Aile Draması

Şeffaf Duvarlar

8 dakikalık okuma · 1209 kelime

Elif, mutfağın soğuk ışığında taze demlenmiş kahvesinin buharına dalmış, tezgâh üzerindeki minik su damlacıklarına boş boş bakıyordu. Sabahın erken saatleriydi ve evin sessizliği, genellikle ona huzur veren bir melodi iken, şimdi kulaklarında bir çığlık gibi yankılanıyordu. Can, dün gece yine geç gelmiş, yatak odasına süzülüp nefes bile almadan uykuya dalmıştı. Ya da uyku numarası yapmıştı, Elif emin değildi. Son birkaç aydır hayatları bu boşluklarla, bu sessiz gecelerle doluydu. Kapı sesiyle irkilmedi bu kez Elif, irkildiğine inandırmak istiyordu kendini. Aslında her kapı sesi, her anahtar çevrilişi, göğsünde filizlenen o uğursuz şüpheyi biraz daha büyütüyordu.

“Yine mi kahveyle güne başladın Elif?” Can’ın sesi mutfak kapısından duyuldu. Her zamanki neşeli ama artık kulağına sahte gelen tonda. Gülümsedi, omuzlarını silkti. “Senin uykun ağırdır diye düşünmüştüm.” Can, yanına yaklaştı, Elif’in saçlarına öylesine bir buse kondurdu. Dudakları soğuktu. Elif, Can’ın kolundaki saatin parıltısına takıldı. Yeni miydi bu? Daha önce görmemişti. Can, bakışlarını fark etti, kolunu hızla indirdi. “Bir müşteriden hediye, eski saatimin pili bitmişti.” dedi aceleyle. Elif başını salladı, bir şey sormadı. Oysa sormak istediği o kadar çok şey vardı ki…

Son altı aydır Can’da bir değişim vardı. Önceleri iş yoğunluğuna, yeni projelere yormuştu Elif. Can, her zaman hırslı, başarılı bir iş adamıydı. Ama bu değişim sadece iş temposundan ibaret değildi. Can’ın gözlerindeki ışıltı, Elif’e baktığında kayboluyor, sanki o bakışların ardında bambaşka bir dünya taşıyordu. Telefonu, artık vücudunun bir uzvu gibiydi, hiç ayrılmazdı yanından. Banyoya bile götürürdü. Mesaj sesleri kısıktı, aramaları kısa ve fısıltılarla doluydu. En acısı ise tenindeki o yabancı koku… Elif’in bildiği, sevdiği, içtiği Can kokusunun yerini alan, daha ağır, daha şekerli, daha keskin bir parfüm.

Bir akşam Deniz, on yaşındaki oğulları, okuldan dönerken neşeyle anlatmıştı: “Anne, bugün Can babayı AVM’de gördüm! Biriyle kahve içiyordu, çok gülüyorlardı. Bize hediye alıyordu sanırım!” Elif’in kalbi güm güm atmıştı. “Hediye mi? Kimeymiş Denizciğim?” diye sormuştu soğuk bir sakinlikle. Deniz omuz silkmişti. “Bilmem, sanırım sürprizdi, görmedim paketi.” Can, o akşam eve geldiğinde, AVM’de olduğunu inkar etmiş, “Yanlış görmüştür oğlum, ben toplantıdaydım” diyerek konuyu kapatmıştı. Ama Deniz’in saf sözleri, Elif’in ruhundaki çatlaktan içeri sızan ilk zehir damlası olmuştu.

