Aile Dramı

Gecenin Yıldızı

9 dakikalık okuma · 1761 kelime

Elif, kampüsün loş koridorlarında, elindeki paspasla usulca ilerlerken, gündüzleri taktığı akademik gözlüklerini çıkarmış, yüzündeki yorgun ifadeyi silmeye çalışıyordu. On dokuz yaşındaydı ve Türkiye’nin en iyi hukuk fakültelerinden birinde burslu okuyordu. Ama ders kitaplarının sayfaları kadar tanıdıktı ona deterjan kokusu, yerdeki inatçı lekeler ve gıcırdayan temizlik arabası tekerleklerinin sesi. Gündüzleri parlak bir gelecek hayal eden, geceleri ise o hayallerin beşiği olan bu üniversitenin kirini pasını temizleyen bir hayalet gibiydi. Ailesi, annesi Ayşe ve küçük kız kardeşi Defne, onun bu çift hayatını bilmiyorlardı. Bilseler gurur duyarlar mıydı, yoksa utançlarından mı kıvranırlardı, bilemiyordu. Tek bildiği, annesinin kronikleşen sağlık sorunları ve babasının onları terketmesinden sonra kalan borçları ödemenin, omuzlarına binen tek gerçek yük olduğuydu.

Bir çarşamba gecesi, üniversitenin eski rektörlük binasının kütüphane katını temizlerken, bir masanın üzerinde duran kalın dosya yığınını fark etti. Üzerinde büyük harflerle “Aras Demir – Uluslararası Hukuk Semineri” yazıyordu. Aras Demir. Kampüsün popüler, zeki ve her şeyden önemlisi varlıklı öğrencilerinden biriydi. Elif, koridorlarda onu defalarca görmüş, arkadaşlarıyla şakalaşırken, son model arabasından inerken ya da hocalarla hararetli tartışmalara girerken uzaktan izlemişti. Aras’ın babası, üniversitenin en büyük bağışçılarından Cemil Bey’di. Elif, dosyalara uzanırken, Aras’ın gece kütüphanede çalıştığını, bu yüzden de dosyalarını unuttuğunu anladı. Dosyaların arasında gözüne çarpan bir detay, küçük bir nottu. Aras, önemli bir kaynakçada bir hata yapmıştı. Elif, akademik metinlere olan tutkusu ve keskin gözüyle bunu hemen fark etmişti. Tereddüt etti, sonra elindeki kalemi alıp, dosyanın kenarındaki boşluğa hatayı düzelten küçük bir not iliştirdi. Neden yaptığını bilmiyordu. Belki de bir anlığına kendi kimliğini, temizlikçi Elif’i unutup, hukuk öğrencisi Elif’e geri dönmüştü. Dosyaları güvenli bir yere, kütüphanecinin masasına bıraktı ve vardiyasını tamamladı.

Ertesi gün, dersler arasında Aras’ı koridorda gördü. Aras, kendisine doğru geldiğini fark ettiğinde, Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. “Elif Hanım, değil mi?” diye sordu Aras, samimi bir gülümsemeyle. Elif şaşırdı. Adını nereden biliyordu? “Evet, benim,” diye fısıldadı. “Dün gece kütüphanedeki dosyalarımı bulmuşsunuz, içindeki notu da gördüm. Çok teşekkür ederim. Sayenizde büyük bir hatadan döndüm.” Aras’ın gözleri, dürüst bir minnettarlıkla parlıyordu. “Küçük bir şeydi,” dedi Elif, yanakları kızararak. “Önemli değil.” Aras gülümsedi. “Hayır, çok önemliydi. Aslında… kahve içmek ister misin? Teşekkür etmek için.” Elif donup kaldı. Onunla, Aras Demir’le mi? Kahve? Bu, Elif’in iki dünyasının birbirine karıştığı ilk andı. Tereddüdünü üzerinden atmaya çalışarak, “Şey… dersim var şimdi,” diye geveledi. “Ama sonra belki?” Aras’ın yüzündeki gülümseme biraz soldu ama anlayışla başını salladı. “Tamam o zaman. Belki yarın?”

