Aile dramı
Gözden Düşen İpek Fular
Elif, arabanın torpidosunu açıp Mert’in unuttuğu cüzdanını alırken, koltuğun arasına sıkışmış, bej rengi, üzerindeki narin desenleriyle dikkat çeken bir ipek fular gördü. Mert, ipek fular takmazdı. Elif’in de ipek fuları yoktu. Anlık bir elektriklenme vücudunu sardı. Küçük bir detay, beyninde devasa bir şüphenin kapısını aralamıştı bile. Evliliklerinin on birinci yılındaydı ve bugüne dek bu hissi hiç tatmamıştı. Fuları cebine atıp cüzdanı ve anahtarları aldı. Deniz’i okuldan alıp eve dönerken zihninin bir köşesinde fular dönüyordu. Kimindi bu? Mert’in arabasına nasıl girmişti?
Akşam yemeği masasında Mert, her zamanki neşesiyle Deniz’e gününü sorarken, Elif’in gözleri sürekli eşinin üzerindeydi. Mert’in yüzünde, tavırlarında olağanüstü bir değişiklik yoktu. Ama Elif’in içindeki ses susmuyordu. Yemek biter bitmez Deniz’i odasına yolladı ve sessizce mutfak masasına oturdu. Mert kahvesini içerken, Elif fuları çıkarıp masaya bıraktı. Mert’in bakışları önce fulara, sonra Elif’e kaydı. Yüzünde anlık bir panik dalgası geçti, Elif bunu yakalamıştı.
“Bu ne Mert?” diye sordu Elif, sesi tahmin ettiğinden daha sakindi.
Mert boğazını temizledi. “Nereden çıktı bu?”
“Senin arabadan,” dedi Elif, gözlerini ondan ayırmadan. “Benim değil, sen de takmazsın. Kimin?”
Mert bir an düşündü, gözleri masadaki fuları delip geçiyordu sanki. “Ha, o mu? Ofis arkadaşımın. Toplantıdan dönerken arabasına bıraktım. Düşürmüş herhalde. Yarın geri veririm.”
Elif gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi bu. “Ofis arkadaşının adını biliyor muyum?”
Mert yutkundu. “Esin. Yenisi. Neden sordun ki?”
“Hiç,” dedi Elif. “Sadece yeni iş arkadaşlarınla tanışmak isterim.”
Mert rahatlamış gibi göründü. “Tabii, müsait bir zamanda.”
Elif o gece uyuyamadı. Mert’in yalan söylediğini biliyordu. Yüzündeki ifade, sesindeki titreme… Esin adını uydurduğu çok açıktı. Ama kim olabilirdi? Aklına ilk gelen isim Aslı oldu. Çocukluk arkadaşı, sırdaşı, düğününde şahidi. Olamazdı. Aslı ve Mert hep mesafeli bir saygı ilişkisi içinde olmuşlardı. Ama son zamanlarda Aslı’nın tuhaf halleri, Elif’i rahatsız eden ufak detaylar vardı. Elif bir süredir Aslı’yla buluşmak istediğinde Aslı ya çok yoğundu ya da son dakikada işi çıkıyordu. Ve en tuhafı, Aslı’nın ona sürekli Mert’i sormasıydı: “Mert nasıl? İşler yoğun mu?” Normaldi belki ama Elif’e fazlasıyla abartılı geliyordu.
Ertesi gün, Elif’in içi içini yiyordu. İş yerinde konsantre olmakta zorlandı. Öğle yemeğinde kimseye görünmeden Mert’in ofisine gitmeye karar verdi. Belki Esin diye biri gerçekten vardı ve fuları ona teslim ediyordu. Arabasını otoparka park ettiğinde, Mert’in arabasının orada olmadığını gördü. Garip… Normalde öğle yemeğini ofisinde yerdi ya da yakın bir yere giderdi. Nereye gitmiş olabilirdi? Kafeteryaya uğradı, Mert yoktu. Odasına baktı, boştu. Hayal kırıklığıyla geri dönerken, bir anlık kararla Aslı’yı aradı.
“Aslıcım, nasılsın?”
“İyiyim canım, sen?” Aslı’nın sesi biraz gergin geliyordu.
“Ben de iyiyim. Akşam boş musun? Yemek yiyelim mi, dertleşiriz biraz?”
Kısa bir sessizlik oldu. “Ay Elif’im keşke ama… Bu akşam çok önemli bir toplantım var, geç çıkacağım. Başka zamana söz mü?”
“Tabii ki,” dedi Elif, sesindeki hayal kırıklığını gizlemeye çalışarak. “O zaman sonra görüşürüz.”