Şüphe, sinsi bir canavar gibi Elif’in içini kemiriyordu. Uyuyamıyor, yediğinden tat alamıyor, arkadaşlarıyla sohbet ederken bile zihni hep aynı noktaya takılı kalıyordu. Kocasını takip etmeyi düşünecek kadar ileri gitmişti. Kendi kendine kızıyordu. “Ne yapıyorsun Elif? Onca yılını verdiğin adama güvenmeyecek misin? Paranoyak mı oldun sen?” Ama iç sesi, “Gözlerini aç, aptal olma” diye fısıldıyordu. Bir sabah Can’ın çalışma odasını toplarken, ceketinin iç cebinden küçük bir fiş buldu. Geceliğe benziyordu, kadın reyonundan alınmış, pahalı bir butiğin fişiydi. Elif’in bedeninden buz gibi bir titreme geçti. Butik, onun uğradığı bir yer değildi. Bu fiş, onun için değildi. Can’la son zamanlarda aralarındaki yakınlık, böyle bir hediye almayı gerektirecek sıcaklıktan çok uzaktı. Fişi avucunda sıkıştırdı, parçalara ayırdı ve çöpe attı. Atarken bile canı yanıyordu. Kendi elleriyle, kendi evliliğinin kanıtlarını yok ediyordu sanki.

Geceler, sabaha dönerken Elif’i daha da yıpratıyordu. Can’ın yanında uyuyor ama aslında ondan kilometrelerce uzakta hissediyordu. Yatağın ortasındaki görünmez uçurum her geçen gün derinleşiyordu. Bir akşam, Can telefonda bir şeyler mırıldanırken duymuştu. “Yarın akşam çok özel olacak… merak etme, ayarladım her şeyi.” Elif’in midesine bir yumruk yemiş gibi oldu. Ertesi akşam Can, “Önemli bir iş yemeğim var, geç geleceğim,” diyerek evden çıktı. Elif, o gece hiç uyuyamadı. İçindeki ses, “Bugün, bu gece her şey açığa çıkacak,” diye haykırıyordu.

Ertesi sabah Can, her zamankinden daha keyifliydi. Elif’e sarıldı, öptü. “Çok yorgun hissediyorum, keşke bugün evde kalsam,” dedi. Elif’in içine bir kurt düşmüştü. Can, işe gitmeyip evde mi kalacaktı? Bütün gün Can’ı uzaktan izledi. Olağan dışı hiçbir şey yapmıyordu. Kütüphanede kitap okuyor, Deniz’le kısa bir süre oyun oynuyordu. Akşama doğru Elif, Can’ın çalışma odasına girdi. Raflardaki kitapları düzenlerken, arkada saklı duran küçük, kadife bir kutuya çarptı eli. Kalbi hızlandı. Kutuyu çıkardı. Parlak, zarif bir hediye kutusuydu. Can’ın asla kendisine almayacağı kadar ince düşünülmüş bir paketti.

Titreyen elleriyle kutuyu açtı. İçinden pırıl pırıl, özel tasarım bir gümüş kolye çıktı. Üzerinde zarifçe işlenmiş küçük bir kalp figürü vardı. Kutunun dibinde, küçük bir kartpostal. Elif’in nefesi kesildi. Kartta Can’ın el yazısıyla şunlar yazıyordu:

“Zeynep’ime, her şeyin başlangıcı için… Seni seviyorum. Can’ın.”

Yutkundu. Boğazına bir yumru oturmuştu. “Zeynep.” Bu isim kulaklarında uğuldadı. “Her şeyin başlangıcı…” Bu cümle, bir bıçak gibi saplandı kalbine. Bu, geçici bir hediye değildi. Bu, bir vaatti. Bir gelecek vaadi. Elif’in elleri titremeyi durdurdu, tam tersine buz gibi bir sakinlik çöktü üzerine. Gözleri doluydu ama tek bir damla yaş akmıyordu. Yıllarca ilmek ilmek ördüğü hayatının, Can’la birlikte kurduğu her hayalin, bu birkaç kelimelik notla nasıl paramparça olduğunu iliklerinde hissetti. Kendini kandırdığı şeffaf duvarlar, bir anda görünmez hale gelmiş, her şey gözlerinin önünde kanlı canlı belirmişti.

Kutuyu ve kartı masaya bıraktı. Can, duş almak için banyoya gitmişti. Elif, Can’ın duştan çıkmasını bekledi. Her dakika, bir saat gibi geliyordu. Kalbinde hissettiği acı o kadar büyüktü ki, bir an bile kıpırdayamıyordu. Can, banyodan çıktığında Elif’in çalışma odasının kapısında durduğunu gördü. Yüzü bembeyazdı. Gözleri, masadaki kadife kutuya takıldı. Elif, sessizce kutuyu işaret etti.

