Aile Draması

Kırık Camların Ardında

8 dakikalık okuma · 1195 kelime

Kahvaltı masasında, Murat’ın telefona gömülü parmaklarını izlerken, içimde ilk kez o tatsız, uğursuz his filizlendi. Sıradan bir salı sabahıydı. Güneş camdan süzülüyor, taze demlenmiş çayın kokusu havaya yayılıyordu. Ama masadaki bu tablo, her zamanki ahenginin dışındaydı. Murat, yıllardır alışık olduğum neşeli, gözleri parlayan adam değildi. Son zamanlarda, parmakları telefonundan ayrılmaz olmuş, gözleri ekrana sabitlenmiş, benimle ya da on yedi yaşındaki oğlumuz Deniz’le kurduğu iletişim, zoraki mırıltılardan ibaret kalmıştı.

Başta yorgunluğuna verdim. İşleri yoğundu, yeni bir proje üzerindeydi. “Streslidir,” diye mırıldanıp kendimi sakinleştirdim. Ama bu “stres”, kokusunu değiştiren, gülüşünü çalan, hatta dokunuşunu bile soğutan bir şeye dönüşmüştü. Gece yatağa girdiğinde bana arkasını dönüyor, telefonunu yastığının altına saklıyordu. Bazen uykumdan uyanıp onu görmezden gelmeye çalışırken, karanlıkta sönen parlak bir ekranın gölgesini yakalıyordum. Kim bilir, belki de bir iş mailiydi, diyerek kendimi kandırıyordum. İnsan, parçalanmasından korktuğu bir gerçekle yüzleşmektense, pembe yalanlara sarılmayı ne kadar da severdi…

Bu iç kıpırtılarla bir süre tek başıma boğuştuktan sonra, en iyi arkadaşım Elif’e açtım kendimi. Elif, üniversite yıllarından beri hayatımın her dönüm noktasında yanımda olmuş, kız kardeş gibi gördüğüm sırdaşımdı. Evliliğimdeki sorunları, hatta Deniz’in ergenlik huysuzluklarını bile önce ona anlatırdım. Beraber güler, beraber ağlardık.

“Ayşecim, belki de fazla kuruyorsun?” demişti Elif, benim anlattıklarımı dinlerken kahvesinden bir yudum alıp. “Erkekler böyledir, işleri stresli olunca içlerine kapanırlar. Belki de seninle paylaşmak istemiyordur, seni üzmemek için.”

Onun bu sakin tavrı, içimdeki kasırgayı biraz olsun dindirmişti. “Belki de,” diye fısıldadım. “Ama içimde garip bir sıkıntı var Elif. Sanki bir şeyler değişiyor, hissediyorum.”

Elif elini omzuma koyup hafifçe sıktı. “Her evlilikte inişler çıkışlar olur. Konuşmayı denedin mi? Açık açık sor, neyin var Murat diye.”

Onun tavsiyesine uydum. O gece Murat’la konuşmaya çalıştım. Ama her zamanki duvarına çarptım. “İyiyim Ayşe, bir şeyim yok. Nereden çıkarıyorsun bunları?” diye tersledi beni, gözleri hala telefonuna kilitliydi. “Fazla evhamlısın.”

Bu konuşma, içimdeki şüpheyi yatıştırmak yerine daha da körükledi. Evhamlı değildim ben. Altı yıldır evli olduğum adamı tanıyordum. Bu, onun sessizliği değildi; bu, bir sırrın ağırlığıydı.

Murat’ın çalışma saatleri uzamaya başladı. Hafta sonları bile, “acil bir toplantı” bahanesiyle ofise gidiyordu. Bir pazar sabahı, o aceleyle evden çıkarken, kapının önünde durup ceketini düzelttiğini gördüm. Normalde aldırmazdım ama o sabah dikkatimi çeken bir detay vardı: Murat, benim en sevdiğim parfümümü sıkmıştı. Bu, benim hediyemdi, özel günlerde kullandığı, bana özgü bir kokuydu. Neden bir iş toplantısına giderken benim parfümümü sıksın ki? Kalbime buz gibi bir el dokunmuştu sanki. O an, o his, bir kırıntı, bir kanıt gibi aklıma kazındı.

