aile dramı
Cam Fanus
Elif, o sabah penceresinden dışarı bakarken, yıllardır kurduğu o kusursuz hayatın camdan bir fanus olduğunu henüz bilmiyordu. Mutfaktan yayılan kahve kokusu, evin her köşesine sinmiş huzur kokusuyla karışıyor, bahçedeki çiçek tarhları narin başlarını güneşe uzatıyordu. Her şey yerli yerindeydi; kocası Hakan, işinde başarılı, ilgili bir baba, şefkatli bir eşti. On yaşındaki oğulları Can, okulda parlak, evde neşe kaynağıydı. Elif, bu tabloya her baktığında içinde büyüyen o tatlı minnet duygusunu hissediyordu. Hayat, tam da hayal ettiği gibiydi. Ya da o öyle sanıyordu.
Hakan’ın son zamanlardaki dalgınlığı, telefonunda sürekli bir şeyler saklama çabası, arada sırada kulağına çalınan fısıltılı konuşmalar, aslında çatlakların ilk işaretleriydi. Elif bunları hep iş stresiyle açıklamıştı. Hakan, bir mühendislik firmasında üst düzey yöneticiydi ve son aylarda büyük bir projeyle uğraştıklarını söylüyordu. Eve yorgun geliyor, yemekten sonra koltuğa yığılıyor, sık sık telefonuna gömülüyordu. Elif, anlayışlı bir eş olmaya çalışmış, omuzlarına masaj yapmış, en sevdiği yemekleri hazırlamış, “Bir sorun mu var hayatım?” diye sorduğunda hep aynı cevabı almıştı: “Yok canım, her şey yolunda. Biraz yoğunluk var sadece.” Ama Hakan’ın gözlerinde, daha önce görmediği bir tedirginlik vardı. Huzursuz bir ışıltı.
Bir akşam yemeğinde, Can babasına okul gezisi için para lazım olduğunu söyledi. Hakan, o an elindeki çatalı tabağına düşürdü. Gözleri panikle açıldı, “Ne gezisi? Hayır, olmaz,” diye kestirip attı. Elif şaşırmıştı. Hakan asla böyle tepki vermezdi. Can’ın hayallerine her zaman destek olurdu. “Hakan, ne oluyor? Alt tarafı bir gezi parası,” dedi Elif. Hakan kendini toparladı, yapmacık bir gülümsemeyle, “Yok canım, geziye gerek yok. Ben Can’ı hafta sonu daha güzel bir yere götürürüm,” diye geçiştirdi. O akşam Elif, Can’ı teselli ederken, Hakan’ın bu anlamsız tepkisini aklına taktı. Gece, Hakan uyuduktan sonra, komodinin üzerindeki telefonunu eline aldı. Sadece saate bakmak için. Ama ekran aydınlandığında gelen bir bildirim dikkatini çekti. Bir banka uygulamasından gelmişti ve “Bakiyeniz yetersizdir” yazıyordu. Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Hesabında paraları her zaman olurdu, Hakan temkinli bir insandı. Banka uygulamasını açtı, şifresini biliyordu. İçerideki rakamları görünce nefesi kesildi. Hesapta neredeyse hiç para yoktu. Ne kendi ortak hesaplarında, ne de Hakan’ın şahsi hesaplarında. Yıllardır biriktirdikleri, oğullarının geleceği için ayırdıkları tüm para buharlaşmıştı.
Sabahı zor etti. Hakan işe gittikten sonra Elif, bankaları aramaya, geçmiş hesap dökümlerini incelemeye başladı. Günler süren titiz bir araştırmanın sonunda, Elif’in karşısına dehşet verici bir tablo çıktı. Son altı ay içinde, Hakan’ın hesaplarından düzenli olarak, yüksek meblağlarda paralar çekilmiş ve “Proje Ortaklığı” adı altında başka hesaplara aktarılmıştı. Bu hesaplar, hiç tanımadığı kişilere aitti. Ve en kötüsü, son birkaç haftadır bu para çıkışları hızlanmış, hatta kredi çekilmişti. Ortada hiçbir mantıklı açıklama yoktu. Proje dediği bu muydu? Hakan, neyin içine bulaşmıştı?
