Aile dramı
Kırık Camlar ve Yarım Kalmış Bir Ev
Elif, hayatının her köşesini özenle, ilmek ilmek işlediği o beyaz perdenin bir gün yırtılacağını aklının ucundan bile geçirmezdi. Hakan’la yedi yıllık evlilikleri, dışarıdan bakan herkes için adeta bir aşk masalıydı. Birbirine kenetlenmiş iki ruh, sırtlarını birbirlerine dayamış, gelecek hayalleri kurmuşlardı. Elif, Hakan’ın her sabah işe gitmeden önce boynuna bıraktığı buseyle uyanır, penceresinden uzanıp el salladığı o güçlü omuzlara kayıtsız şartsız güvenir, geleceğe dair en cesur planlarını bile onunla yapmaktan çekinmezdi. Hayatlarındaki tek eksik, bir çocuktu. Ve o çocuk için, yıllardır her kuruşunu titizlikle biriktirdikleri, Elif’in babaannesinden kalan küçük mirasla birleşen o “ev” hayali vardı. Köyceğiz’de, bahçeli, iki katlı, mavi panjurlu bir ev. Çocuklarının ayak seslerinin yankılanacağı, yaz akşamlarında limon ağacının gölgesinde çay içecekleri bir sığınak. Bu hayal, onların ortak yeminleriydi.
Son birkaç aydır Hakan’da tuhaf bir değişiklik gözlemlemişti Elif. İlk başlarda iş stresi zannetti. Akşam yemeklerinde dalgınlaşan, sorularına kısa yanıtlar veren, uykuya daldığında bile alnında ince bir kırışıklık taşıyan bir Hakan. Telefonu artık sürekli elindeydi, mesajlar gelince odadan çıkıyor, konuşmaları fısıltıya dönüşüyordu. Elif, başlangıçta bunları görmezden geldi. Güvendiği bir adamın, kendinden bir şeyler saklamayacağına dair kör bir inançtı bu. Ta ki o cumartesi sabahına kadar.
Hakan, her zamanki gibi hafta sonu kahvaltısı için markete gitmişti. Telefonunu aceleyle yatak odasında, komodinin üzerinde bırakmıştı. Masum bir merakla, belki de bir fotoğrafını görme isteğiyle uzandı Elif. Ekran açıktı. Banka uygulamasından gelen bir bildirim, gözüne çarptı. “Beklenmedik bir hareketlilik mi? Son işlemlerinizi kontrol edin.” Genelde banka bildirimleri Hakan’ın telefonuna gelirdi, Elif önemsemezdi. Ama bu sefer, sanki bir mıknatıs çekiyordu onu. Bildirime tıkladığında, son işlemler listesi açıldı. Ve orada, küçük puntolarla, adeta fısıltıyla yazılmış bir gerçekle karşılaştı. “Gönderen: Elif Yılmaz”, “Alıcı: Aslan İnşaat”. Tutar: 150.000 TL. Tarih: Geçen ay.
Elif’in kalbi göğüs kafesinde bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Neden bu parayı kendisi göndermiş gibi görünüyordu? Aslan İnşaat da neyin nesiydi? Onların tüm birikimleri, Hakan’ın ve kendisinin ortak hesabında dururdu ve o hesaptan çıkan her kuruşu bilirdi. Özellikle de babaannesinin emaneti olan o son 150 bin lirayı, Köyceğiz’deki evin peşinatı için ayırdıklarını. Bir anlık soğuk ter boşandı sırtından. Telefonu elinden düşürür gibi yaptı, yerine koydu. O sırada kapının sesi duyuldu, Hakan geliyordu. Elif, sanki hiçbir şey olmamış gibi, dudaklarına zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
Kahvaltıda Hakan’ın gözlerinin içine bakmakta zorlandı. Her bir lokma boğazında düğümlendi. “Hakan, son zamanlarda biraz dalgınsın, bir sorun mu var canım?” diye sordu, sesi beklediğinden daha titrek çıktı. Hakan başını kaldırdı, yorgun gözlerle Elif’e baktı. “Yok hayatım, işler yoğun. Yeni bir proje var, biraz kafa karıştırıcı. Merak etme sen.” Elif, içindeki sesi susturmaya çalıştı. Hakan ona yalan mı söylüyordu? Neden?
