aile dramı
Yalanlara Sarılı Hayat
Elif, pencereden dışarı süzülen akşam güneşinin, oturma odalarının tozlu perdelerinden süzülüp eski ahşap sehpanın üzerine düşen son ışıklarını izliyordu. On yıldır Can ile evliydi. On yıl… Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş, ama her geçen yıl, içlerinde büyüyen o boşluk, o sessiz çığlık biraz daha derinleşmişti. Bir çocukları olmuyordu. Tüm denemelere, tüm doktor randevularına, tüm umutlu bekleyişlere rağmen, evleri hep iki kişilik kalmıştı. Bu durum, onların birbirine daha da kenetlenmesini sağlamıştı aslında. Ya da Elif öyle sanıyordu. Can’ın “Biz ikimiz birbirimize yeteriz, takma kafana. Kader ne derse o olur,” sözleri, onun için hep bir sığınak olmuştu. Ama son zamanlarda, o sığınakta küçük, görünmez çatlaklar belirmeye başlamıştı.
Can, son aylarda daha da içine kapanık, daha dalgın olmuştu. İşleri çok yoğun olduğunu söylüyor, geceleri geç geliyor, sabahları erkenden çıkıyordu. Telefonu sürekli yanında, sanki sır taşıyan bir sandık gibi, hep ekranı aşağı dönük duruyordu. Elif, ilkokul öğretmeniydi. Minik öğrencilerin cıvıltılarıyla dolu bir dünyadan, akşamları eve gelip Can’ın sessizliğiyle karşılaşmak, kalbinde anlamlandıramadığı bir ağırlık yaratıyordu. “Çok mu yoruldun Can’ım?” diye sorduğunda, Can’ın sadece omuz silkişi ve “İşler, Elif’im, işler…” deyişi artık yetmiyordu. Eskiden her şeyini anlatan adam, şimdi duvarlar örmeye başlamıştı etrafına.
Bir akşam, Elif, Can’ın duşta olduğu sırada, onun sehpanın üzerinde unuttuğu telefonuna takıldı gözü. Telefonun ekranı açıktı ve bir mesaj bildirimi parlıyordu: “Transfer tamamlandı, bilgiler e-postanızda.” Gönderen: “Kargo Takip Merkezi.” Elif’in kaşları çatıldı. Can’ın işi ithalat-ihracattı ama o genelde böyle mesajlar almazdı, özellikle de gecenin bu saatinde. Üstelik bu, Can’ın yurt dışından aldığı bir ürünün kargosu değildi, mesajın tonunda farklı bir şeyler vardı. İçindeki küçük, kemirgen şüphe birdenbire büyüdü. Elif telefonu eline aldı. Parmağı, Can’ın şifresini tuşlamak üzereyken duraksadı. Yıllarca güvenle inşa ettikleri bu evliliğe, bir casus gibi girmek, ona ters geliyordu. Ama içindeki ses, “Öğrenmelisin,” diye fısıldıyordu. Gözlerini kapatıp bir nefes aldı ve şifreyi tuşladı. Doğruydu.
Mesajlar uygulamasını açtığında, “Kargo Takip Merkezi” başlıklı e-postanın bir önizlemesiyle karşılaştı. Konu: “Son Ödeme Onayı ve Teslimat Bilgileri.” Kimseye söylemeden, e-postayı açtı. İçerik anlamsız sayılar, yabancı terimler ve bir adres içeriyordu: “Sofya, Bulgaristan.” Ve en alt satırda, küçük ama okunaklı bir ibare: “Gelecek planlamanız için tebrikler. Transfer için lütfen hazır olun.”
Gelecek planlaması mı? Ne planlaması? Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. E-postayı kapatıp Can’ın telefonunu bıraktığı yere koydu. Duştan çıkan Can’ın neşeli sesiyle irkildi. “Su çok iyi geldi, Elif’im! Hadi gel, sana sarılayım.” Elif, zoraki bir gülümsemeyle Can’a döndü, ama içi buz kesmişti. O gece, Can’ın kolları arasında uzanırken, Elif’in zihni durmadan Sofya, Bulgaristan ve o anlamsız transfer mesajı etrafında dönüp durdu.
