aile draması

Kız Kardeşimin Gölgesinde Bir Bahar

8 dakikalık okuma · 1122 kelime

Elif, mutfak masasına serilmiş dantel örtünün desenlerinde kaybolan parmak uçlarıyla oynarken, tüm o gürültü, tüm o kahkaha ve tüm o mutluluk, boğazında düğümlenen acı bir yudum su gibiydi. Salondan yükselen, ablası Selin’in neşeli sesiyle harmanlanmış, kocası Mert’in gür kahkahası, Elif’in kalbinde garip bir yankı bırakıyordu. Bu yankı, aşkın değil, imkansızlığın, yasağın ve her şeyden önemlisi, suçluluğun sesiydi.

Kız kardeşi Selin, her zaman güneşli bir gün gibiydi. Saçı, gözü, gülüşü, sanki hayatın tüm güzelliklerini üzerinde toplamıştı. Elif ise, onun arkasında kalan, her zaman bir adım geride duran, loş bir gölge gibiydi. Selin, hayatının erkeğini bulduğunda, Elif hem tarifsiz bir sevinç hem de içten içe kemiren bir kıskançlık hissetmişti. Kıskançlık, Selin’e duyduğu sevgiyi azaltmıyordu, aksine onu daha karmaşık bir hale getiriyordu. Mert’i ilk gördüğü anı çok net hatırlıyordu. Selin’in onu ailesiyle tanıştırmaya getirdiği o ilk akşam yemeği. Mert, kapıdan içeri girdiğinde, Elif’in dünyası, o an sessizce yerinden oynamıştı. Gözleri, Selin’inkiler gibi pırıl pırıl, gülüşü samimi, bakışları ise sanki Elif’in ruhunun en derin köşelerini görebiliyordu. Selin’in yanındaki Mert’e bakarken, Elif’in içinde bir şeyler uyanmıştı; öyle bir şeydi ki, hemen susturması, derinlere gömmesi gereken bir şey. Kardeşinin sevgilisine duyulan bu tuhaf çekim, günahın ilk fısıltısıydı.

Yıllar geçti. Selin ve Mert evlendi, bir oğulları oldu, minik Can. Elif, Can’ın teyzesi olarak, onların mutlu aile tablolarının vazgeçilmez bir parçası haline gelmişti. Her pazar kahvaltısında, her doğum günü kutlamasında, her bayram ziyaretinde oradaydı. Ve her seferinde, Mert’le geçirdiği her an, kalbindeki yasak çiçeği bir damla daha büyütüyordu. Bu büyüyen çiçek, Elif’in ruhunu dikenleriyle sarıyor, nefes almasını zorlaştırıyordu.

Mert, Selin’in eşi olarak, Elif’e her zaman nazik ve ilgili davranırdı. Bu ilgi, bir kardeşin eşine duyduğu sıradan bir nezaket miydi, yoksa Elif’in bastıramadığı umutlarının bir yansıması mıydı? Elif bunu asla bilemiyordu. Bazen Mert’le göz göze geldiklerinde, o an sanki zaman durur, kalpleri aynı ritimde atar gibi olurdu. Bir saniye, sadece bir saniye süren bu paylaşılan anlarda, Elif, dünyada başka hiçbir şeyin olmadığını hissederdi. Sonra Selin’in neşeli sesi duyulur, Mert’in yüzündeki ifade değişir, ve Elif gerçekliğin soğuk duvarına çarpardı.

En zor zamanlar, Selin’in şehir dışına çıktığı iş gezileriydi. Selin bir proje için bir hafta kadar Ankara’ya gitmek zorunda kalmış, Can’ı ise anneannesine bırakmıştı. Mert, evde tek başınaydı. Elif, Selin’in ricasıyla Mert’in yemeğini yapmak için birkaç akşam onlara gitmişti. O akşamlar, Elif için hem bir işkence hem de tarifsiz bir lütuftu. Mert’le baş başa kaldıkları her an, yasak aşkın ateşiyle biraz daha yanıyordu.

Bir akşam, Can’ın en sevdiği çizgi filmlerden birinin DVD’sini Selin’in evine götürmesi gerekiyordu. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, hava kararmıştı. Kapıyı Mert açtı, üzerinde rahat bir tişört, saçları hafif dağınıktı. “Elif, bu havada niye zahmet ettin? Ben alırdım.” Sesi, her zamanki gibi sıcak ve samimiydi. Elif, DVD’yi uzatırken parmakları Mert’in parmaklarına değdi. Küçük bir elektriklenme, görünmez bir kıvılcım. Elif elini hızla çekti. “Önemli değil, yolumun üzerindeydi zaten.”

Mert onu içeri davet etti. “Hazır gelmişken bir kahve içmez misin? Kimse yok evde, Can da anneannesinde.” Elif duraksadı. Gitmesi gerektiğini biliyordu, kalması ise… kalması, ateşle oynamaktı. Ama kalamadı, o fısıltı içini kemiriyordu. “Peki,” dedi, sesi beklenmedik bir şekilde titrek çıkmıştı.

Mutfakta kahve kokusu yayılırken, sessizlikler anlam kazanmaya başlamıştı. Mert, mutfak penceresinden dışarıdaki yağmuru seyrederken konuştu. “Bazen Selin’in enerjisine yetişemediğimi düşünüyorum. O hep ışıl ışıl, ben ise bazen yorgun hissediyorum.” Elif, kahve fincanını tutan ellerini sıkılaştırdı. “Selin öyle biridir. Hayatı dolu dolu yaşamayı sever.” “Evet,” dedi Mert, başını sallayarak. “Ama bazen… bazen sadece sessizliği ararsın. Anlayan bir bakışı.” Mert döndü, gözleri doğrudan Elif’in gözlerine kilitlendi. O anda, Elif’in tüm savunmaları çöktü. Gözlerinde ne gördüğünü bilmiyordu ama içini yakan bir şeydi bu. Yalnızlık, anlayış, belki de kendisiyle aynı fırtınanın içinde olan bir ruh.