Günler geçtikçe Elif’in içindeki kurt kemirmeye devam etti. Aslan İnşaat’ı gizlice araştırdı. İnternette birkaç haber, küçük çaplı bir firma. Ama nedense, hakkında çok da olumlu şeyler yazmıyordu. ‘Proje gecikmeleri’, ‘finansal sıkıntılar’ gibi ibareler gözüne çarptı. Hakan’ın bu firmayla ne işi olabilirdi? Ve o para…
Bir gece, Hakan’ın telefonu şarja takılıyken, mesaj sesiyle uyandı Elif. Hakan derin uykudaydı. Merakına yenik düşerek eline aldı telefonu. Ekran kilidini biliyordu. Gelen mesaj, ‘Remzi Abi’dendi. “Hakan, bu işin içinden nasıl çıkacağız? Adamlar kapıya dayanıyor. Elif’e bir şey demedin değil mi?” Elif’in nefesi kesildi. Remzi Abi, Hakan’ın uzak bir akrabasıydı, sürekli yeni iş fikirleriyle ortaya çıkıp kaybolan, pek güven vermeyen bir tipti. Elif ondan hiç hoşlanmazdı. “Elif’e bir şey demedin değil mi?” bu cümle, buz gibi bir tokat gibi çarptı yüzüne.
Sabah, Hakan uyanmadan yorganı başına kadar çekip sessizce ağladı Elif. Boğazında kocaman bir yumruk vardı. Güven, bir cam gibiydi; kırıldığı zaman yapıştırılamazdı, her yerini çatlaklar sarardı. Artık Hakan’ın her hareketini, her sözünü şüpheyle süzüyordu. Gece geç gelmeler, bahaneler, sessiz aramalar… Hepsi birer işaret miydi?
En yakın arkadaşı Ayşe’yi aradı. “Ayşe, ben iyi değilim. Sanırım Hakan bana bir şeyler saklıyor. Çok korkuyorum.” Ayşe, Elif’in çocukluk arkadaşıydı, sırdaşıydı. Elif, telefonda Ayşe’ye bildirimleri, Remzi Abi’nin mesajını anlattı. Ayşe, sakin ve mantıklıydı. “Elif, direkt sor Hakan’a. Yüzleş. Ama elinde sağlam bir kanıt olsun.”
Elif, Ayşe’nin tavsiyesine uydu. Araştırmasını derinleştirdi. Hakan’ın iş evraklarının durduğu dolabı karıştırdı. Ve orada, eski bir zarfın içinde, adeta kaderin bir cilvesi gibi, bir sözleşme buldu. “Aslan İnşaat Proje Ortaklığı Sözleşmesi.” Sözleşmede, Hakan’ın adı ve miktarı yazılıydı: 150.000 TL. Ve daha da kötüsü, alt kısımda, küçük puntolarla yazılmış başka bir madde: “Projenin finansal sıkıntıya düşmesi halinde, ortakların kişisel mal varlıkları teminat gösterilmiştir.” Elif’in dünyası başına yıkıldı. Hakan, babaannesinin mirasını, Köyceğiz’deki ev hayallerini, kendisiyle hiç konuşmadan, riskli bir işe yatırmıştı. Üstelik bu iş batma noktasına gelmişti. Elif’in imzası vardı sözleşmede. Sahte bir imza.
O akşam, Hakan eve geldiğinde, Elif mutfakta sessizce oturmuştu. Masanın üzerinde, sözleşme ve banka bildirimi duruyordu. Hakan, Elif’in soğuk yüzünü ve masadaki belgeleri görünce rengi attı. Gözlerindeki şaşkınlık ve korku, suçluluğun apaçık bir itirafıydı.
“Elif… Ben… Açıklayabilirim.” sesi titriyordu.
Elif, sakinliğini korumak için derin bir nefes aldı. “Neyi açıklayacaksın Hakan? Bu sözleşmeyi mi? Benim haberim olmadan, benim paramı bu projeye yatırmanı mı? Ya da sahte imzamı mı?” Ses tonu beklediğinden daha güçlü çıktı. Gözlerinin içine bakıyordu, içinde birikmiş tüm hayal kırıklığıyla.
