Aile Draması

Bedel

8 dakikalık okuma · 1481 kelime

Elif, pencereden dışarıdaki İstanbul’un hareketliliğini seyrederken, içindeki huzurun somut bir yansıması olduğunu düşündü. Yıllarca süren çabaların, fedakârlıkların ve sabrın meyvesiydi bu hayat: Parka bakan geniş, aydınlık daireleri, bahçesinde koşturan küçük kızı Defne’nin neşeli çığlıkları, işini aşkla yapan karizmatik kocası Can. Kendisi de bir ilkokul öğretmeniydi; çocukların saf dünyasında bulduğu anlamla doluydu günleri. Her şey olması gerektiği gibiydi, hatta daha fazlası. Mükemmeldi, ta ki o akşam Can’ın çalışma odasında bulduğu şeye kadar.

Can, iş seyahatinden henüz dönmüş, yorgun argın koltuğa yığılmıştı. Elif, ona bir fincan bitki çayı yapıp, yanına uzanmıştı. Sohbet ederken, Can’ın ertesi günkü toplantı için önemli bir sözleşmeyi unuttuğunu fark ettiler. Can’ın gözleri kapanırken, “Çalışma odamdaki mavi dosyanın içinde olması lazım, Elif’çiğim. Alır mısın zahmet olmazsa?” diye mırıldandı. Elif, hafif bir tebessümle kalkıp çalışma odasına yöneldi. Can’ın düzenli çalışma masasında, tam da tarif ettiği yerde duruyordu dosya. Kapağını açtı, sözleşmeyi ararken, eline sert kapaklı, eskimiş bir ajanda çarptı. Can’ın ajandaları hep tarihli ve düzenli olurdu. Bu, hiç görmediği, eski, üzerinde herhangi bir tarih yazmayan bir ajandaydı. Merakına yenilip, yavaşça açtı. İçinde el yazısıyla alınmış notlar, taslak çizimler ve en arka sayfaların birinde, kurşun kalemle karalanmış bir isim ve bir numara ilişti gözüne: “Fatih Bey.” Altında ise, şifreli gibi duran kısa bir cümle: “Bedel ödendi, ama borç bitmez.”

Elif’in kalbi garip bir şekilde sıkıştı. Ajandayı yerine bıraktı, sözleşmeyi alıp Can’ın yanına döndü. “Buldum hayatım, yarın sabah erken kalkıp hazırlanırsın,” dedi, sesinin titrememesine özen göstererek. Can mırıldanarak karşılık verdi ve uykuya daldı. Ama Elif’in uykusu kaçmıştı. Kimdi bu Fatih Bey? Ne bedelinden bahsediliyordu? Can’ın ailesi varlıklı değildi, o da sıfırdan gelmişti. Mimar olarak yıllarca çabaladıktan sonra, son beş yıldır firması inanılmaz bir ivmeyle büyümüştü. Can, bu başarıyı hep azmine ve geceli gündüzlü çalışmasına borçlu olduğunu söylerdi. Elif de buna gönülden inanırdı. Ama ajandadaki o cümle, zihnine bir kurt düşürmüştü.

Sonraki günler, Elif’in iç huzuru yavaş yavaş aşınmaya başladı. Can’ın hareketlerini daha dikkatli izler oldu. Gece yarısı gelen kısa telefon görüşmeleri, “işle ilgili” dediği ama ses tonunun gerginleştiği anlar… Can’ın dalgınlıkları artmış, bazen yorgunluktan değil, endişeden kaynaklandığı belli olan bakışlarla tavana baktığına şahit oluyordu. “Bir sorun mu var Can?” diye sorduğunda, hep aynı cevabı alıyordu: “Hayır Elif’çiğim, sadece işler biraz yoğun.” Bu cevap eskiden onu rahatlatırdı, şimdi ise daha da kuşkulandırıyordu.

Bir öğleden sonra, Defne okuldan dönünce, kapıyı Can açtı. Yanında, daha önce hiç görmediği, son derece şık giyimli, orta yaşlı bir adam vardı. Adamın bakışlarında soğuk bir kararlılık, duruşunda ise aşırı bir özgüven seziliyordu. Can’ın yüzü gerilmiş, gülümsemesi zorakiydi. “Elif, tanıştırayım, Fatih Bey. Eski bir dost,” dedi Can, sesi beklenmedik bir şekilde donuktu. Fatih Bey, nazik ama mesafeli bir şekilde Elif’in elini sıktı. “Can’ın başarılarını uzaktan takip ediyorum. Eskiden de yetenekliydi, şimdi de öyle. Ama bir parça desteğin ne kadar fark yaratabileceğini biliyor insan,” dedi, bakışları Can’ın üzerinde, adeta bir ima barındırıyordu. O an, Elif’in zihninde şimşek çaktı. İşte oydu. Ajandadaki Fatih Bey. Fatih Bey kısa bir ziyaretin ardından, “Yakında daha sık görüşeceğiz Can,” diyerek ayrıldı. Can, kapıyı kapatır kapatmaz, derin bir nefes verdi, sanki uzun süre nefesini tutmuş gibiydi. Elif, sorgulayıcı bakışlarla kocasına döndü. “Eski dost mu? Hiç bahsetmemiştin.” Can omuz silkti. “Öyle çok da yakın değildik. İş bağlantısı diyelim. Uzun zaman sonra ilk defa görüştük.” Ama Elif, Can’ın kaçamak bakışlarından, bu cevaba kendisinin de inanmadığını anlamıştı.