“Seninle konuşmak… çok iyi geliyor Elif. Sakinleştiriyor.” Mert’in sesi alçak, neredeyse fısıltı gibiydi. Elif’in kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Ne demeliydi? “Ben de seni seviyorum Mert,” diyemezdi. “Bu yanlış,” diyemezdi. Sadece bakışlarını kaçırdı. Ortamdaki gerilim elle tutulur hale gelmişti. Yasak bir ipin üzerinde yürüyorlardı, düşmeleri an meselesiydi.

İlerleyen günler, Elif için bir sınavdı. Mert’in bakışları, ses tonundaki hafif değişiklikler, ona sanki sadece kendisine özel bir mesaj gönderiyordu. Elif, Selin’in yanındayken kendini bir hain gibi hissediyordu. Selin, kocasının kendisine olan sevgisinden, bağlılığından zerre kadar şüphe duymuyordu. Ve bu masumiyet, Elif’in kalbini daha da parçalıyordu. Kendini durdurmalıydı. Bu bataklığa daha fazla saplanmadan çıkmalıydı.

Bir akşam, Selin Ankara’dan dönmüş, ailesiyle birlikte bir araya gelmişlerdi. Can, Mert’in kucağında uyuyakalmıştı. Selin, Mert’e sevgiyle bakarken, “Sana çok düşkün, tıpkı bana olduğu gibi,” dedi. Elif, o an bir karar verdi. Bu üçgen, onu yutmadan önce kaçmalıydı.

Ertesi gün, Elif, ailesine bir iş teklifi aldığını ve şehir değiştirmeyi düşündüğünü söyledi. İzmir’de, kariyeri için iyi bir fırsattı. Annesi ve babası üzülse de, onun mutluluğunu istiyorlardı. Selin ise, ilk başta şaşırmıştı. “Ay Elif, şimdi mi buldun gitmeyi? Can sana ne kadar alışkın.” Ama Elif kararlıydı. “Bu benim için çok önemli bir adım abla. Yeni bir başlangıç yapmak istiyorum.”

Mert, Elif’in kararını duyduğunda yüzünde karmaşık bir ifade belirmişti. Hayal kırıklığı mıydı, yoksa bir tür rahatlama mı? Elif bunu çözemedi. Veda yemeğinde, tüm aile bir aradayken, Mert ile Elif bir an için göz göze geldiler. O bakışta, tüm söylenmemiş sözler, tüm bastırılmış duygular ve tüm imkansızlıklar vardı. Elif’in kalbi, bir daha asla aynı olmayacak bir şekilde sızlıyordu.

Vedalaşma günü gelip çattığında, Elif bavulunu hazırlamış, taksi bekliyordu. Selin ve Can onu yolcu etmeye gelmişlerdi. Mert ise, işleri olduğunu söyleyerek gelmemişti. Bu, Elif’in son umut kırıntılarını da paramparça etti. Demek bu kadar kolaydı onun için. Demek sadece Elif’in tek taraflı hisleriydi tüm bunlar. Belki de bu daha iyiydi. Unutması daha kolay olurdu.

Havalimanında, Selin Can’ı kucağında tutuyordu. Elif, Can’ın tombul yanaklarını öptü. “Teyzen seni çok seviyor meleğim.” Selin’e sarıldı. “Kendine iyi bak abla. Ve çok mutlu ol.” Gözleri dolmuştu, ama bu sefer sadece ayrılıktan değildi. Gitmek, bir yanıyla bir kaçıştı, bir yanıyla da bir teslimiyetti. Selin’in mutluluğunu, kendi kalbinin üzerine basarak korumaktı.

Tam kapıdan geçecekken, arkasından bir ses duydu. “Elif!” Döndüğünde, Mert’i gördü. Hızlı adımlarla ona doğru geliyordu. Yüzü telaşlıydı. Elinde küçük, eski bir fotoğraf makinesi vardı. Selin’in düğününden kalma bir şeydi. “Bunu unutmuşsun. Sana ait.” Elif makineyi eline alırken, Mert’in parmakları yine hafifçe eline değdi. Bu sefer daha uzun sürdü temas. Mert’in gözleri Elif’in gözlerinin içine baktı. O bakış, Elif’in tüm şüphelerini sildi. Yalnız değildi. O da hissetmişti. O da aynı yasağın pençesindeydi.

“Kendine iyi bak Elif,” dedi Mert, sesi boğuktu.
“Sen de Mert,” dedi Elif, sesi bir fısıltıdan ibaretti.

Elif, uçağa bindiğinde pencereden dışarı baktı. İstanbul, aşağıda parıldayan bir ışık deniziydi. Yeni hayatına, yeni bir şehre gidiyordu. Ama kalbi, arkasında bıraktığı o yasak baharda takılı kalmıştı. Biliyordu ki, bu ayrılık sadece coğrafi bir mesafeden ibaret olmayacaktı. Kalbindeki o yasak çiçek, solup yok olmayacak, aksine onu kökten değiştirerek yaşayacaktı. Her bahar, onun için yeniden açan o yasak çiçeğin kokusuyla gelecekti, ta ki Elif, kendi içindeki Selin’in gölgesinden sıyrılıp kendi ışığını bulana kadar. Belki de hiçbir zaman bulamayacaktı, ve bu da onun kaderiydi, kız kardeşinin mutluluğunun kefareti.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top