Telefonu kapattıktan sonra Elif’in şüpheleri daha da arttı. Aslı’nın sürekli yorgunluk ve toplantı bahanesi, Mert’in öğle yemeğinde ortada olmaması… Bir şeyler örtbas ediliyordu.
O akşam Mert eve geldiğinde, Elif fuların akıbetini sordu.
“Esin’e verdin mi fuları?”
Mert başını salladı. “Verdim canım. Çok teşekkür etti.”
Elif başka bir soru sormadı. Bu yalanlar çemberinin onu tükettiğini hissediyordu. Bir sonraki hamlesinin ne olacağını bilemiyordu. Güven sarsılmıştı ve o fular, zehirli bir tohum gibi Elif’in kalbine ekilmişti.
Günler geçti, Elif’in içine şüphe kurdu düştü. Mert’in telefonunu kurcalamak hiç aklına gelmemişti ama şimdi her fırsatta telefonunu kontrol ettiğini, yüzü dönük bıraktığını fark ediyordu. Aslı da daha az aranır olmuştu. Bir akşam, Deniz uyuduktan sonra Mert duş alırken, Elif masada duran tabletini gördü. Genelde Deniz oyun oynamak için kullanırdı. Tableti eline aldığında, kilit ekranının şifresiz olduğunu fark etti. Ve tam da Mert’in mesajlaşma uygulamasından gelen bir bildirimin açık durduğunu gördü. Gönderen: Aslı.
Kalbi kulaklarında atıyordu. Tereddüt etti ama merak ve şüphe ağır bastı. Uygulamaya dokundu. Gördükleri karşısında donakaldı. Mesajlar, birbirini takip eden, samimi, flörtöz ve sonunda apaçık bir ihaneti gözler önüne seren mesajlar. Randevulaşmalar, gizli buluşmalar, planlar… Mert’in Aslı’ya attığı mesajlardan biri: “Akşamki yemeği sabırsızlıkla bekliyorum sevgilim. Umarım Elif erken uyur da yanına gelebilirim.” Ve Aslı’nın cevabı: “Ben de canım, biliyorsun Elif son zamanlarda çok uyumsuz. Fark etmiyor hiçbir şeyi, zaten meşgul kafası.”
Elif’in midesi bulandı. Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Kelimeler, okudukça can yakan hançerlere dönüştü. En yakın arkadaşı, sırdaşı, aileden biri gibi gördüğü Aslı… Ve kocası, hayatının aşkı, Deniz’in babası Mert. Bu ikisi, Elif’in arkasından, göz göre göre, onu aptal yerine koyarak, en önemlisi de onun evinde, onun hayatının içinde bu iğrençliği sürdürmüşlerdi. “Uyumsuz,” “fark etmiyor hiçbir şeyi,” “meşgul kafası.” Aslı’nın kendisi hakkında söyledikleri, ihanetin ne denli aşağılık bir seviyeye ulaştığını gösteriyordu. Yılların dostluğu, tek kalemde silinmişti.
Telefonu elinden düşürdü. Gözlerinden yaşlar akmıyordu. Acı o kadar derindi ki, gözyaşı bile ona yetişemiyordu. İçinde bir yanardağ patlamış, her şeyi kül etmişti. Oysa o kadar çok sevmişti ki, ikisini de. Mert’e olan aşkı, Aslı’ya olan dostluğu… Hepsi yalanmış. Hepsi bir illüzyon.
Mert banyodan çıktı, bornozunu giymişti. Elif’i salonda, kanepede, elinde tabletle öylece oturmuş görünce duraksadı. Gözleri tablete kaydı. Elif’in yüzündeki ifadeyi gördü. Her şeyi anladı. Yüzündeki kan çekildi.
“Elif…” Sesi kısık ve titrek çıktı.
Elif ona baktı. Yüzünde tarifsiz bir acı, donuk bir ifade vardı. “Nasıl Mert? Nasıl yapabildin? Nasıl bu kadar alçak olabildin ikiniz de?”
Mert’in rengi iyice solmuştu. “Ben… Elif, lütfen dinle beni. Pişmanım.”
“Pişman mı?” Elif’in sesi beklenmedik bir tonda yükseldi. “Ne zamandan beri pişmansın? Beni aptal yerine koyarken mi? Aslı’yla gizli saklı buluşup benim hakkımda konuşurken mi? Yoksa o ipek fular yüzünden yakalandığın için mi?”
Mert başını eğdi. “Hayır Elif, her şey çok karıştı. Kontrolden çıktı.”
“Kontrolden çıktı mı?” Elif acıyla gülümsedi. “On bir yıllık evliliğimiz, yedi yaşındaki oğlumuz, bir ömürlük dostluğumuz… Bunlar kontrolden çıkan şeyler miydi Mert? Yoksa siz mi kontrol etmeyi seçmediniz?”
