aile draması

Karanlık Temeller

8 dakikalık okuma · 1384 kelime

Ayşe, mutfaktaki mermer tezgahın soğukluğunu parmak uçlarında hissederken, eşi Can’ın sesindeki gerginliği ayırt edebilmişti. Telefondaki konuşması her zamanki iş görüşmelerinden farklıydı; tonunda, kelimelerin arkasına saklanmaya çalışan panik vardı. Gecenin bu saatinde, Can’ın başarılı bir mimar olarak taşıdığı o kusursuz maskenin çatladığını hissetti. Altı yıldır evliydiler. İstanbul’un hareketli kalbinde, her köşesi özenle tasarlanmış dairelerinde, kendilerine ait küçük bir cennet kurmuşlardı. Can karizmatik, zeki ve her zaman bir adım önde gibiydi. Ayşe ise, bir sanat galerisinde çalıştığı işinden dönüp evine geldiğinde, bu düzenin huzur veren ritmine sıkı sıkıya tutunurdu. Ama son zamanlarda, bu ritim bozulmaya başlamıştı.

“Hayır, Mert. Konuşmak istediğim o değil,” dedi Can, sesi bir fısıltıya düşse de Ayşe’nin kulaklarına zehirli bir damla gibi ulaştı. Mert, Can’ın çocukluk arkadaşı, neredeyse bir kardeş gibiydi. Onun varlığı, Ayşe’nin ve Can’ın hayatında daimi bir sabitti. Her aile yemeğinde, her özel günde Mert de olurdu. Hatta Ayşe, Can’ın çoğu zaman kendisiyle paylaşmadığı şeyleri Mert’le konuştuğunu bilirdi ve bunu hep bir güven emaresi olarak görmüştü. Şimdi ise, Mert’in adının bu fısıltılı gerginliğin ortasında geçmesi, Ayşe’nin içindeki huzursuzluğu daha da körüklemişti.

Can telefonu kapatır kapatmaz, Ayşe’nin kendisini izlediğini fark etmiş gibi irkildi. “Her şey yolunda mı, sevgilim?” diye sordu Ayşe, sesine olabildiğince kaygısız bir ton vermeye çalışarak.

Can zoraki bir gülümsemeyle döndü. “Ah, evet. Yalnızca iş meseleleri. Biliyorsun, yeni proje… Stresli bir dönem.” Gözleri, her zamanki o parlak ışığı taşımıyordu. Derin bir yorgunluk ve saklamaya çalıştığı bir keder vardı bakışlarında.

O gece Ayşe yatağında sabaha kadar döndü durdu. Can’ın düzenli nefes alış verişi bile ona sahte geliyordu. Geçen haftalarda fark ettiği küçük değişimler, zihninde bir yapbozun parçaları gibi birleşmeye başlamıştı. Can’ın sürekli telefonuna bakması, mesajlarını Ayşe’nin görmeyeceği şekilde gizlemesi, Mert’le yaptıkları ani ve açıklanamayan buluşmalar… Başlangıçta, bu şüpheleri kendine yakıştıramamıştı. Kocasına güveniyordu, evliliklerine güveniyordu. Ancak, o derin, içgüdüsel ses, bir şeylerin doğru olmadığını fısıldıyordu.

Ertesi gün, Ayşe galeriye gitmedi. Boş dairede yalnız kalmak, düşünceleriyle yüzleşmek istiyordu. Can, aceleyle evden çıkmadan önce “Akşam yemeğine geç kalabilirim,” demişti. Ayşe, ona veda ederken, Can’ın gözlerinde yine o garip, suçluluk yüklü ifadeyi yakalamıştı.

Gün içinde, Ayşe’nin aklı Can’ın çalışma odasındaki kilitli çekmecede takılı kaldı. Can’ın kişisel belgelerini, önemli evraklarını sakladığı yerdi. Daha önce hiç kurcalamamıştı; mahremiyetlerine saygı duyardı. Ama şimdi, merakı ve endişesi, tüm etik sınırları aşan bir güçle onu çekmecenin başına doğru sürüklüyordu. Anahtar, Can’ın eski bir tespih kutusunun içinde olurdu genellikle. Ayşe titreyen elleriyle kutuyu açtı. Anahtar oradaydı.

Çekmece sessizce açıldı. İçeride düzenli yığınlar halinde belgeler vardı: banka hesap özetleri, tapular, sözleşmeler. Ayşe, belgeleri karıştırırken eli, en alttaki, sıradan görünen, tozlu bir klasöre çarptı. Klasörün üzerinde hiçbir etiket yoktu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Bu, aradığı şeydi, hissediyordu.