Hakan, sandalyeye çöktü. “Elif, dinle lütfen. Remzi Abi… O bana çok büyük bir fırsat olduğunu söyledi. Bir inşaat projesi. Kısa sürede parayı katlayacaktık. Köyceğiz’deki evi alacaktık, hatta daha büyüğünü. Sana sürpriz yapmak istedim. Biliyordum ki sen risk almaktan çekinirdin, o yüzden sana söylemedim. Para kazanıp sana getirecektim.”
“Ve battın mı Hakan?” dedi Elif, sesi buz gibiydi. “Sana söylememem gereken neydi? Projenin riskli olması mı? Yoksa her şeyi kendi başına batırman mı?” Gözünden bir damla yaş süzüldü. “Benim babaannemden kalan para o, Hakan! Köyceğiz’deki evimiz için, çocuklarımızın geleceği için biriktirdiğimiz para! Benim haberim olmadan nasıl böyle bir şey yaparsın? Benim imzamı nasıl taklit edersin?”
Hakan başını ellerinin arasına aldı. “Özür dilerim Elif. Çok özür dilerim. İşler planladığım gibi gitmedi. Sonra battık. Remzi Abi de ortadan kayboldu. Şimdi alacaklılar kapıya dayanıyor. Çaresiz kaldım. Sana söyleyemedim. Nasıl söylerdim ki? Senin güvenini sarsmaktan korktum.”
“Korktun mu?” Elif acı acı gülümsedi. “Zaten sarsılmış Hakan. Paramparça olmuş. O camlar paramparça olmuş. En sevdiğim, en güvendiğim adam… Sen bana bunu nasıl yaparsın? Benim güvenimi, hayallerimi, geleceğimizi nasıl böyle bir kumar masasına sürersin?” Elif’in sesi artık titrek değildi, öfkeliydi. “Benim adıma bankadan kredi çektin mi? Bana söylemeden başka neyin altına imza attın? Köyceğiz’deki evi değil, kendi başımıza borç yükü mü aldık?”
Hakan, titrek bir sesle “Biraz… Küçük bir miktar… Borç çektim. O da bu açığı kapatmak içindi. Ama… Ama öderiz, söz veriyorum. Benim maaşım, senin birikimlerinle… Öderiz.”
Elif kahkahalarla güldü, ama bu kahkaha acıdan ve yıkımdan ibaretti. “Benim birikimlerim mi? Hakan, benim birikimim diye bir şey kalmadı ki! Benim sana olan güvenim de kalmadı. Bizim evliliğimiz de kalmadı.”
Hakan, şaşkınlıkla Elif’e baktı. “Ne demek istiyorsun Elif? Lütfen… Her şeyi düzeltirim, söz veriyorum. Bizim evliliğimiz… Bizim yedi yılımız…”
“Yedi yıl mı?” Elif başını salladı. “Ben yedi yıldır güvenebileceğim, sırtımı yaslayabileceğim bir adamla evli olduğumu zannediyordum. Meğer bir yalandan ibaretmiş. Ortak hayallerimiz, bizim için değil, senin hayallerin ve yanlış kararların için bir kumarmış. Ben bu evin içinde, sen varken yalnızmışım Hakan. Benim güvenim olmadan, bizim evimiz de yarım kalmış bir evden ibaret.”
Elif, masadaki sözleşmeyi alıp Hakan’ın avucuna sıkıştırdı. “Sen bu sözleşmeyle yaşayabilirsin Hakan. Ama ben, güvenmeden yaşayamam. Bu evde kalamam.” Odasına yürüdü. Hakan, şaşkınlık ve çaresizlik içinde arkasından baktı. Elif, birkaç parça eşyasını küçük bir çantaya attı. Kalbi öyle boş, öyle soğuktu ki, sanki tüm duyguları donmuştu. Kapıdan çıkarken son kez döndü, Hakan’ın paramparça olmuş ifadesine baktı. Gözlerinde ne bir öfke ne bir acıma vardı. Sadece derin bir boşluk.
Köyceğiz’deki mavi panjurlu ev, artık sadece bir hayal bile değildi. Kırık camlarla dolu, içine girilmeye korkulan, yarım kalmış bir harabeydi. Ve Elif, o harabeyi ardında bırakarak, kırılan güveninin enkazından kendi ayakları üzerinde yeniden doğmaya karar veren bir kadın olarak o kapıdan çıktı. Bilmediği bir geleceğe doğru, ama bu kez, sadece kendine güvenerek.