O akşam Hakan eve geldiğinde, Elif onu soğuk bir sessizlikle karşıladı. Yemekten sonra salonda karşılıklı oturdular. Can odasındaydı, ders çalışıyordu. Elif, elindeki banka dökümlerini Hakan’ın önüne bıraktı. “Hakan, ne oluyor? Bu neyin nesidir?” diye sordu, sesi titriyordu. Hakan dökümlere baktı, yüzü bembeyaz oldu. Gözleri kaçtı, omuzları çöktü. Sanki tüm gücü bir anda tükenmişti.
“Elif, ben… ben sana açıklayabilirim,” diye kekeledi.
“Açıkla o zaman. Nereye gitti onca para? Yılların birikimi, Can’ın geleceği… Nereye Hakan?” Elif’in sesi yükseldi, içinde biriken öfke ve hayal kırıklığı bir volkan gibi patlamak üzereydi.
Hakan derin bir nefes aldı, gözlerini Elif’in kızgın gözlerine kenetledi. “Elif, dinle lütfen. Büyük bir fırsat çıktı karşıma. Çok kârlı bir iş… İnşaat sektörüyle ilgili. Birkaç arkadaşla ortak olduk. Kısa sürede parayı katlayacaktık. Senin de, Can’ın da geleceğini garanti altına almak istedim. Daha iyi bir yaşam… Daha fazla özgürlük…”
“Daha iyi bir yaşam mı? Hakan, bu paralar nereye gitti? Bu insanlar kim? Ne inşaatı? Sen mühendissin, inşaatçı değilsin!”
Hakan’ın sesi kısıldı, “Yanlış gitti Elif. Her şey yanlış gitti. Ortaklardan biri… Aslında bir dolandırıcıymış. Parayı alıp kaçtı. Biz de… Biz de bir yere şikayet edemedik, çünkü… çünkü bir kısmı kayıtsızdı. Vergi kaçırmak için… Ben de… Ben de sadece daha çok kazanmak istedim. Senin ve Can için.”
Elif duyduklarına inanamıyordu. Hayat arkadaşı, yıllardır güvendiği adam, onu ve oğlunu böylesine büyük bir riske atmış, yasa dışı işlere bulaşmış ve tüm birikimlerini kaybetmişti. Üstelik bu işe başkalarının paralarını da yatırmış, onları da mağdur etmişti. “Yalan söylüyorsun! Kimin parası? Daha kimleri yaktın sen Hakan?!”
Hakan’ın gözleri doldu, “Kusura bakma Elif, çok pişmanım. Ama her şey kontrolden çıktı. Birkaç ay önce küçük bir yatırım gibi başladı. Önce azıcık kendi paramızı koydum, kâr etmeye başlayınca daha fazlasını istedim. Sonra ortaklardan biri, ‘daha büyük oynayalım’ dedi. Çevremizden de insanları dahil ettik. Çok cazip teklifler sunduk… Herkes inandı. Amcamdan, teyzemden, birkaç iş arkadaşımdan… Onlar da büyük paralar yatırdı.”
Elif’in midesi bulandı. Hakan sadece kendilerini değil, ailelerini ve dostlarını da bu bataklığa çekmişti. “Sen ne yaptın Hakan? Bu nasıl bir ihanet! Bana, Can’a, ailemize… Hepimize!” diye haykırdı.
Hakan dizlerinin üzerine çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. “Lütfen Elif, bana yardım et. Ne yapacağımı bilmiyorum. Adamlar beni arıyor. Paralarını istiyorlar. Tehdit ediyorlar. Benim canımdan çok sevdiğim Elif’im, her şeyimi kaybettim. Şirketten de işten çıkarılacağım, ortaya çıkarsa hapse bile girebilirim.”
Elif, kocasının bu perişan halini gördüğünde bile içinde merhametten çok öfke ve tiksinti vardı. Yıllardır tanıdığını sandığı adam, meğerse bambaşka biriymiş. İçindeki güven kırıntıları paramparça olmuştu. Gözünde artık o başarılı, dürüst Hakan yoktu; sadece korkak, bencil ve tehlikeli bir adam vardı.
Günler, geceler boyunca tartışmalar, kavgalar sürdü. Hakan, Elif’e yalvarıyor, af diliyor, “Senin için yaptım,” demeye devam ediyordu. Ama Elif, bu bahanenin ardındaki bencilliği görüyordu. Bu, onun zaafı, hırsı ve kolay yoldan zengin olma arzusuydu. Evdeki huzur tamamen bitmişti. Can, anne babasının sürekli kavga etmesinden etkileniyor, odasına kapanıyordu.