Bu “yarın”lar, bir dizi tesadüfi buluşmaya, koridor sohbetlerine ve ardından kütüphanede birlikte geçirilen saatlere dönüştü. Aras, Elif’in zekasına, kitaplara olan düşkünlüğüne ve keskin analiz yeteneğine hayran kalmıştı. Elif ise, Aras’ın dışarıdan görünen kibirli zengin çocuğunun altında yatan samimi, meraklı ve aslında yalnız ruhunu görmeye başlamıştı. Üniversite kantininde, Elif’in dikkatlice seçtiği en ucuz menüleri yerken Aras, pahalı kahvelerini yudumlar, en son okuduğu felsefe kitaplarından bahsederdi. Elif, onun karşısında kendisini hem evinde gibi hissediyor hem de sürekli diken üstünde duruyordu. Aras’ın yanında, Elif Yıldırım, burslu hukuk öğrencisiydi. Ama geceleri o kantini temizlerken, bir başkaydı.

Bir akşam, kütüphanede yine birlikte çalışıyorlardı. Dışarıda şiddetli bir yağmur başlamıştı. Aras, “Bu gece burada kalacağım galiba, annem araba sürmeme izin vermez bu havada,” diye mırıldandı. Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Vardiyasına gitmeliydi. “Benim de gitmem gerekiyor,” dedi aceleyle. Aras, onu durdurdu. “Bekle. Seni eve bırakabilirim. Şoförümü ararım. Bu havada ıslanma.” Elif’i eve bırakma teklifi, bir buz gibi çarptı yüzüne. Evinin nerede olduğunu bilse, bu illüzyonun sonu gelirdi. “Hayır, teşekkür ederim. Benim bir işim daha var. Uzun sürecek, senin de uykunu bölersem ayıp olur.” Aras’ın gözlerinde bir hayal kırıklığı parladı ama üstünde durmadı. “Peki o zaman. Dikkat et kendine.” Elif, o gece, vardiyasına geç kalma pahasına, karanlık sokaklarda yürüdü, çamurlu ayakkabılarıyla kampüse geri döndü.

Aralarındaki bağ derinleşirken, Elif’in sırrı da ağırlaşmaya başladı. Aras, onu arkadaşlarıyla tanıştırmak istediğinde, Elif tereddüt etti. Pelin adında, Aras’a aşık olduğu belli olan sosyetik bir kızla tanıştı. Pelin’in Elif’e baktığı küçümseyen bakışları, Elif’i hemen gerilime sokmuştu. Pelin’in markalı çantası, kıyafetleri ve rahat tavırları, Elif’in içinde bir alarm zili çaldırmıştı. “Aras, bu hanımefendi ne iş yapıyor?” diye sordu Pelin, tatlı bir zehirle. Aras, “Elif, hukuk öğrencisi benim gibi,” diye cevapladı gururla. “Hem de çok zeki. Ondan çok şey öğreniyorum.” Pelin’in dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi. “Öyle mi? Demek ortak ilgi alanlarınız var. Ne kadar ilginç.” Elif, Pelin’in sözlerindeki gizli imayı anladı. Onun dünyasına ait değildi ve Pelin bunu ona her fırsatta hissettirecekti.

Bir gün, Aras Elif’e büyük bir heyecanla geldi. “Annemler büyük bir bağış gecesi düzenliyor. Üniversiteye yeni bir araştırma merkezi açılışı için. Babama da onur ödülü verecekler. Benimle gelmeni çok istiyorum, Elif. Seni ailemle tanıştırmak istiyorum.” Elif’in kalbi midesine indi. Ailesiyle tanışmak… Bu, sırrının en büyük testi olacaktı. Hayır deseydi Aras’ı kaybedebilirdi. Evet deseydi, her şey ortaya çıkabilirdi. Uzun tereddütlerden sonra, Aras’ın hevesini kıramadı. “Tamam, gelirim,” dedi, sesi titreyerek.

Gala gecesine günler kala, Elif küçük birikimlerini alt üst etti. İkinci el mağazalarını, indirimli reyonları dolaştı. Sonunda, koyu mavi, sade ama şık bir elbise buldu. Makyajını annesinin eski, neredeyse bitmiş malzemeleriyle kendisi yaptı. Ayakkabıları topuklu değildi, sade babetlerdi ama temizdi. Salonun kapısından içeri adım attığında, parlak ışıklar, şık kalabalık, orkestranın canlı müziği ve pahalı parfümlerin karışık kokusu onu sarhoş etti. Herkes birbirini tanıyor, gülücükler savuruyor, gelecekteki iş anlaşmalarının temellerini atıyordu. Elif, kendisini bir tiyatro oyununun yanlış sahnesine düşmüş gibi hissetti. Aras, onu kapıda bekliyordu. Gözleri parladı Elif’i görünce. “Çok güzelsin Elif,” diye fısıldadı, elini tutarak. Elif’in kalbi, bir an için tüm korkularını unuttu.