Şüpheleri artık bir kurda dönüşmüştü Elif’in içinde, kemirip duruyordu. En yakın arkadaşı Ayşe’yle bir akşam yemeği sırasında konuyu dolaylı yoldan açmaya karar verdi. Ayşe, zeki ve pratik bir avukattı. “Varsayalım ki bir arkadaşımın kocası, yıllar önce çok zor durumdayken birinden büyük bir destek almış, ama bu desteğin bedeli olarak bir söz vermiş. Bu söz ne olabilir sence?” Ayşe çatalını tabağına bıraktı, merakla Elif’e baktı. “Ne sözü? Para mı? Mal mı? Bir iş mi? Duruma göre değişir. Ama genelde bu tür ‘destekler’, ileride çok daha büyük bir ‘bedelle’ geri döner. Üstelik bu tür anlaşmalar genellikle yasal olarak bağlayıcıdır, hele ki ortada yüklü miktarda para varsa.” Elif, Ayşe’nin söyledikleriyle daha da ürkmüştü. “Peki bu bir sır olarak saklanabilir mi?” Ayşe kaşlarını çattı. “Uzun süre evet. Ama her sırrın bir son kullanma tarihi vardır Elif’çiğim. Hele ki birileri o sırrı kullanmak isterse.” Elif, Ayşe’ye gerçeği söylemeye cesaret edemedi, ama arkadaşının sözleri içindeki korkuyu körüklemişti.

Eve döndüğünde, Can uyumuştu. Elif, çalışma odasına süzüldü. Can’ın eski ajandasını tekrar buldu. Bu sefer daha detaylı inceledi. Notlar, çizimler, Fatih Bey’in adı… Ve daha da geriye giderek, bilgisayarındaki eski dosyaları karıştırmaya başladı. Can’ın kişisel bilgisayarında “Önemli” adında kilitli bir klasör buldu. Şifreyi tahmin etmesi uzun sürmedi; Defne’nin doğum tarihiydi. Klasörün içinde, eski banka dekontları, Fatih Demirci adına düzenlenmiş büyük havale makbuzları ve en korkuncu, tarihsiz, imzasız bir “Niyet Mektubu” başlıklı belge duruyordu. Belgede, Fatih Demirci’nin Can’ın şirketine faizsiz ve geri ödemesiz büyük bir meblağ sağladığı, karşılığında ise “gelecekteki herhangi bir projede tam destek” ve “mutlak gizlilik” şartı koşulduğu yazıyordu. En alt satırda ise küçük harflerle “bu anlaşmanın ihlali durumunda, tüm varlıklar teminat olarak kabul edilecektir” ibaresi vardı.

Elif’in nefesi kesildi. Yani Can’ın o göz kamaştırıcı başarısı, her şey, bu gizli, tehlikeli anlaşmanın üzerinde yükseliyordu. Firmanın ani yükselişi, aldıkları büyük projeler, hepsinin ardında Fatih Bey’in gölgesi vardı. Can, zor durumda kalmış, belki de batmanın eşiğindeyken bu kurtarıcı eli tutmuştu, ama elin sahibi bir bedel istiyordu. Ve o bedelin şimdi ödeme vakti gelmişti. Elif’in mükemmel sandığı hayatı, kumdan kaleler gibi dağılmaya başlamıştı. Her şey bir yalandı. Onların aşkları, evlilikleri, hatta Defne’nin geleceği… hepsi bu anlaşmanın kırılgan zeminine inşa edilmişti.

Birkaç gün sonra, Fatih Bey’in telefonu geldi. Elif, Can’ın çalışma odasından gelen sesleri duyabiliyordu. Can’ın sesi gergindi, araya Fatih Bey’in alaycı tonda yükselen sesini duydu.
“Can, bu projenin ne kadar önemli olduğunu biliyorsun. O arsanın imar iznini almak, senin ünün ve çevren sayesinde çok daha kolay olacak. Kimse senin adının geçtiği bir projeden şüphelenmez.”
Can’ın sesi titredi: “Fatih Bey, orası sit alanı. Yasalara aykırı. Yapamam.”
Fatih Bey kahkaha attı. “Yapamazsın mı? Sen o zamanlar bu kadar nazlı mıydın Can? Karını, kızını da düşün. O parayla kurduğun hayatın temelini sarsmak istemezsin, değil mi? Ben o temeli atmaya yardım ettim, unutma. Şimdi o temelden benim de payımı alma vakti geldi.”
Elif, duydukları karşısında donup kalmıştı. Sit alanı mı? Yasa dışı bir proje mi? Fatih Bey, Can’dan kendi itibarını ve adını kullanarak yasa dışı bir işin parçası olmasını istiyordu. Ve Can’ın ailesini, yani onları, tehdit ediyordu.

