yasak aşk

Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Bedeli

9 dakikalık okuma · 1640 kelime

Elif, mutfak penceresinden akşamüstü İstanbul’unun kızıl göğüne bakarken, elindeki sıcak çay bardağının buğusunun yüzüne vuruşunu hissetti. Yanında, Zeynep’in kahkahası yankılanıyordu. “Yine mi daldın Elif? Ne düşünüyorsun öyle?” Zeynep, her zamanki gibi enerjik, hayat dolu, pırıl pırıl bir kadındı. Ablasıydı, en yakın arkadaşıydı, ve şimdi onun mutfağında, hayatlarının sıradan akışında, Elif’in kalbinde büyüyen o tarifsiz düğümün farkında olmadan çayını yudumluyordu.

“Hiç,” dedi Elif, sıcak bir gülümsemeyi yüzüne zorla yerleştirerek. “Sadece… gün batımı ne kadar güzel diye düşündüm.”
Zeynep, pencereden dışarı bakmadan, omuz silkti. “Gün batımı her zaman güzeldir. Hadi gel, Mert az sonra gelir, sofra kurulacak.”

Mert… İşte o düğümün ta kendisiydi. Elif’in eniştesi, ablasının sekiz yıllık kocası, ve Elif’in en gizli, en utanç verici, en derinden hissedilen arzusu. Yıllar geçtikçe, bu arzu, mantığın ve ahlakın ördüğü duvarları aşıp, kalbinin en kuytu köşesine yerleşmişti.

Her şey nasıl başlamıştı? Elif, ilk zamanlar, Mert’in ablasını ne kadar mutlu ettiğini görerek içten içe sevinmişti. Mert, tipik bir mühendis değildi; ruhunda sanatçı bir dokunuş, gözlerinde dünyayı anlayan bir pırıltı vardı. Zeynep’in daha pratik, ayakları yere basan karakteriyle, Mert’in hayalperest, derinlikli yapısı iyi bir denge oluşturuyordu. Ama zamanla, Elif, Mert’in hayata bakış açısının, esprilerinin, hatta sessizliğinin bile kendisine ne kadar benzediğini fark etti.

İlk kıvılcım belki de, üç yıl önce Zeynep’in doğum gününde, Mert’in Elif’e hediye ettiği kitaptaydı. Kafka’nın Dava’sını okuduğunu bir sohbet sırasında gelişigüzel söylemişti Elif, üzerinden aylar geçmişti. Mert’in bunu hatırlayıp, sahafları dolaşarak o özel baskıyı bulması, Elif’in kalbinde garip bir sızı bırakmıştı. Zeynep o sırada, Mert’in doğum günü hediyesi olan pahalı bir çantayı kurdelesini açarken “Ne gerek vardı canım, ben sana söylemiştim zaten ne istediğimi” diye serzenişte bulunmuştu. Mert, Elif’e baktığında, gözlerinde anlaşıldığını hissetmenin getirdiği o derin, sıcak gülümsemeyi görmüştü. O an, Elif’in içinde bir şeyler yerinden oynamıştı.

Bugünler ise, o küçük kıvılcımların yangına dönüştüğü günlerdi. Artık her aile yemeği, her pazar kahvaltısı, her film gecesi Elif için bir imtihandı. Mert’in bir bakışı, omzuna dokunuşu, hatta sadece ismini söyleyişi bile Elif’i içten içe titretmeye yetiyordu. Zeynep’in yanında otururken, Mert’in Elif’e uzattığı bir dilim ekmek bile, aralarında görünmez bir elektrik akımı yaratıyordu. Elif, bu durumdan nefret ediyordu, ama aynı zamanda gizliden gizliye her anını dört gözle bekliyordu.

Kapının çalmasıyla Zeynep’in sesi neşeyle yükseldi: “Geldi benim kocacım!”
Elif’in midesinde kelebekler uçuştu, avuçları terledi. Mert içeri girdi. Üzerinde iş kıyafetleri, hafif yorgun ama her zamanki gibi karizmatikti. Gözleri Zeynep’i buldu, kısa bir öpücükten sonra, hemen Elif’e kaydı. O bakış, o anlık duraksama… Elif, içindeki depremin sadece kendisine özel olduğunu sanırken, Mert’in gözlerinde de benzer bir ateşi gördüğüne yemin edebilirdi. Bu bakış, sadece ikisinin bildiği, kimsenin okuyamadığı bir dildi.