Aras, onu babası Cemil Bey ve annesi Figen Hanım’la tanıştırdı. Cemil Bey, sert bir iş adamı edasıyla Elif’in elini sıktı, gözleri onu baştan aşağı süzdü. “Aras bize çok bahsetti senden,” dedi, sesinde ne bir sıcaklık ne de bir soğukluk vardı. Figen Hanım ise, daha kibar ama mesafeliydi. “Memnun oldum Elifciğim,” dedi. “Aras’ın derslerine iyi geldiğin belli.” Bu söz, Elif’in boğazını tıkadı. Sanki bir ders danışmanı ya da özel öğretmenmiş gibi lanse edilmişti. Kendi değerini sorguladı.

Gece ilerledikçe, Elif kalabalığın içinde kaybolmaya başladı. Pelin, Aras’ın çevresinde dört dönüyor, Elif’i ise sürekli görmezden geliyordu. Bir ara tuvalete giderken, koridorda iki üniversite çalışanının konuştuğunu duydu. “Bak şu kızı gördün mü? Aras Demir’in sevgilisiymiş. Çok şık olmuş. Ama ben onu daha önce bizim temizlik ekibinde gördüğüme yemin edebilirim.” Diğer kadın kıkırdadı. “Saçmalama. Aras Demir’in sevgilisi temizlikçi mi olacak? Sen onu başka birine benzettin.” Elif’in nefesi kesildi. Kulakları uğulduyordu. Gözleri doldu. İşte o an, o hep korktuğu an gelmişti.

Geri döndüğünde, Aras’ın çevresinde Pelin ve birkaç arkadaşı toplanmıştı. Pelin’in yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. “Aras, Elif’i tanıyor musun bilmiyorum ama üniversitenin sosyal medya grubunda dün gece bir fotoğraf paylaşıldı. Kütüphanede gece vardiyasında çalışırken… Şaşırtıcı bir görüntüydü. Hukuk fakültesi öğrencisi birinin gece vardiyasında temizlik yapması…” Pelin’in sözleri, bir buz parçası gibi düştü salona. Herkesin bakışları Elif’e döndü. Bazılarının yüzünde alaycı bir ifade, bazılarında ise şaşkınlık vardı. Aras’ın yüzü bembeyaz kesilmişti. Şaşkınlık, hayal kırıklığı ve öfke karışımı bir ifadeyle Elif’e baktı.

“Elif, bu… doğru mu?” diye sordu, sesi kısıktı.

Elif, gözlerini yerden kaldırdı. Utanç dalgası her yanını sarmıştı, ama aynı anda içinde bir öfke ateşi de yükseliyordu. Bu utanç, onun değil, bu insanların olmalıydı. “Evet, doğru,” dedi, sesi beklenmedik bir şekilde gür çıktı. Salon sessizliğe gömüldü. Aras’ın anne ve babası dehşetle birbirlerine baktılar. “Ben Elif Yıldırım. Burslu bir hukuk öğrencisiyim. Ama aynı zamanda, ailemin geçimini sağlamak için geceleri bu üniversitede temizlik görevlisi olarak çalışıyorum. Çünkü babam bizi terk etti ve annemin bakıma ihtiyacı var. Çünkü hayallerime ulaşmak için, sizlerin babalarının cebinden çıkan parayla değil, kendi alın terimle mücadele ediyorum.”

Sözleri, kristal avizelerin altında yankılandı. Pelin’in yüzündeki alaycı gülümseme silinmiş, yerine şaşkın bir ifade gelmişti. Cemil Bey ve Figen Hanım’ın yüzleri kireç gibiydi. Aras ise, acı ve şaşkınlık içinde Elif’e bakıyordu.

“Benim bu salonun ihtişamında, sizin ‘sınıfınızda’ bir yerim yok belki,” diye devam etti Elif, gözleri Aras’a, sonra salondaki herkesin gözüne tek tek değdi. “Ama benim de kendi değerlerim var, kendi mücadelem var, kendi onurum var. Ve bu elbisenin ardındaki hikaye, sizin pırıl pırıl takılarınızın ardındaki hikayelerden daha gerçek. Hayallerim için kirli paslı merdivenleri temizlemeyi asla utanılacak bir şey olarak görmedim. Asıl utanması gerekenler, bir insanın emeğini ve mücadelesini küçümseyenlerdir.”