Ertesi gün, Elif araştırmaya başladı. Can’ın iş yerindeki muhasebecisi olan, yıllardır tanıdığı bir arkadaşına, “Can’ın işleri nasıl gidiyor, bu aralar çok yorgun görünüyor,” diye sordu üstü kapalı. Arkadaşı, “Aman Elif’çim, Can’ın işleri pek yolunda sayılmaz. Birkaç büyük batık verdi, hatta bankadan çok yüklü bir kredi çektiğini duydum. Borçlar epey birikti sanırım,” dedi tereddütle. Elif’in dünyası başına yıkıldı. Can ona hiç bahsetmemişti. Ne batıktan, ne de krediden.
Birkaç gün sonra, kapıları çaldı. Genç, sert bakışlı bir adam, elinde bir zarfla duruyordu. “Can Bey burada mı ikamet ediyor?” Elif, titrek bir sesle “Evet,” dedi. Adam elindeki zarfı uzattı. “Can Bey’in adınıza çektiği ipotekli konut kredisinin iki aydır ödenmeyen taksitleri var. Yasal süreç başlıyor, bilginiz olsun.” Elif’in eli, zarfı alırken titredi. Adam gittiğinde, zarfı açtı. İçindeki belgeler, Elif’in hayatının en büyük şokuydu. Oturdukları, kendilerine ait sandıkları evin tapusu, Can’ın habersizce çektiği devasa bir kredi için teminat olarak gösterilmişti. Ve Elif’in imzası… Evet, o da vardı. Ama bu imza sahteydi. Can, yıllar önce evlendiklerinde, tapu işlemleri için aldığı bir vekaletnameyi kullanarak, onun adını taklit etmişti.
Elif, ne hissedeceğini bilemiyordu. Öfke mi, korku mu, hayal kırıklığı mı? Tüm duygular birbirine karışmış, boğazına düğümlenmişti. Akşam Can eve geldiğinde, Elif mutfakta, elinde belgelerle bekliyordu. Can, Elif’i görünce yüzündeki gülümseme dondu. Elif, elindeki belgeleri masaya çarparak bıraktı. “Bu ne Can? Bu ne demek oluyor?”
Can’ın yüzü bembeyaz oldu. Kekeledi, “Elif, ben… açıklayabilirim.”
“Açıklayabilir misin? Benim adımı kullanarak, ben bilmeden evimizi nasıl ipotek ettirirsin? Neden? Neden bana yalan söyledin?” Elif’in sesi bir fısıltıdan, bir çığlığa dönüşüyordu.
Can, masaya çöktü. “Banka batıkları, Elif. İşler çok kötüydü. Batıyorduk. Kaybetmek üzereydik her şeyi. Bu ev, bizim tek güvencemizdi. Ben, ben bunu düzeltmek için yaptım.”
“Düzeltmek için mi? Evimizi riske atarak mı? Peki ya Sofya? Kargo takip merkezi? Transferler? Onlar neyin nesi?” Elif’in sesi buz gibiydi. Gözlerinde öfke ve incinmişlik vardı.
Can’ın rengi attı. Gözlerini kaçırdı. “Ne Sofyası? Elif, sen nelerden bahsediyorsun?”
“Telefonundaki e-posta, Can! Gördüm! Bir transfer, bir gelecek planlaması… Benim bilmediğim ne var bu hayatta? Kimsin sen? Ben kiminle yaşıyorum bunca zamandır?”
Can, başını ellerinin arasına aldı, omuzları sarsılıyordu. “Yapma, Elif. Lütfen… Ben bunu senin için yaptım. Bizim için.”
“Ne için? Yalanlar ve borçlar içinde kaybolmak için mi?”
Can, başını kaldırdı. Gözleri yaşlıydı, ama içinde öyle derin bir umutsuzluk vardı ki, Elif’i bir an için duraksattı. “Çocuk… Elif, çocuk için.”
Elif’in nefesi kesildi. “Ne çocuğu? Ne saçmalıyorsun sen?”
“Denedik, defalarca denedik. Olmuyor. Olmayacak. Ben seni öyle mutsuz görmeye dayanamadım. O boş beşiği, o hayalini kurduğumuz cıvıltıları… Biliyorum, sen çok istiyorsun. Ben de istiyorum. Her şeyden çok.” Can’ın sesi titriyordu, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. “Bulgaristan’da bir yerle konuştum. Çok pahalıydı ama bir umut vardı. Tüp bebek denemelerinden sonra, son bir şans, dediler. Ama çok maliyetliydi. Ben de… ben de bu işlere girdim. O parayı sağlamak için. O batıklar da oradan çıktı zaten. Ama söz vermişlerdi, olacak Elif, bir çocuğumuz olacak sandım.”