Yemek masasında sohbet dönerken, Elif, ailesine ihanet ediyormuş gibi hissediyordu. Annesi Ayşe, babası Can, Zeynep ve Mert… Hepsi bir aradayken, dışarıdan ne kadar mutlu ve huzurlu bir aile olduklarını düşünebilirdi biri. Ama Elif’in içinde fırtınalar kopuyordu. Mert’in Zeynep’e anlattığı bir anıya gülümserken, gözleri anlık olarak Elif’inkilere takıldı. O an, Elif’in boğazına bir yumru oturdu. Bu oyun ne kadar daha devam edebilirdi?

Akşam geç saatlerde, mutfakta Zeynep ve Elif bulaşıkları yıkarken, Mert oturma odasında, Zeynep’in babasından kalma plak koleksiyonundan bir şeyler dinliyordu. Birden, Zeynep’in telefonu çaldı. Eski bir üniversite arkadaşı arıyordu, uzun bir sohbet başladı. Zeynep balkona çıktı, Elif mutfakta yalnız kaldı. Kapı sesiyle irkildi. Mert, mutfak kapısında duruyordu.

“Zeynep nerede?” diye sordu, sesi alçaktı.
“Balkonda, arkadaşıyla konuşuyor,” dedi Elif, kalbi gümbür gümbür atarak.
Mert, Elif’e doğru birkaç adım attı, tezgaha yaslandı. Plak sesleri uzaktan, hafif bir melodi gibi geliyordu. “Yine mi daldın öyle? Bugün biraz sessizsin.”
Elif, başını eğdi, bulaşıkları kuruluyormuş gibi yaparak. “Yorgunum sadece.”
“Yoksa bir şeyler mi var?” Mert’in sesi endişeliydi. O endişe, Elif’in savunma mekanizmasını tamamen yıkıyordu.
Elif, başını kaldırdı. Gözleri Mert’in ela gözleriyle buluştu. “Ne olabilirdi ki?”
Mert, Elif’in elindeki havluyu yavaşça aldı, tezgaha bıraktı. Eli, Elif’in eline değdiğinde, Elif’in tüm bedeni titredi. Mert’in avucunun sıcaklığı, derisine işledi.
“Ne bileyim,” dedi Mert, sesi fısıltıya dönmüştü. “Sanki… aramızda bir şeyler değişiyor gibi hissediyorum. Yoksa yanılıyor muyum?”

Elif, nefes bile alamadı. Uzun zamandır beklediği bu an, aynı zamanda en çok korktuğu andı. Onaylamak mı, inkar etmek mi?
“Mert…” diye fısıldadı Elif.
Mert’in parmakları, Elif’in elini okşadı, yavaşça yukarı doğru çıktı, bileğine ulaştı. “Elif… Ne yapıyoruz biz?”
O an, balkondan Zeynep’in neşeli sesi duyuldu. “Geliyorum canım, kapatıyorum artık!”
Elif ve Mert, anında birbirinden uzaklaştı. Sanki hiç dokunmamışlar, hiç konuşmamışlar gibi. Yüzlerinde masum bir ifade takınmaya çalıştılar. Zeynep içeri girdiğinde, Elif’in yanağına bir öpücük kondurdu. “Siz ne ara bitirdiniz bulaşıkları böyle? Harikasınız!”
Mert, “Elif çok hızlı,” diye mırıldandı, sesi boğuktu. Elif, ona bir an bile bakamadı.

O geceden sonra, aralarındaki görünmez duvar daha da inceldi. Mert ve Elif, bakışlarında, anlık duruşlarında, fısıltılarında birbirlerine ait yeni bir dil geliştirdiler. Elif, kendi içinde parçalanıyordu. Ablasına olan sevgisiyle Mert’e duyduğu aşk arasında eziliyordu. Bu aşk, sadece bir arzu değil, ruhsal bir bağ gibiydi. Mert’in her sözü, her hareketi, Elif’in içindeki boşluğu dolduruyor, onu tamamlıyordu. Ama bu tamamlanmışlık, aynı zamanda bir yıkımın habercisiydi.