Elif ayağa kalktı. Adımları kararlıydı. “Konuşulacak bir şey kalmadı. Gözümden düştünüz. İkiniz de.”
Mert ona yaklaştı. “Elif lütfen, Deniz için… Bir şans daha verelim.”
Elif durdu. “Deniz için mi? Deniz’i düşündün mü hiç bu kararları alırken? Hayır. Ben de artık seninle olmak istemiyorum. İnan bana, buna dayanamam.”
Mert’in gözleri dolmuştu. “Nereye gideceksin?”
“Anneme. Sonra ne olacağına karar vereceğim. Ama bildiğim tek şey var: Seninle bir gelecek düşünmüyorum.”
Elif, küçük bir valiz hazırladı. Sadece kendi eşyalarını aldı. Deniz’i uyandırmadı, bu gece annesiyle konuşup durumu açıklayacaktı. Yarın sabah Deniz’le konuşmak daha iyi olacaktı. Evden çıkarken, kapının önünde durdu. Bu ev, bu ilişki, bu dostluk… Hepsi bitmişti. İpek fular, o bej rengi, narin desenli fular, şimdi en ağır zincir gibi boynuna dolanmış hissediyordu. Aslı’ya ise bir daha asla yüzünü görmek istemediğini belirten kısa bir mesaj attı. Mesaja cevap gelmedi, zaten beklemiyordu da.
Ayşe Teyze, kızının bitkin halini görünce şaşırmadı. Elif ağlayarak her şeyi anlattığında, annesi sessizce dinledi. Yılların verdiği olgunlukla, “Kızım, insan bazen en yakınından bile beklemediği acıyı tadar,” dedi. “Ama bu seni yıkmasın. Daha güçlü yapacak. Yeter ki sen kendine inan.”
Elif, annesinin evinde geçirdiği ilk haftada Mert’den birçok mesaj aldı. Pişmanlık dolu sözler, yalvarışlar, af dilemeler… Aslı’dan ise tek bir kelime bile yoktu. Bu sessizlik, Elif’in içindeki yarayı daha da derinleştirdi. Aslı’nın kendisiyle yüzleşme cesareti bile yoktu.
Bir ay sonra, Elif boşanma davası açtı. Mert’le sadece avukatlar aracılığıyla görüşüyordu. Deniz için zor bir süreç olacağını biliyordu ama bu ilişkinin içinde kalmak, kendine ve oğluna yapacağı en büyük haksızlık olacaktı. Bir akşam, Ayşe Teyze televizyon izlerken, Elif oturma odasına geldi. Elinde bir zarf vardı. İçinden çıkan fotoğrafla kalbi bir kez daha sızladı. Mert ve Aslı, el ele, gülümsüyorlardı. Bir kafede oturmuşlardı. Fotoğrafın arkasında, bilgisayar çıktısı olduğu anlaşılan bir not vardı: “Bu ikisi, sizi hiç hak etmiyor Elif Hanım. Gözleriniz açılsın.”
Fotoğraftaki tarihi kontrol etti. Birkaç ay öncesine aitti, tam da Aslı’nın yoğunluktan gelemeyeceğini söylediği akşamlarından birine denk geliyordu. Demek ki sadece Mert değil, Aslı da başkalarına yalan söylüyordu. Elif’in içindeki acı, şimdi yerini soğuk bir kararlılığa bırakmıştı. O fotoğraf, bir dostun imzasız ihbarı ya da şans eseri çekilmiş bir anlık görüntü değildi. Bu, Aslı’nın Mert’le olan ilişkisinin, aslında ne kadar da açık bir meydan okuma olduğunu kanıtlıyordu. Aslı’nın hayat boyu süregelen, Elif’in başarılarına ve mutluluğuna yönelik gizli kıskançlığı, sonunda bu şekilde patlak vermişti. Belki de başından beri Aslı’nın amacı Mert’i elde etmek değil, Elif’in hayatını dağıtmaktı.
Elif, fotoğrafı elinde tutarken derin bir nefes aldı. İçinde son damla olan güvensizlik de silinip gitmişti. Artık sadece kendi ve Deniz için yepyeni bir hayat kurma arzusu vardı. Gözden düşen o ipek fular, ona yıllarca kör olduğu bir gerçeği göstermişti: Bazı insanların sevgisi, aslında kıskançlık ve yıkım tohumları taşıyordu. O fular, Elif’i uyandırmış, ona en büyük ihaneti gösterirken aynı zamanda en büyük özgürlüğünü de vermişti. Yeniden nefes almaya başlamıştı. Adım adım, kendi hayatının iplerini yeniden eline alıyordu. Ve bu sefer, kimsenin onun kaderine bir fular kadar bile müdahale etmesine izin vermeyecekti.