Aynı akşam, Murat yorgun argın eve döndüğünde, ceketini vestiyere asarken cebinden küçük, parlak bir toka yere düştü. Toka, benim tarzım değildi. Daha genç, daha modern bir tasarımdı. Eğilip aldım. Kalbim göğüs kafesimi döverken, Elif’in bir ay önce taktığı tokaya ne kadar da benzediğini düşündüm. Hayır, olamazdı. Bu sadece bir tesadüftü. Neden Elif’in tokası Murat’ın cebinde olsun ki? Saçmaydı.

Ama o an, mantığımın direnişi kırıldı. Gecelerim uykusuz geçmeye başladı. Her telefon sesi, her kapı zili, her Murat’ın gecikmesi içimi parçalıyordu. Bir dedektif gibi, kırıntıları toplamaya başladım. Arabasındaki koltuğu ileri geri çektim, torpido gözünü kontrol ettim. Arabada bir otel kartı buldum. Küçük, lüks bir butik otelin kartıydı. Kartın üzerinde tarih yoktu ama içimi yakan şüpheyi doğrulamaya yetiyordu. Artık bir şeyler yapmalıydım.

Cesaretimi toplayıp Elif’e tekrar gittim. Yüzüm bembeyazdı, ellerim titriyordu. “Elif, Murat beni aldatıyor,” dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken. Ona otel kartını gösterdim.

Elif’in yüzü bir an için bembeyaz oldu, sonra hızla toparlandı. Gözlerinde garip bir ifade vardı, endişe mi, şok mu, yoksa… başka bir şey mi? “Ayşecim, bu korkunç bir şey! Emin misin? Belki bir iş yemeği içindir? Ya da… Hayır, Murat yapmaz böyle bir şey.” Sesi, beklediğimden daha düz çıkmıştı. Samimiyetsiz miydi? Yoksa ben mi paranoyak olmuştum?

“Eminim Elif. Hislerim beni yanıltmaz. Ne yapacağım ben şimdi? Evliliğimiz bitiyor mu?” Gözyaşlarım sel olup akarken, Elif beni kollarının arasına aldı. Ama o an, kollarının sıcaklığı bile içimdeki boşluğu doldurmaya yetmedi. Ona sarıldığımda, kıyafetlerinden, o çok tanıdık, özel günlerde kullandığım parfümün hafif bir kokusunu aldım. Benim hediyem olan parfümün…

O an dünya başıma yıkıldı. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Elif’in kokusu… Murat’ın ceketindeki toka… Pazar sabahı Murat’ın üzerindeki koku… Sanki binlerce parça buzdan bir bulmaca zihnimde birleşti. Hayır, olamazdı. Bu olamazdı.

Kollarından ayrıldım, yüzüne baktım. Gözlerimde şüphe, öfke ve tarifsiz bir acı vardı. “Elif,” dedim, sesim boğuk çıkıyordu. “Bu koku… Senin üzerinde ne işi var?”

Elif’in yüzündeki maske paramparça oldu. Gözleri irileşti, dudakları titremeye başladı. “Ne kokusu Ayşe? Ben… ben anlamıyorum.”

“Anlıyorsun Elif! Benim parfümümün kokusu bu! Murat’ın da üzerinde vardı. Ve arabadaki toka… o senin tokandı! Geçen ay taktığını hatırlıyorum!” Sesim yükselmişti. Komşuların duyup duymayacağını umursamıyordum. Tek umursadığım, en yakın dostumun yüzündeki ihanetin gölgesiydi.

Elif geri çekildi, gözlerini benden kaçırdı. Çatlayan bir camın ardındaki gerçek gibiydi. “Ayşe, sakin ol… Yanlış anlıyorsun.”

“Neyi yanlış anlıyorum, Elif? Kocamın arabasında, benimle özdeşleşen parfümün kokusunu mu? Ya da senin tokana benzeyen bir tokayı mı? En yakın arkadaşımın kocamla yattığını mı yanlış anlıyorum?!”