Bir cumartesi öğleden sonra, Zeynep’in iş seyahatine çıkmasıyla evde yalnız kalmışlardı. Elif, Zeynep’in ricası üzerine kedilerine bakmak için onlara gelmişti. Mert, normalde bu tür durumlarda işyerinde olurdu ama o gün bir bahane uydurmuş, evde kalmıştı. Film izliyorlardı. Koltukta aralarında mesafeyi koruyorlardı, ama havadaki elektrik o kadar yoğundu ki, Elif nefes almakta zorlanıyordu.
Filmde hüzünlü bir sahne vardı. Elif’in gözleri doldu. Mert, fark etti, uzandı ve yavaşça Elif’in koluna dokundu. “İyi misin?”
Elif, başını salladı. Ama dokunuşla birlikte, tüm barajlar yıkıldı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Bu, sadece film için değildi. İçinde biriken tüm acının, tüm imkansızlığın gözyaşlarıydı.
Mert, bir an tereddüt etti, sonra kolunu Elif’in etrafına doladı, onu kendine çekti. Elif, ilk başta direndi, sonra kendini Mert’in kollarına bıraktı. Başını onun omzuna yasladı. Mert’in kokusu, sıcaklığı, Elif’in tüm hücrelerine işledi.
“Yapamıyorum, Mert,” diye fısıldadı Elif, sesi titriyordu. “Böyle yapamıyorum.”
Mert’in eli, Elif’in saçlarına uzandı, yavaşça okşadı. “Ben de… Ben de yapamıyorum, Elif.”
Sonra, o an geldi. Mert’in yüzü, Elif’inkine yaklaştı. Gözleri, Elif’in gözlerinde takılı kaldı. Okyanus derinliğindeki bir bekleyiş… Ardından, dudakları buluştu.

Bu öpücük, dünyayı durdurdu. Sanki zaman, mekan, tüm gerçeklik anlamsızlaşmıştı. Tutkuyla, acıyla, suçlulukla doluydu. Yılların birikimi, tüm fısıltılar, tüm imkansızlıklar bu öpücükle ete kemiğe bürünmüştü. Elif, ablasına ihanet ediyordu. Mert, karısına ihanet ediyordu. Ama o an, sadece birbirlerinin varlığı vardı.

Öpücük bittiğinde, Elif kendini geri çekti, soluk soluğaydı. Yüzü kıpkırmızı, kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi.
“Bu… Bu olmamalıydı,” dedi, sesi zar zor duyuluyordu.
Mert, Elif’in ellerini tuttu. “Biliyorum. Ama oldu, Elif. Ve… ve ben pişman değilim.”
Elif, Mert’in gözlerine baktı. O gözlerde, kendi umutsuzluğunu, kendi çılgınlığını gördü. “Peki ya Zeynep?”
Mert sustu. Bu soru, aralarına, az önce aralarındaki yakınlığı yıkan bir çelik duvar gibi girdi. “Zeynep… O iyi biri Elif. Çok iyi biri.”
“O senin karın, Mert! Benim ablam!” Elif’in sesi yükselmişti. “Biz ne yapıyoruz böyle? Onun hayatını nasıl mahvedebiliriz?”
Mert, başını ellerinin arasına aldı. “Bilmiyorum, Elif. Yemin ederim bilmiyorum. Ama sensiz de yapamıyorum. Zeynep’i seviyorum, ama… ama sen bambaşka bir şeysin. Sen benim ruh eşimsisin, bunu hissediyorum. Yıllardır içimde sakladığım bir duygu bu.”