Elif, başını dik tutarak, salondaki tüm o şık, varlıklı insanlara meydan okudu. Gözleri dolu dolu olsa da, tek bir damla yaş akıtmadı. Aras’a son bir kez baktı. Gözlerinde hüzün ve pişmanlık vardı. Ama Elif’in kalbi, bir anda özgürleşmiş gibiydi. O salonun sahte ışıklarından, yapmacık gülücüklerinden, her şeyi parayla ölçen dünyasından kopup gitmek istiyordu.

Dönüp arkasını, kimseye bir şey demeden, salondan çıktı. Ayakkabıları topuklu olmasa da adımları daha önce hiç olmadığı kadar sağlamdı. Kapıdan çıktığında, şehrin soğuk ve gerçekçi havası yüzüne çarptı. Gözünden bir damla yaş süzüldü, ama bu, utançtan ya da pişmanlıktan değildi. Tam tersi, kendi gücünü ve cesaretini fark etmenin getirdiği bir rahatlamaydı.

Aylar geçti. Üniversiteyi birincilikle bitirdi. Stajını ülkenin önde gelen hukuk bürolarından birinde burslu olarak kazandı. Artık gece vardiyalarında çalışmıyordu ama ailesine destek olmaya devam ediyordu. Onlar da sonunda Elif’in fedakarlığını ve çabasını anlamış, onunla gurur duymaya başlamışlardı.

Bir öğleden sonra, hukuk bürosundan çıkarken, karşısında Aras’ı buldu. Aras, takım elbiseleri içinde daha olgun ve düşünceli görünüyordu. Yüzünde eski o neşeli, kaygısız ifadeden eser yoktu.

“Elif,” dedi, sesi alçaktı. “Konuşabilir miyiz?”

Elif, duraksadı. Aras’ın gözlerinde samimi bir pişmanlık ve özlem vardı. “Peki,” dedi sakince. Bir kafeye oturdular.

“O gece… ben… çok özür dilerim Elif,” diye başladı Aras. “Seni anlamadım. Utandığımı sanmıştım, ama aslında utandığım şey senin temizlikçi olman değildi. Kendi cehaletimdi. Senin mücadeleni, verdiğin savaşı görmezden geldiğim için utandım. Seni tanıdığımı sanıyordum ama aslında sadece seninle vakit geçiren, sana hayran olan bir çocukmuşum.” Aras’ın gözleri dolmuştu. “O günden sonra çok düşündüm. Babamla tartıştım, ailemin dünyasına farklı gözlerle bakmaya başladım. Senin o geceki sözlerin, benim için bir uyanış oldu. Artık ailemin şirketinde çalışmıyorum. Kendi başıma bir sosyal adalet projesi üzerinde çalışıyorum. Benim için çok şey ifade ettin Elif.”

Elif, onu dinlerken sessizdi. Aras değişmişti. Büyümüştü. Bu, onu mutlu ediyordu.

“Benimle yeniden… bir şans verir misin?” diye sordu Aras, umutla.

Elif gülümsedi. Bu, hüzünlü bir gülümsemeydi. “Aras,” dedi nazikçe. “Seninle geçirdiğim o zamanlar benim için çok değerliydi. Bana çok şey öğrettin. Ama ben de o geceden sonra çok değiştim. Ben, o gecenin utancından güç bularak, kendime bambaşka bir yol çizdim. O yolu çizerken, o salonda geride bıraktığım her şeyden uzaklaştım. Seninle olan hikayemiz, benim için güzel bir anı. Ama benim yolum, benim ışığım, artık bana ait. Bir zamanlar senin dünyana ulaşmak istedim, belki de kendime kabul ettirmek için. Ama artık kendi dünyamda parlıyorum.”

Aras’ın yüzündeki umut ışığı yavaşça söndü. Gözleri hüzünle doldu. “Anlıyorum,” diye fısıldadı. “Ama yine de… seninle gurur duyuyorum Elif. Her şey için teşekkür ederim.”

Elif, nazikçe başını salladı. Ayağa kalktı. “Sana da hayatında başarılar dilerim Aras.”

Arkasına dönüp, bir zamanlar hayatının merkezine koyduğu o gence veda etti. Adımları kararlıydı. Artık kimsenin dünyasına ait olmak zorunda değildi. Kendi yıldızıydı. Kendi gecesinde parlayan. Ve o parlaklık, hiçbir zenginliğin, hiçbir sınıfın satın alamayacağı kadar değerliydi.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top