. Benim için artık ölüsün.”
Aylin bir kez daha hıçkırarak ağlamaya başladı. Ama Elif’in gözlerinde ne merhamet ne de eski bir dostluk kırıntısı vardı. Yüzü bomboştu. Yorgun bir edayla kapıya doğru yürüdü.

Aylin, arkasından “Elif! Ne olur gitme! Elif!” diye bağırdı. Ama Elif durmadı. Kapıyı ardında kapattığında, sadece banka hesabındaki eksik bakiye değil, hayatının bir parçası, kalbindeki yirmi beş yıllık bir bağ da sonsuza dek silinmişti. Dışarıda güneş parlıyordu, hayat akıp gidiyordu. Ama Elif’in dünyası, o kapının eşiğinde, paramparça olmuştu. Artık sadece bir boşluk ve acı bir öğrenilmiş ders vardı geriye. Güvenin bedeli, bazen parayla ölçülemeyecek kadar ağır olabilirdi.

← Kitaplığa dön

Yukarı Çık