Gözlerimden ateş fışkırıyordu. Hayatımın iki direği, iki temel taşı, aynı anda beni sırtımdan bıçaklamıştı. Bu, sadece bir aldatma değildi; bu, varoluşumun en derinlerine işleyen bir yıkımdı.

Elif dizlerinin üzerine çöktü, hıçkırarak ağlamaya başladı. “Çok pişmanım Ayşe! Yemin ederim, ben de nasıl oldu anlamadım! Bir hata yaptık… Bir kere oldu…”

“Bir kere mi?!” diye bağırdım. “Otel kartı da bir kereden mi? Pazar sabahı iş toplantısı da bir kereden mi? Yalan söylüyorsun! Yalan söylüyorsunuz ikiniz de!”

Tüm vücudum titriyordu. Evden çıktım, Elif’in çığlıkları ve hıçkırıkları arkamda kaldı. Zihnimde tek bir görüntü vardı: Murat’ın yatağında, Elif’le birlikte. Midem bulandı, dünya etrafımda dönüyordu.

Eve döndüğümde, Murat koltukta oturmuş, her zamanki gibi telefonuna bakıyordu. Kapıyı çarptım. Başını kaldırdı, gözlerinde şaşkınlık vardı.

“Seninle konuşmamız gereken şeyler var Murat,” dedim, sesim buz gibiydi. Elime aldığım otel kartını ve Elif’in tokasını masanın üzerine fırlattım. “Ve sanırım, ben her şeyi biliyorum.”

Murat’ın yüzündeki renk soldu. Gözleri otel kartına ve tokaya kilitlendi, sonra bana baktı. O an, o yalan dolu gözlerdeki pişmanlık değil, yakalanmanın verdiği korkuyu gördüm.

“Ayşe, ben… Açıklayabilirim.”

“Neyi açıklayacaksın Murat? Elif’le olan ilişkinizi mi? Benim en yakın arkadaşımla! Bana her gün, her gece yalan söylediğini mi? Bana dokunurken onu düşündüğünü mü açıklayacaksın?”

Sesim, titreyen bir bıçak gibiydi. Kalbim acıdan parçalanırken, içimde yeni, keskin bir güç hissediyordum. Bu, hayatta kalma gücüydü.

Murat ayağa kalktı. Yüzü mosmordu. “O… o bir hataydı Ayşe. Pişmanım. Yalvarırım, bana bir şans daha ver. Deniz’i düşün, ailemizi…”

“Deniz’i mi düşündün sen Murat, Elif’in kollarına atlarken? Ailemizi mi düşündün, bana ihanet ederken? Hayır! Siz ikiniz sadece kendinizi düşündünüz!”

Gözlerinde yaşlar belirdi. İlk kez, onun gözlerinde gerçek bir acı gördüm. Ama bu acı, benim içimdeki fırtınanın yanında rüzgar bile değildi. O an, bir kadının ruhunun paramparça oluşuna tanık oluyordu.

“Sana verecek hiçbir şeyim kalmadı Murat,” dedim. “Ne affedecek gücüm, ne de inanacak tek bir zerrem. Biten sadece evliliğimiz değil, biten bu hayatta güvendiğim her şey.”

Odadan çıktım, oğlumun odasına girdim. Deniz ders çalışıyordu. Ona sarıldım, başını öptüm. Onun için ayakta kalmak zorundaydım. Onun için yeniden başlamak zorundaydım.

O gece uyumadım. O evde, iki ihanetle aynı anda yüzleşmiş, ruhu çıplak kalmış bir kadındım. Ama kırık camların arasından sızan ay ışığı, bana bir yol gösteriyordu. Belki de bu yıkım, yeni bir başlangıcın habercisiydi. Belki de paramparça olmuş bir dünyadan, daha güçlü, daha gerçek bir Ayşe çıkacaktı. Murat ve Elif, benim hayatımdan silinirken, ben kendi küllerimden yeniden doğacaktım. Bu sadece bir son değil, aynı zamanda yeni, acı dolu ama aydınlık bir başlangıçtı.

← Kitaplığa dön

Yukarı Çık