Klasörü açtığında, ilk olarak sararmış gazete kupürleri dikkatini çekti. Başlıklar, yıllar öncesine aitti: “Ankara’da Feci Trafik Kazası: Bir Ölü, Bir Ağır Yaralı.” Tarih, yaklaşık yedi yıl öncesiydi. Tam da Can ve Ayşe’nin tanışmalarından kısa bir süre öncesi. Ayşe’nin nefesi kesildi. Can, bu dönemden bahsederken hep geçiştirici olurdu; üniversite sonrası iş arayışı ve İstanbul’a taşınma telaşıyla dolu bir dönemdi.

Kupürleri okudukça Ayşe’nin gözleri büyüdü. Kaza yapan aracın modeli ve rengi, Can’ın o dönem kullandığı arabayla örtüşüyordu. Haberde, araç sürücüsünün olay yerinden kaçtığı ve kimliğinin belirlenemediği yazıyordu. Kanı çekildi Ayşe’nin. Klasördeki diğer belgelere geçti. Noter tasdikli bir evrak, bir arabanın satış sözleşmesi… Can’ın o dönemki arabasının, kazadan hemen sonra, piyasa değerinin çok altında bir fiyata, ismi pek de duyulmamış bir oto galerisine satıldığını gösteriyordu. Ve alıcı olarak Mert’in adı yazıyordu. Mert, Can’ın arabasını kendi galerisi üzerinden satmış, adeta yok etmişti.

Son belge ise, Ayşe’nin buz kesmesine neden oldu. Küçük bir defter sayfası. Mert’in el yazısıyla yazılmış, kısaltmalarla dolu bir liste. “Kamera görüntüleri – silindi. Şahit – konuşturuldu. Mağdur aileye yardım – anonim. Sigorta – halledildi. Can’ın alibi – ben.” Mert, yıllar önce Can’ı büyük bir beladan kurtarmış, bir suçu örtbas etmesine yardım etmişti. Ve o suç, bir insanın hayatına mal olmuştu.

Ayşe’nin elleri titremeye başladı. Gördükleri, yalnızca bir sır değildi; bir hayatın üzerine kurulu koca bir yalandı. Can, yıllarca bu sırla yaşamış, bu sırrı onunla paylaşmamıştı. Evlilikleri, bu karanlık temel üzerine kurulmuştu. Mert’in dostluğu ise, bir suç ortaklığının eseriydi.

Can eve geldiğinde, Ayşe onu salonda, elinde klasik müzik dinlediği plakla, yüzünde solgun bir ifadeyle bekliyordu. Ayşe, sanki karşısında hiç tanımadığı bir yabancı varmış gibi bakıyordu ona.

“Erken gelmişsin,” dedi Can, gülümsemeye çalışarak. “Neden aramadın?”

Ayşe’nın sesi boğuk çıktı. “Konuşmamız gereken şeyler var, Can.”

Can, Ayşe’nin elindeki klasörü görünce yüzündeki tüm renkler silindi. Plak elinden kayıp yere düştü, metal bir sesle parçalandı. “Ayşe, bu… bu benim özel eşyalarım.”

“Özel mi?” diye sırıttı Ayşe, acı bir tebessümle. “Yoksa kirli sırlar mı demeliyiz?” Klasörü Can’ın önüne bıraktı. Gazete kupürleri ve Mert’in notları açık bir şekilde duruyordu.

Can, masanın üzerine eğildi, kupürlere ve notlara baktı. Gözlerinde dehşet ve çaresizlik vardı. “Ayşe… ben açıklayabilirim.”

“Neyi açıklayabilirsin Can?” Ayşe’nin sesi yükseldi, yılların birikmiş şüpheleri ve anlık hayal kırıklığıyla doluydu. “Neyi? Bir insanın ölümüne sebep olduğun bir kazayı mı? Yoksa bu suçu yıllarca benden gizlediğini mi? Ya da en yakın arkadaşının seni nasıl parmağında oynattığını mı? O ‘iş meseleleri’ dediğin, Mert’in senden ne kadar para sızdırdığı mıydı? Yoksa senden hangi tavizleri koparıyordu?”

Can yere çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. “Gençtim Ayşe. Çok korkmuştum. Mert bana yardım etti. O an ne yapacağımı bilemedim. Her şey bir anda oldu. Alkol almıştım, direksiyon başında uyuyakalmışım. Uyandığımda bir şeye çarpmıştım. Kaçtım. Korktum. Mert’i aradım. O da korktu ama beni korumak istedi. O günden sonra her şey değişti. Bu sırrı kimseye söyleyemezdim. Sana nasıl söylerdim? Her şeyimi kaybederdim. Seni kaybederdim.”