Can, telefon görüşmesi bittikten sonra kapana kısılmış bir fare gibi odasından çıktı. Yüzü bembeyazdı, gözleri çaresizlikle doluydu. Elif, mutfağın kapısında, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir şekilde duruyordu. Gözlerinde ne öfke ne de nefret vardı, sadece derin bir kırgınlık ve şaşkınlık.
“Her şey yalan mıydı Can?” diye fısıldadı Elif, sesi cam kırıkları gibi keskin ve soğuktu. “Bizim hayatımız, mutluluğumuz, hepsi bir borcun gölgesinde mi yaşandı? O mektup… Fatih Bey… Her şeyi biliyorum.”
Can, Elif’i görünce irkildi, sonra omuzları çöktü. Gözleri doldu. “Elif… Ben… sana anlatacaktım. Uygun zamanı bekliyordum.”
“Uygun zaman mı?” Elif’in sesi biraz yükseldi. “Ne zaman? Her şey başımıza yıkılınca mı? Ne zaman o yasa dışı projeyi kabul edip, adını kirletince mi? Ne zaman Defne’nin babası bir suçlu olunca mı?”
Can, dizlerinin üzerine çöktü, ellerini yüzüne kapattı. “Çok zordu Elif. Babam vefat ettiğinde her şey üst üste geldi. Şirket batıyordu, borçlar beni boğuyordu. Seni ve Defne’yi asla sahip olamadığım bir hayattan mahrum etmek istemedim. Fatih Bey bana bir teklifle geldi, bir can simidi gibiydi. O an mantıklı düşündüğümü sanmıştım. Bana sadece ‘bir iyilik yapacaksın’ demişti. Bu kadar büyük bir şey isteyeceğini tahmin etmedim.”
“Ama sakladın Can. Benden sakladın. Bizim evliliğimiz, sırların üzerine mi kuruluydu?” Elif’in sesi titriyordu, gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. “Benim sana olan güvenim ne olacak? Gözlerimin içine baka baka, bir yalanın içinde yaşattın beni. Bizim tüm geleceğimizi, o adamın eline teslim ettin. Sırf… sırf o paranın bedelini ödememek için mi?”
Can, ellerini indirdi, yaşlı gözlerle Elif’e baktı. “Hayır Elif. Seni korumak içindi. Seni ve Defne’yi… Her şey size iyi bir hayat sunmak içindi.”
Elif başını iki yana salladı. “İyi bir hayat bu değil Can. Yalanlar üzerine kurulmuş bir hayat, her an yıkılabilecek bir hayat, tehlikelerle dolu bir hayat, iyi bir hayat değildir.”

Sözler havada asılı kaldı. Elif, Can’ın pişmanlığını, çaresizliğini görüyordu. Yıllardır tanıdığı, sevdiği adam orada, yıkılmış bir şekilde diz çökmüş, pişmanlıkla kıvranıyordu. Ama içindeki kırgınlık ve ihanete uğramışlık hissi o kadar büyüktü ki, tüm bu pişmanlıklar karşısında bile erimiyordu. O anda Elif’in kalbi ikiye ayrılmıştı. Bir yanı, Can’ın düştüğü bataktan onu kurtarmak, bu mücadeleyi onunla birlikte vermek istiyordu. Diğer yanı ise, yıllardır beslediği güvenin paramparça oluşuyla, bu yalanlar üzerine kurulu hayatı terk etmek, kendi gerçekliğini yeniden inşa etmek istiyordu.

Elif, titreyen elleriyle Can’ın omuzlarına dokundu. “Ne yapacağız Can? Söyle bana… Şimdi ne olacak?” Sesi bir fısıltıdan ibaretti. Cevap yoktu, sadece Can’ın hıçkırıkları duyuluyordu. Elif, küçük kızının sesini duydu salondan. Defne, annesiyle babasının neden bu kadar üzgün olduğunu anlamazdı. Elif, gözlerini kapattı. Şimdiye kadar her şeyi birlikte göğüslediklerini sanıyordu. Ama Can’ın sırrı, aralarına görünmez, aşılmaz bir duvar örmüştü. Bu duvarı yıkabilirler miydi? Yoksa bu yalanın bedeli, onların hayatı ve aileleri mi olacaktı? Elif’in zihni, vereceği kararın ağırlığı altında eziliyordu. Güven bir kez kırıldı mı, tekrar inşa edilebilir miydi? Ve hangi bedelle?

← Kitaplığa dön

Yukarı Çık