“Bu ne, Can?” Sesi o kadar sakin ve buz gibiydi ki, kendi bile şaşırdı.
Can’ın yüzündeki kan çekildi. “Elif… ben… açıklayabilirim.”
“Açıklayabilir misin?” dedi Elif, yavaşça kutuya doğru yürüdü, kartı eline aldı. “Zeynep’ine, her şeyin başlangıcı için… Seni seviyorum. Can’ın.” Kelimeleri tane tane okudu, her bir kelimeyi Can’ın suratına bir tokat gibi çarpıyordu. “Bunu mu açıklayacaksın? Her şeyin başlangıcını mı? Bizim başlangıcımız yetersiz miydi, Can? Benimle kurduğun hayat, oğlumuz Deniz, bunca yıllık evliliğimiz, neyin sonuydu da yeni bir başlangıca ihtiyaç duydun?”

Can dizlerinin üzerine çöktü. “Elif, ne olur dinle. Bir hataydı. Pişmanım. Her şeyi düzelteceğim, lütfen bana inan.”
Elif, Can’a baktı. Gözlerinin içinde eskiden gördüğü adam yoktu. Karşısında yabancı bir adam duruyordu, bir yalancı. “Pişmanlık mı? Bu bir pişmanlık değil, Can. Bu bir yıkım. Benim sana olan inancımı, sevgimi, güvenimi yerle bir ettin. Benim kimliğimi çaldın. Ben senin eşin olarak, seninle bir bütün olarak var oldum yıllarca. Şimdi bu bütünlük paramparça oldu. Kimim ben şimdi? Ne yapacağım?”

Gözyaşları nihayet yanaklarından süzülmeye başladı, ama bu ağlama öfke ağlaması değildi, daha çok yitirilmiş bir hayatın ağıtıydı. “Sen benimle yaşarken, bir başkasına ‘her şeyin başlangıcı’ diyebilecek kadar aşağılık bir adam mıydın? Ben bunu nasıl göremedim? Ben ne kadar kördüm?”
Can, Elif’in bacaklarına sarıldı. “Beni bırakma Elif. Sensiz yapamam. Her şeyimizi kaybetmeyelim.”
Elif, Can’ın elini itti. “Her şeyimizi zaten sen kaybettin, Can. Sen benim hayatımın temellerini dinamitledin.”

Elif’in zihninde bir şimşek çaktı. Gözleri, uzun zamandır ilk kez parladı, ama bu ışıltı acıdan değil, yeni bir farkındalıktan geliyordu. Yıllarca Can’ın gölgesinde, onun için var olmuştu. Şimdi, bu en büyük ihanetle, Can’dan tamamen bağımsız bir varlık olmanın acı ama zorunlu gerçeğiyle yüzleşiyordu.

Deniz’in odasına gitti. Oğlunun uyuyan yüzüne baktı. Ona bu acıyı yaşatmayacaktı. Oğlu için güçlü olmak zorundaydı. Kendi odasına döndü. Aynaya baktı. Şişmiş gözleri, solgun yüzü vardı ama bakışlarında yeni bir kararlılık beliriyordu. Kırılmıştı, evet. Ama daha güçlüydü de. Bu yıkım, aynı zamanda yeni bir başlangıcın habercisiydi. Can’la kurduğu o yalan dolu dünyanın duvarları artık şeffaftı, ardındaki karanlık tüm çıplaklığıyla görünüyordu. Elif, o karanlıktan uzaklaşacaktı. Kim olduğunu yeniden tanımlayacak, kendisi için bir gelecek inşa edecekti.

Parmakları, nişan yüzüğüne gitti. Çıkardı. Sessizce komodinin üzerine bıraktı. Bir anlık duraksamanın ardından derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava, onu yeni bir hayata hazırlıyordu. Acı, elbette ki devam edecekti. Ama artık bu acı, onu aşağı çekmeyecek, tam tersine, onu yukarıya taşıyacaktı. Yeni bir şafak söküyordu, hem de en karanlık gecenin ardından. Bu şafak, sadece ona aitti.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top