“Her şeyi kaybetmek mi?” Ayşe’nin sesi titredi. “Peki benim hissettiklerim ne olacak? Bizim evliliğimiz, Can? Benim sana duyduğum güven? Hepsi bir yalan mıydı? Kurduğumuz her şey, bir katilin kaçışının ve bir arkadaşın şantajının üzerine mi inşa edilmişti?”

Can başını kaldırdı, gözleri kıpkırmızıydı. “Ben bir katil değilim Ayşe! O insan hastanede hayatını kaybetti, ben kaçtığım için değil. Ama suçluluk… Vicdanım beni hep yedi bitirdi. Her gün bununla yaşadım.”

“Vicdan mı?” Ayşe sinirle güldü. “Vicdan sahibi bir insan, bir suçu örtbas etmek için en yakın arkadaşını kullanmaz. Vicdan sahibi bir insan, sevdiği kadına bunca yıl yalan söyleyemez. Vicdan sahibi bir insan, başkasının acıları üzerine kendi ‘mükemmel’ hayatını kuramaz Can!” Ayşe’nin sesi son kelimede çatladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. “Benim her gün öpüp uyandığım, kahvemi paylaştığım adam, meğerse bambaşka biriymiş.”

Can, Ayşe’ye doğru emekledi, ellerini uzattı. “Ayşe, ne olur gitme. Ne olur beni dinle. Ben çok pişmanım. Yıllardır bu yükle yaşıyorum. Seni kaybetmekten o kadar korktum ki, söyleyemedim. Mert de… o da başından beri benden faydalandı. Önce yardım etti, sonra benden hep bir şeyler istedi. İşlerimde ona ortak oldum, borçlarını ödedim. Her şeyimi aldı benden. Çünkü bu sırrı hep kullanıyordu. En sonunda dayanamadım, bu projede ona büyük bir pay vermem için beni tehdit etti. İşte bu yüzden gerginim.”

“Demek Mert’le aranızdaki gerginlik bu yüzden,” dedi Ayşe, buz gibi bir sesle. “Bir dostluk sanmıştım. Meğerse bir suç ortaklığı ve şantajmış.”

Ayşe oturduğu yerden kalktı, pencereye yürüdü. İstanbul’un ışıkları parlıyordu dışarıda. Her bir ışık, Ayşe’nin parçalanan hayatının bir parçasını simgeliyordu sanki. Can’a baktı. Yere çökmüş, gözyaşları içinde yalvaran adam, hala sevdiği adam mıydı? Yoksa bu sadece bir illüzyon muydu? Kime güvenmişti, kiminle bir hayat kurmuştu?

“Bana bir yalanı sevdirdin Can,” dedi Ayşe, sesi yorgun ama kararlıydı. “Bana o yalanın üzerine bir hayat kurdurttun. Her gün uyandığımda, karşımda duran adamın, senin, aslında ne kadar farklı biri olduğunu bilmeden yaşadım. Bu, benim için affedilemez bir ihanet.”

Can başını kaldırdı, gözleri umutsuzca Ayşe’nin gözlerini arıyordu. “Ayşe, ben değiştim. O genç halimden çok farklıyım. Seni seviyorum. Bu evliliğimiz, her şeyimsin.”

Ayşe gülümsedi, bu kez tebessümü acı değil, hüzünlüydü. “Bana yıllarca söylemediğin bir sırrın ağırlığıyla bu evi paylaştık. Mert’in şantajları, senin korkuların… Hepsi bizim yatak odamızda, bizim sofralarımızda dolaştı, fark etmeden. Ben bunu taşıyamam Can. Artık taşıyamam.”

Ayşe yatak odasına doğru yürüdü. Bavulunu açtı, en gerekli eşyalarını içine atmaya başladı. Can arkasından geldi, kapının pervazına yaslandı.

“Nereye gidiyorsun?” diye fısıldadı. “Beni bırakmayacaksın, değil mi?”

Ayşe duraksadı, elindeki elbiseyi bavula koydu. Döndü ve Can’a baktı, gözlerinde artık ne öfke ne de nefret vardı, yalnızca derin bir boşluk. “Bilmiyorum Can,” dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “Şu an bildiğim tek şey, bu evin temellerinin çürük olduğu. Ve ben, çürük temeller üzerine kurulu bir hayatta daha fazla kalamam.”

Bavulunu kapattı. Yanından geçerken Can’ın yüzüne bile bakmadı. Evlerinin kapısından çıktığında, İstanbul’un ışıkları Ayşe’nin arkasında kaldı. O kapıdan dışarı adımlarını atarken, sadece Can’ı değil, yıllarca inandığı her şeyi, tüm o mükemmel evlilik illüzyonunu da arkasında bırakmıştı. Önündeki yol karanlıktı, ama en azından artık o karanlığın gerçek olduğunu biliyordu.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top