Bir sabah, kapı çalındı. Elif, kapıyı açtığında karşısında iki yabancı adam gördü. Ciddi ve sert bakışlılardı. “Hakan Bey evde mi?” diye sordular. Elif’in kalbi ağzına geldi. “Hakan evde yok, işte,” diye yalan söyledi. Adamlar Hakan’ın ‘borcunu’ sordular. “Paranın bir an önce ödenmesi gerektiğini, yoksa işlerin hiç de iyi gitmeyeceğini” söylediler. Elif, kapıyı yüzlerine kapatırken titriyordu. Bu artık sadece bir aldatmaca ya da para kaybı değildi; hayatları tehlikedeydi.
Elif, o an bir karar verdi. Bu adama daha fazla güvenemezdi. Bu bataklığa kendisini ve Can’ı daha fazla çekmesine izin veremezdi. Akşam Hakan eve geldiğinde, Elif soğuk bir sesle, “Ayrılıyoruz Hakan,” dedi.
Hakan şaşkınlıkla, “Ne? Elif, saçmalama. Bu zor günlerde mi?”
“Evet, bu zor günlerde. Artık senin yüzünden zor günler yaşamak istemiyorum. Bana olan güvenimi kaybettin. Oğlunun geleceğini, can güvenliğimizi riske attın. Ben, senin bu karanlık dünyana daha fazla ortak olamam.”
Hakan öfkelendi, “Beni yalnız mı bırakacaksın yani? Bu yaptığını biliyor musun? Beni uçuruma mı iteceksin?”
“Sen zaten kendini uçuruma ittin Hakan. Ben sadece Can’ı ve kendimi o uçurumdan uzağa çekiyorum.”
Elif, bir avukatla görüştü. Hakan’ın tüm banka hareketlerini, elindeki tüm belgeleri avukatına verdi. Avukat, Elif’i dinlerken şaşkınlığını gizleyemedi. Hakan’ın yaptığı şeyin yasa dışı olduğunu, başkalarını da mağdur ettiğini ve hapis cezası gerektirebileceğini söyledi. Elif’in bir yandan canı yanıyor, diğer yandan da yıllardır aşık olduğu adamın bu hale düşmesine içerliyordu. Ama artık acı, öfke ve hayal kırıklığıyla karışık bir kararlılık vardı içinde.
Boşanma süreci sancılı oldu. Hakan, önce karşı çıktı, sonra çaresizce boyun eğdi. Elif, Can’ı da alıp, şehrin başka bir semtinde küçük, kiralık bir daireye taşındı. Eski evlerini satmak zorunda kaldılar. Hakan’ın borçlarını ödemek için eldeki ne varsa satıldı. Elif, kendine bir iş buldu. Yıllardır ev hanımıydı, ama şimdi çalışmak zorundaydı. Can’ın okulunu değiştirdi. Hayatları tepetaklak olmuştu.
Bir gün, gazetede küçük bir haber gördü: “Sahte Yatırım Vaadiyle Dolandırıcılık Operasyonu: X kişi tutuklandı.” Haberden anladı ki Hakan ve onun ‘ortakları’ yakalanmıştı. Elif’in içinde bir rahatlama hissi oluştu, ama aynı zamanda derin bir hüzün. Sevdiği adam, gözlerinin önünde uçuruma yuvarlanmış, Elif ise sadece izlemekle yetinmişti. Daha doğrusu, kendini ve oğlunu korumak için izlemek zorunda kalmıştı.
Şimdi, küçük dairesinin penceresinden dışarı bakarken Elif, bir zamanlar camdan bir fanusun içinde yaşadığını biliyordu. O fanus kırılmış, tuzla buz olmuştu. Ama artık nefes alabiliyordu. Yeni bir hayat kuruyordu. Zorluydu, yorucuydu, ama gerçekti. Yanında Can vardı. Birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı. Her şeylerini kaybetmiş olsalar da, birbirlerine olan inançları ve sevgileriyle ayakta durmaya çalışıyorlardı. Fanus gitmişti, ama Elif özgürdü. Belki de ilk defa gerçekten özgürdü. Ve biliyordu ki, hayatın tüm acılarına rağmen, yeni bir gün her zaman yeni bir başlangıç demekti.