Elif, odanın içinde volta atmaya başladı. Yıkılmıştı. Yıllardır hissettiği bu çekim, şimdi somut bir gerçekliğe dönüşmüştü. Ve bu gerçeklik, her şeyi yok edecekti. Ailelerini, bağlarını, Zeynep’in saflığını. Annesiyle babasının hayal kırıklığını.
“Olmaz,” dedi kesin bir dille. “Olamaz. Biz bunu ona yapamayız. Yemin ederim yapamayız.”
Mert, ayağa kalktı, Elif’e yaklaştı. “Peki ya biz Elif? Bizim hislerimiz?”
Elif, gözyaşları içinde başını salladı. “Bizim hislerimiz… Onlar bir bedel ödetecek. Ve o bedeli Zeynep ödememeli. Biz ödemeliyiz.”
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu Mert, gözlerinde bir korku belirmişti.
“Demek istediğim şu,” dedi Elif, sesi titremesine rağmen kararlıydı. “Bu burada bitmeli. Bu öpücük hiç yaşanmamış olmalı. Sen Zeynep’in kocasısın, ben de onun kız kardeşi. Bu değişemez. Ve biz bu sınırı bir daha asla geçemeyiz.”
Mert, Elif’in ellerini tekrar tutmaya çalıştı, ama Elif ellerini çekti. “Lütfen Mert. Zorlaştırma.”
Mert’in gözleri doldu. “Yapamam Elif. Seni… seni böyle bir anda silemem.”
“Silmek zorundayız,” dedi Elif, kalbi kan ağlarken. “En azından ben sileceğim. Senin için ne kadar zor olduğunu biliyorum ama… Zeynep’in bu durumu kaldıramayacağını da biliyorum. Biz onu korumak zorundayız.”
“Ama bizi kim koruyacak?” Mert’in sesi acıyla doluydu.

Elif, cevapsız bıraktı bu soruyu. O an, kalbinde hissettiği her şeyle birlikte, en büyük fedakarlığı yapması gerektiğini anlamıştı. Bu fedakarlık, sadece Mert’ten değil, kendinden de vazgeçmek demekti. Yıllardır içinde beslediği bu umudu, bu aşkı, ailesinin huzuru için toprağa gömmesi gerekiyordu.

O günden sonra Elif, ailesiyle olan temasını kademeli olarak azalttı. Önce iş bahanesiyle, sonra arkadaşlarının yanında olmak zorunda olduğunu söyleyerek. Zeynep aradığında hep meşgul olduğunu söyledi. Mert’in mesajlarına, yalnızca resmi, kısa cevaplar verdi. İçten içe ölüyordu. Her geçen gün, kalbinden bir parça kopuyormuş gibi hissediyordu. Ama Zeynep’in masum kahkahalarını, annesinin sıcaklığını, babasının şefkatini düşündükçe, doğru olanı yaptığına kendini inandırmaya çalışıyordu.

Bir akşam, annesi Ayşe aradı. “Elif kızım, bu aralar çok uzaklaştın bizden. Zeynep de senin için endişeleniyor. Bir sorun mu var?”
Elif’in gözleri doldu. “Hayır anneciğim, sadece çok yoğunum. Biliyorsun işler…”
“Ama her şeyden daha mı önemli işler?” Annesinin sesi kırıktı. “Mert de seni soruyor. ‘Elif ablasının gözünden kaçıp duruyor’ diyor. Ne oldu aranızda?”
Elif, yutkundu. “Hiçbir şey olmadı anne. Sadece… Herkesin hayatında böyle dönemler olur.”

Telefonu kapattıktan sonra Elif, mutfakta boş bir şekilde duran çay bardağına baktı. Tıpkı hayatı gibi, boştu. Bir zamanlar o bardakta, ailesinin sıcaklığı, Mert’in derin bakışları, Zeynep’in kahkahaları vardı. Şimdi sadece acı bir boşluk kalmıştı.

Elif, bir daha Mert’le göz göze gelmekten kaçındı. Aile toplantılarında, sanki Mert odada yokmuş gibi davranıyor, gözlerini hep başka yere çeviriyordu. Mert’in kendisine attığı umutsuz bakışları görse de, o bakışlara cevap vermedi. İçindeki çığlıkları susturdu. Yıllar, bu acı seçimin gölgesinde akıp gitti. Zeynep ve Mert’in mutlu evlilikleri devam etti, aileleri bir torunla daha da büyüdü. Elif, uzaktan, her şeye tanık oldu. Ameliyat masasına yatırılmış bir hasta gibi, kalbinin paramparça oluşunu izledi.

Bazen, uykusundan çığlıkla uyanırdı. Rüyalarında Mert’in ona sarılışını, adını fısıldamasını görürdü. Gözlerini açtığında, soğuk ve boş yatağında, gerçekliğin acımasızlığıyla yüzleşirdi. Yasak aşkının gölgesinde, geçmişin bedelini, geleceğinden vazgeçerek ödemişti. Ve biliyordu ki, bu bedel, hayatının sonuna kadar onunla birlikte yaşayacaktı. O pencereden dışarı bakarken gördüğü gün batımı, artık kızıl bir umut değil, kanayan bir yara gibiydi.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top