Elif’in beyni donmuştu. Sözler, cümleler, sesler… Hiçbir şey anlam ifade etmiyordu. “Sen… sen ne yaptın Can?”
“Orada bir merkez var. Gizli… yasalardaki boşluklardan faydalanıyorlar. Donasyon, taşıyıcı annelik… çok karmaşık Elif. Ama bana garantilediler. Senin yumurtalarınla, benim… benim spermlerimle… bir taşıyıcı anne vasıtasıyla… Senin haberdar olmanı istemedim, çünkü biliyordum ki bu yollara başvurmayacaktın. Ama ben seni bu acıdan kurtarmak istedim. Sana bir çocuk vermek istedim.”
“Benim adıma mı? Benim hayatım pahasına mı? Benim rızam olmadan mı?” Elif’in sesi artık bir çığlıktı, ama bu kez öfkeden değil, tarifsiz bir acıdan boğazı düğümlenmişti. “Sen benim en mahrem rüyamı çaldın, Can! Onu bir ticarete dönüştürdün! Benim haberim olmadan bir taşıyıcı anneyle anlaşmak, benim geleceğim hakkında kararlar vermek… Bu nasıl bir sevgi? Bu nasıl bir ihanet?”
Can, başını tekrar ellerinin arasına aldı. “Ben sadece… sadece senin yüzünü güldürmek istedim. Başka çarem yoktu sandım. Her şeyimi verdim. İşim battı, bataklığa saplandım. Tek düşündüğüm sendin, Elif. Bir çocuğumuz olacaktı. Bu ev, her şey… Ben telafi edecektim. Borçları ödeyecektim. Ama sonra her şey birbirine girdi.”
Elif, Can’ın sarsılan omuzlarına baktı. Gözyaşları yanaklarını ıslatırken, gördüğü adamı tanıyamıyordu. Bu, uğruna her şeyi riske atacak kadar çaresiz bir aşık mıydı, yoksa kendini kaybetmiş, yalanlarla beslenmiş bir kumarbaz mı? Hangi yüzü gerçekti?
“Şimdi ne olacak Can?” diye sordu kısık sesle. “Bir çocuğumuz mu olacak? Benim haberim olmadan, benim rızam olmadan, hangi ülkede, hangi kadın aracılığıyla? Peki ya bu ev? Borçlar? Bizim hayatımız? Bu yalanlara sarılı hayatımız ne olacak şimdi?”
Can, ağlamaktan kızarmış gözlerle Elif’e baktı. Söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. O anda Elif’in zihninde, son on yıl bir film şeridi gibi akıp geçti. Ne kadar çok şeyi onun sevgi dolu bir adam olduğuna bağlamıştı. Ne kadar çok şey aslında bu derin, sinsi ihanetin üstünü örten ince bir perdeymiş. Onun çaresizliğini anlamıştı, çocuk sahibi olma arzusunun ne kadar yıkıcı olabileceğini de. Ama bu, gerçeği çarpıtan, hayatlarını mahveden yalanları haklı çıkarmazdı. Bu, onun kimliğine, kararlarına ve bedenine yapılan bir ihanetti.
Elif, masadaki belgelere, sonra da Can’ın perişan haldeki yüzüne baktı. Kalbinde hissettiği şey aşk değildi, öfke değildi. Daha çok bir boşluktu. Güvenin yıkıldığı, umudun söndüğü, üzerine bir ömür inşa ettikleri temel taşlarının tuzla buz olduğu bir boşluk. Can, o boşluğu bir çocukla doldurmak isterken, aslında her şeyi paramparça etmişti.
Gözlerini pencereden dışarı çevirdi. Akşam olmuş, son ışıklar da çekilmişti dünyadan. Oda karanlığa gömülürken, Elif’in içinde bir karar filizleniyordu. Bu karanlıkta, kendine ait bir ışık bulmak zorundaydı. Yalanlara sarılı bu hayatı çözmek, ağır bedelleri olsa da, şimdi tek yoldu. Ve o bedelin ilk taksiti, Can’ın gözlerindeki çaresizliğe rağmen kalbindeki o ince sızıyı görmezden gelmek olacaktı. Belki de asla iyileşmeyecek bir sızıydı bu.
